2011 seçim

Genel 2011 Genel Seçim Sonuçları. Tüm iller ve ilçelere ait genel seçim sonuçları. 2011 genel seçim sonuçları dakika dakika burada. Tüm iller, ilçeler ve beldelere ait seçim sonuçları. 2009 yerel seçim sonuçları ile karşılaştırma. 2011 genel seçim sonuçları dakika dakika burada. Tüm iller, ilçeler ve beldelere ait seçim sonuçları. 2009 yerel seçim sonuçları ile karşılaştırma. 2011 SEÇİM BEYANNAMESİ ... Seçim Beyannamemiz, Türkiye’yi bölgesinde lider ve küresel anlamda bir güç merkezi haline getirme hedefi doğrultusunda Milliyetçi Hareket Partisi’nin sözü ve senedi olarak Yüce Türk Milletinin değerlendirmesine sunulmaktadır. Yine de 2011 seçim totosunda CHP’ye şans verenler yok değil: En yaygın tahmin, AKP 2, CHP 1. Bunda, CHP’li adayı Kenan Bıyık’ın tanınan ve sevilen biri olmasının da payı var. Ziraat Çay Bahçesi’nde sohbet ettiğimiz üç hanım, Erdoğan’a oy verecek. Zaten buralarda kimse “Akepe” ya da “Ak Parti” demiyor ... 2011 seçimleri, 34 yıl sonra ilk kez belirlenen vakitte yapılan ilk genel seçim oldu. Bu seçimde Kürtçe propaganda serbest bırakılmıştı ve 25 yaşındakiler de milletvekilliğine aday ... Hukuk ve Seçim İşleri Tanıtım ve Halkla İlişkiler Ekonomi Politikaları ve İşveren Örgütleri İşçi Sendikaları, Esnaf - Sanatkar ve Sivil Toplum Kuruluşları Sosyal Politikalar Bilgi ve İletişim Teknolojileri Bilim Yönetim Kültür Platformu Seçim Sonuçları 2011 - Milletvekili Genel Seçim Sonuçları ve tüm illerin detaylı seçim sonuçlarına sayfamızdan ulaşabilirsiniz. Seçim Sonuçları, 2018, 2017, 2015, 2014,2011, 2007, 2002, 1999, 1995, 1991, 1987, 1983, 1977, 1973, 1969, 1965, 1961, 1957, 1954 Yılları Seçim Sonuçları Seçim Ana Sayfa Referandum 2010 Sonuçlar ... 2011 - Türkiye Geneli Partilerin Oy Dağılımı . Chart. 2011 - Türkiye Geneli Partilere Göre Milletvekili Dağılımı ...

Türkiye cumhuriyeti üzerinde oynanan büyük oyun

2020.07.25 23:11 AllahyokDindogru Türkiye cumhuriyeti üzerinde oynanan büyük oyun

Türkiye cumhuriyetinin en aydın kesimi olarak sizelere eksisözlük kullanıcı olan 24 yaşında bir üniversite öğrencinin devletin ileri gelen bakan başbakan cumhurbaşkanlarının ortak yönleri ifşa eden bi arkadaşımızın içeriğini paylaşmak isitiyorum. Bu içerik ekşisözlükten kaldırılmıştır. En son içeriği okuduğum da favı iki bin kusurdu. Sizlerin de yorum ve görüşlerini almak ve üzerinde tartışmak için bıraya aktarma kararı aldım.
1*bülent ecevit ve deniz baykal'ın rockefeller bursu ile amerika'da çalışması...
rockefeller demişken, rockefeller 1928 yılında vehbi koç'la işbirliği yaparak standart oil petrol şirketinin yerel temsilciliğine getirilmiştir. (bkz: #45831991)
2*bülent ecevit harvard üniversitesi'nde henry kissinger'ın yanında 8 ay inceleme yaptı. ilginçtir daha sonra henry kissinger abd'de dışişleri bakanlığı yaptı. o esnada ise ecevit türkiye'de başbakanlık yapıyordu. ve tarihler 1974'ü dünyanın ecevit başbakan olarak kıbrıs'a müdahale planını devreye soktu. kissinger ile defalarca görüşme yaptı.
3*süleyman demirel henüz üniversite'den yeni mezun olmuşken 1950 senesinde abd'ye gidip araştırmalarda bulundu. döndü, 1953'te seyhan barajı proje müdürü oldu. bu dönemde adnan menderes'in dikkatini çekerek çok erken yaşta dsi barajlar dairesi başkanlığına getirildi. 1955'te dsi genel müdürü oldu. akabinde eisenhower bursu ile tekrar amerika'ya gitti. döndü, bir kaç sene sonra dünyaca ünlü morrison şirketinin yerel temsilcisi seçildi (bkz: morrison süleyman) ardından siyasete atıldı, 1964'te celal bayar'ın da büyük gayreti ile genel başkan seçildi. yılların süleyman demirel'i işte böyle paraşütle en tepeye iniş yaptı.
4mehmet şimşek'in aynı zamanda ingiliz vatandaşı olması... 2007 senesinde akp'ye karşı girişilen sosyal-ekonomik-askeri baskıdan sonra yaşanan seçimleri akp %47 oy oranı ile kazandı. bu seçimlerden önce hükümet heyeti ingiltere ziyaretinde bulunmuştu. ziyaret esnasında exeter üni. mezunu mehmet şimşek her nasıl olduysa hükümetin dikkatini çekti. ar1bülent ecevit ve deniz baykal'ın rockefeller bursu ile amerika'da çalışması… rockefeller demişken, rockefeller 1928 yılında vehbi koç'la işbirliği yaparak standart oil petrol şirketinin yerel temsilciliğine getirilmiştir
dından seçimde milletvekili olarak gösterildi. milletvekili seçildi. ve hemen ekonomiden sorumlu devlet bakanı yapıldı. sanki birileri mehmet'i bakan yapın dercesine...
*exeter üniversitesi demişken, eski c.başkanı abdullah gül de o okulda okudu. ardından islam kalkınma bankasında görevlendirildi. exeter üniversitesi'nin anlam ve önemi için: buyrun
5*exeter'li diğer türkler: fehmi koru (gazeteci) durmuş yılmaz (eski merkez bankası başkanı) şükrü karatepe (refahlı belediye başkaı) ekmeleddin ihsanoğlu (çatı adayı)
6*ali babacan'ın fulbright bursu ile okumuş olması. fulbright bursunun anlam ve önemi için: buyrun
7*dipnot: amerikan burslarının anlam ve önemine binaen:
--- spoiler ---
"1975 yılı. richard podol aıd (uluslararası kalkındırma örgütü) uzmanı.. amirlerine yolladığı türkiye raporunda bakın neler diyor:
“yirmi yıldan fazla bir zamandır türkiye’de faaliyette bulunan amerikan yardım programı bir zamandan beri meyvelerini vermeye başlamıştır. önemli mevkilerde amerikan eğitimi görmüş bir türk’ün bulunmadığı bir bakanlık ya da bir iktisadi kamu kuruluşu hemen hemen kalmamıştır. bu kimseler halen bulundukları örgütte ‘ilerici güç’ niteliğini taşımaktadır. genel müdür ve müsteşarlık mevkilerinden daha büyük görevlere kısa zamanda geçmeleri beklenir. aıd bütün gayretleri bu gruba yöneltilmelidir.
geniş ölçüde türk idarecilerini indoktrine etmek gerekir. burada özellikle orta kademe yöneticiler üzerinde durmak yerindedir. amaç, bunlara yeni davranışlar kazandırmaktır. bu grubun yakın gelecekte yüksek sorumluluklar mevkilerine geçecekleri düşünülürse, bütün gayretlerin bu kimseler üzerinde toplanması mantık açısından doğrudur." --- spoiler ---
8*turgut özal'ın demirel tarafından bürokratlığa getirilmesi... çok ilginçtir, basit ve sade bir hayatı olan özal semra hanım'la evlenmesinin ardından amerika'ya texas tech üni'ye gidip araştırmalarda bulundu (yazar notu: abd'ye gidip araştırmalarda bulunanlar nedense ilerde hep başbakan oluyor) dönüşte birden elektrik işleri etüd idaresi müdürü olan özal ardından demirel'in danışmanlığına peşinden de dpt müsteşarı yapıldı ve akabinde dünya bankası sanayi danışmanı olması için abd'ye davet edildi. demirel'in yanı sıra erbakanla da çalışan özal milletvekili adayı gösterildi. seçilemedi. tekrar dpt müsteşar vekili yapıldı. ardından batı ülkeleri türkiye'den bazı "ekonomik hamleler yapmasını istedi" demirel önce direndi sonra kabul etti, bu hamleleri yapması için de turgut özal'ı başbakanlık müsteşarı yaptı. böylece özal çok önemli 24 ocak kararlarının mimarı oldu. ardından darbe oldu. 22 ay boyunca bülent ulusu idaresindeki darbe hükümetiyle çalıştı. sonra demokratik seçimlere giren 3 partiden biri oldu. diğeri ise mdp'nin başkanı turgut sunalp'ti.
9*turgut sunalp demişken... turgut özal 1983 seçimleri için kenan evren'in izin verdiği üç liderden biridir. diğerleri turgut sunalp ve necdet calp'tır. turgut sunalp 1948'de abd'ye gönderilen 16 subaydan biridir. bu subaylar abd'ye nato kapsamında eğitim almaları için gönderildi. her biri geri gelince çok önemli vazifeler üstlendi. örneğin 16 subaydan 14'ü 1960 darbesinde etkin rol aldı. 60 darbesinde rol almayan iki isim ise danışkarabelen ve turgut sunalp'ti.
10*danış karabelen demişken... o da 1953'te sona eren kore savaşına katılan türk komutanlar arasındaydı. nasıl olduysa danış karabelen savaştan sonra cia tarafından üstün hizmet belgesi aldı. savaşı amerikan genel kurmayı yaptı ama belgeyi ne hikmetse cia verdi. ardından türkiye nato'ya girdi, karabelen orgeneralliğe yüksedi ve daha sonra "kontrgerilla, türk gladyosu ve ergenekon" olarak bilinen "özel harp dairesi" isimli yapılanmayı bizzat kurdu.
11* 16 subaydan 2'si 1960 darbesine katılmadı demiştik, 14'ü katıldı. evet. onlardan biri de tanıdık bir sima: alparslan türkeş. türkeş darbe bildirisini 27 mayıs cuma günü sabah 5:25 sularında okuyan kişidir. cümlelerini tamamlarken "nato ve cento'ya bağlıyız" diyordu türkeş.
12* nato ve centoya bağlıyız cümlesi türkiye'de yaşanan darbelerin tümünde kullanılmış bir cümledir. 1980 darbesi'nin de sonunu süslemiştir. netekim 12 eylül'de yapılan darbeden sadece iki hafta sonra nato genelkurmay başkanı türkiye'ye geldi ve kenan evren'le görüştü, akabinde rogers planı devreye girdi. rogers nato genelkurmay başkanıydı ve kenan evren'i "yunanistan'ın nato'nun askeri kanadına geri dönmesine onay vermesi için" ikna etmişti. 1974'te yaşanan kıbrıs müdahalesi ile yunanistan natodan ayrılmış 1977 ise geri dönemk için başvurmuştu. fakat geri dönebilmesi için tüm üyelerin onayına ihtiyacı vardı. türkiye ise onay vermediği için yunanistan geri dönemiyordu. bu türkiye'nin en büyük kozlarından biriydi. fakat kenan evren darbeden sadece 1 buçuk ay sonra yunanistan'ın nato'ya dönmesinek koşulsuz izin vermiştir.
13* nato'ya geri dönmek demişken. aslında yunanistan ile nato'dan ayrılan bir ülke daha vardı. o da fransa. fransa da nato'nun akseri kanadına geri dönmek istedi. onu da akp kabul etti. halbuki fransa 2001 senesinde saddam türkiye'yi tehdit ettiğinde türkiye'nin sınırına döşenmesi gündemde olan patriot'lara müsaade etmemiştir.
14* saddam demişken, saddam'ın humeyni'yi öldürmesi için kurulan 15 kişilik amerikan özel suikast grubunun bir üyesi olduğunu biliyor muydunuz?
15* akp demişken... akp'nin 17 aralık sürecinde sıkça adını duyduğumuz değerli dostu yasin el kadı var biliyosunuz. bu kişi aslında te 2001 senesinde abd tarafından usame bin ladin'in adamı olduğu için terörist ilan edilmiştir. daha sonra tüm mal varlığı dondurulmuştur.
16* üsame bin ladin demişken... üsame bin ladin, rusların afganistan'ı işgale kalkışmasının ardından amerika'nın "rus işgalini önlemek için müslüman grupları silahlandırmak" politikası nedeniyle doğmuş bir güçtür. usame bin ladin & brzezinski
17* brzezinski eski abd başkanlarından carter'ın danışmanı. ruslara karşı müslüman grupları silahlandırma politasının mucidi ve el kaide'nin mimarı. 2007'de obama'yı destekledi. 2012 yılında ise "abd yanlış yaptı, gerekli hazırlıklar yapmadan suriye'ye saldırmak hataydı" diye beyanat verdi. dikkatinizi çekerim, yıl 2012... haber sonra dış destekli ışid kuruldu ve palazlandı. şimdi ise ışid'e müdahale için suriye'ye müdahale gündemde. mevzuyu çakozladınız dimi?
18* brzezinski ile bu düşünceyi paylaşan bir diğer çok önemli dış politika uzmanı ise morton abramovitz. kendisi daha beyoğlu ilçe başkanı iken tayyip erdoğan'la abd'de görüşmüş bir kimse. bunu bizzat çok önemli bir iş adamından dinledim. bu iş adamının ismini söylemem fakat tayyip erdoğan'la beraber top oynamış olduğunu söyleyebilirim. abramovitz o sıralar abd ankara büyükelçisiydi. görüşmeyi ruşen çakır ayarladı. bu bahsettiğim türkiye görüşmesi. az yukarıda bahsettiğim ise "abd" görüşmesi. tayyip erdoğan bu görüşmeden sonra "abd'ye giderek temaslarda" bulunmuştur.
19* morton abramowitz ve graham fuller bu tarihten sonra sürekli refah'ı incelemeye almış. analizlerde bulunmuş ve siyasal islam=türkiye'nin geleceği tesbitine varmışlar. bakın yıl 1995, o dönem siyasal islam bırakın iktidar olmayı, parti kuramıyorlar, sürekli saldırı yiyorlar, partileri kapatılıyor, belediye başkanları içeri atılıyor, 28 şubat döneminde kıyıma uğruyorlar. ama graham fuller ve morton abramovitz siyasal islam=türkiye'nin geleceği diyor. neyse. bunu ben söylemiyorum, 1996 aydınlık da söylüyor: link
20* abd'ye gidip görüşmeler yapan erdoğan, ve exeter'li abdullah gül her nedense parti içinde farklı bir konuma geliyor: buyrun konuşma içinde dikkatinizi çekti mi bilmem, bir de fehmi koru lafı geçiyor. fehmi koru'nun da exeter'li olduğunu söylememe gerek yok sanırım. aynı zamanda koru, bilderberg toplantılarının da katılımcısı. bilderberg ne mi? o da başka zamana.
Kaynak https://web.archive.org/web/20160213151954/https://eksisozluk.com/entry/45841898
21* en son bilderberg deyip bırakmıştım. fakat bilderberg konusunu bir süre daha askıya alıp "siyasal islam" konusunu açıcam. zira onunla ilgili çok mesaj gelmiş, konuyu zihninde oturtamayanlar olmuş. en baştan kısaca alıcam. iran'daki en sık kullanılan isimlerden biri hatta birincisi reza yani rızadır. dünya kupasında iran milli takımının maçını izleyenler görmüştür zaten, sahada 5 tane rıza vardı. bu rıza isminin fazla olmasının nedeni rıza pehlevidir. rıza pehlevi 1925'te iran'ın başına geçen kişidir. o dönemde ruslar'ın iran üzerinde kapitalist faaliyetleri bulunuyordu. bu nedenle rıza pehlevi rus baskısını azaltmak ve iktidarını sağlamlaştırmak, hakimiyetini sağlamak yani koltuğunu korumak için ingilizlerin kucağına düşmek zorunda kaldı (1). iran bu nedenle ingilizlerle çok içli dışlı bir ülke oldu. ardından rıza han 1925'te kendisini şah ilan edip krallığa geçince otoriterleşti. zamanla kendisine muhalif olanlar arttı. ve sonunda musaddık isimli bir devlet görevlisi kendisine isyan bayrağı çekti. neticesinde başbankalığa kadar geldi. gelir gelmez de "iran petrollerini millileştirdi." ve böylece ingilizler artık iran petrolünden para kazanamamaya başladı. şimdi bir parantez açıyorum. "petrolü millileştirmek" bir liderin işleyebileceği en büyük suçtur. ve siz petrolü millileştirirseniz işte o zaman kapitalist düzen sizi baş düşman ilan eder. ve öyle de oldu, musaddık devrildi. roseevelt'in yeğeni, cia görevlisi kermit rosevelt birkaç milyon dolarlık bütçeyle iran'a giderek musaddık karşıtı örgütleme yaptı, ve musaddık kısa sürede devrildi. daha sonra abd "cia görevlisini gönderirsek ve yakalanırsa o zaman devlet suçlanır bu yüzden artık cia görevlisi göndermek yerine sivil toplum kuruluşları kuralım ve onların görevlileri gönderilsin, yarın bigün yakalanırlarsa da bizim başımız yanmaz" diyerek ondan sonra main gibi, imf gibi, otpor gibi kuruluşları ülke içinde finanse ederek hükümetleri düşürmeye başladı(2) neyse. musaddık gidince petrol yeniden ingilizleştirildi. rıza'nın oğlu rıza pehlevi ülkeyi 79'a kadar idare etti. işte tam da o sırada iran'da bir islam devrimi gerçekleşti. bursa'da sürgünde olan humeyni ırak'a oradan da fransa'ya sürgün edildi. ve arkasında büyük bir halk desteği olan humeyni geri döndü. rıza pehlevi ülkeyi terk etti. bikaç gün sonra ise iran'da batının kontrol edemediği bir devlet kuruldu: iran islam devleti. batılı ülkeler iran tarzı şeriat düzeniyle yönetilen ülkelerin petrolüne kaynaklarına öyle kolay el atamıyordu. bu durumun diğer ülkelerde de yaşanmaması için önce ırak'ı yani saddam'ı iranla savaştırdılar. ama daha sonra saddam iranla savaşı sonlandırıp, ülkesinde güçlenince abd'nin himayesindeki kuveyt'e saldırdı. saddam kontrol edilemez hale geldi. mısırda da geçmişte nasır isimli lider batıya baş kaldırmıştı.
özetle batı islam ülkelerinde kukla hükümetler tesis ediyor, ülkenin kaynaklarını sömürüyordu. fakat sonra kukla, pinokyo misali kendisini "gerçek biri" sanmaya başlayınca kontrolden çıkıyor ve batının sömürüsü baltalanıyordu. bazen de ülkenin dinamikleri bu kukla yönetimlerden şikayet ederek musaddık gibi liderleri başa getiriyordu. işte batı "kukla liderler" tesis etmek yerine, bu ülkeler için bir model oluşturma ve diktatörleri değil sistemi kendisine bağlamanın daha iyi olacağını düşündü.
bu düşünceler, 1980'lerde rand corporation isimli kuruluşlar aracılığıyla raporlandı, bir çok cia görevlisi bu konularla alakalı olarak makaleler yazdı. ve nihayetinde siyasal islam denilen kavramla birlikte batı yanlısı, sömürge islam devleti oluşturabilmek için ortaya bir proje atıldı. bu projeyi aslında siz çok iyi biliyorsunuz, adı (bkz: büyük ortadoğu projesi).
devamı gelecek.
devam... öncelikle bu sabah yazdığım yazının içeriğine ilişkin bazı kısımlara yeni maddelerle açıklama getiricem.
22* rıza pehlevi'nin ingiltere'nin kucağına düştüğünü söyledim. bu söylediğim olayın bir benzerini de türkiye yaşadı. 1950 seçimlerinde dp %52 oyla meclisin nerdeyse %80'ini eline geçirdi. akabinde türkiye'de bir bolluk yaşandı. fakat bu bolluğun nedeni yapılan marshall yardımlarıydı. dış politikada ise önemli şeyler oluyordu. beş sene önce 1945'te yalta'da dünyanın üç büyük lideri bir araya geldi. . ve yalta konferansı gerçekleşti. konferans bitince garip birşey oldu. stalin durup dururken ağrı kars ve artvin bölgesinde hak iddaa etmeye başladı. türkiye'de bir tür "komünist tehlikesi" yaşanmaya başlandı. menderes döneminde bu algı arttı. "bacımızı kamusallaştıracaklar" türünden laflar çıktı. ülkede "komünizm'den kurtulmak için" abd ile ittifak yapmalıyız türünden fikirler ortaya atıldı. bazılarının çok sevdiği said nursi bile "islam'ın düşmanı komünizmdir, abd de onlarla savaştığı için islamı koruyor, türkiye abd ile birlikte olmalı" türünden laflar etmeye başladı. dp mitinglerine katıldı. neticede türkiye 1952'de natoya girdi. bunun bedeli kore'de savaşan ve ölen türk askerinin kanıydı. türkiye menderes dönemi ile amerikadan ithal traktörlerle tarım cennetine döndü, bu üretim malları kore'de savaşan ülkelere satıldı. türkiye deyim yerindeyse tahıl ambarıydı. ve ekonomi iyiydi. fakat savaş bitince, enflasyon arttı. dış borç bulmak için menderes ülke ülke dolaştı. 1952'de özel harp dairesi kuruldu. önceki yazıda bahsetmiştim, daniş karabelen önderliğinde kurulan bu teşkilat sayısız problem ve olaya neden oldu. türkiye'de yollar ve binalar yaptı. "nato yolu" denilen yollar bu dönem yapıldı. nedeni ise basitti. sovyet saldırısına karşı teçhizatların taşınabilmesi için geniş ve sağlam yollar gerekiyordu. türkiye taviz verecek ve karşılığında yarımla, sovyet tehlikesinden korunacaktı. çok ilginçtir nato belgeleri yıllar sonra ortalara saçıldığında bir belgede olası komünist savaşında natonun planlarının neler olacağı yer alıyordu. bu plana göre nato savunma hattını sofya-belgrad arasına kuracaktı. bu şu demekti, olası bir işgalde nato orduları ne karsı, ağrıyı ne de anadoluyu, istanbulu koruyacaktı. bırakın türkiye, yunanistan bile terk edilerek savunma hattı sofya-belgrad'a çekilecekti. natonun korunacak bölgeler listesinde türkiye yer almıyordu. aptal yerine konuştuk. geçelim. 1950-55 yılları arasında abd'nin de yardımlarıyla türkiye bahar havasında yaşandı. fakat sonra ekonomik sıkıntılar nedeniyle her geçen gün daha da batağa saplantı. ve amerikan yardımları alabilmek için abd ile bir takım gizli ikili anlaşmalar imzalandı. her anlaşma ile biz de iran gibi kucağa düştük. ve en sonunda menderes abd'den beklentilerini karşılayamayınca sovyetler birliği ile iş birliği için görüşmeye başladı. ve haziranda yapılması kararlaştırılan görüşmelerden bir ay önce, mayısta darbe gerçekleşti. menderes'in amerika, eski müttefiki için kılını kıpırdatmadı.
23* kermit rosevelt'in darbesi bir abd planıydı ve musaddık'ın ingilizlere koklatmadığı petrolun intikamını cia almıştı. ama bu operasyon sonrasında abd bir ders çıkardı. dış operasyonlar kesinlikle devlet tarafından yapılmamalıydı. riskliydi. bu yüzden bir takım ngo'lar. yani hükümet dışı örgütler kuruldu. bunların en başında imf gelir. sonra main, otpor ve george soros gibi yatırımcıların kurduğu vakıflar kuruldu. bu vakıfların çalışma prensibi basitti, önce ülkelerle iyi ilişkiler ve iş adamları ile başarılı ticaret anlaşmaları kurulur ardından ülke içinde vakıflar açılır. bu kurumlara sağlam paralar finanse edilir ve bu paralarla medya, devlet kurumları, istihbarat şubelerinde adamlar satın alınır. ardından bazı sosyal olaylar hedef alınarak çeşitli prostestolar başlatılır. bu protestolarda görevlendir.ilen provokatörler olayların büyümesini sağlar, basın devreye girerek hükümet yıpratılır, önemli yazarlar ve iş adamları baskıyı artırır ve devlet kademelerindeki muhbirler bir takım belgeler yayınlayarak hükümeti iş yapamaz hale sokar. sonucunda hükümet kanlı olaylar ve medya baskısı ile düşmek zorunda bırakılırdı. kermit 1953'te iranda, otpor yugoslavyada, açık toplum vakfı ise çekoslovakyada bunu güzelce başardı. bu tip kurumlar kendi internet sitelerinde ülkede harcanan parayı bir gurur abidesi gibi yazarlar ve biz insalığa bu yıl şukadar para harcadık diye övünürlerdi. 2011 senesine kadar finanse edilen paralar her yıl yayınlanırdı. daha sonra arap baharı ile bu uygulamayı bir çok vakıf kaldırdı. hiç unutmuyorum, 2000 yıllarında tunus'a yıllık 10,000 $ yardım yapan bir sivil toplum örgütü, 2005'ten itibaren miktarı 400,000 dolara kadar çıkarmıştı. sadece tunus değil, birçok ülkede olayların çıkması için binlerce dolar o ülkelere akıtılmıştı. türkiye'de 2011 yılında bir sivil toplum örgütü tam 2milyon dolara yakın para akışı sağladı. basında soros ile ciddi şekilde ilişkisi olduğu iddia edilen bir sivil toplum örgütünün ise mütevelli heyetinde bir partinin genel başkanı bulunur. ilginçtir, bu kişinin adını iyi tanıyoruz: kemal kılıçdaroğlu. şaşırmayın.
24* az önceki maddede, danış karabelen önderliğinde kurulan özel harp dairesi'nden bahsettim. 1974'te ecevit ve erbakan hükümeti (chp ve mhp'nin ittifakına şaşıranlar yeniden okusun, tee 74'te erbakan chp ile ittifak yaptı. erbakan kimin hocası, biliyoruz dimi?) kıbrıs'a çıkarma yaptı. türkiye ve abd'nin arası açıldı. türkiye adanın tamamı için yola çıksa da yarıda bıraktı ve çekildi. fakat abd kızmıştı. ülkede bir takım krizler yaşanmaya başladı. çok açık bir şekilde demirel'in adalet partisi'nin mensupları ve bağlı bulundukları esnaf, tüccar, bakkal, perakendeci depoda malları bulunmasına rağmen "mal yok" diyerek stokçulğa başladı. bu şekilde hem daha çok kazandılar, hem de siyasi olarak chp'yi güzelce yıprattılar. fakat chp amerika'ya dik gitmeye devam etti. dünya haşhaş üretiminde söz sahibi olan abd türkiye'de haşhaş üretilmesini istemiyordu. türkiye'de haşhaş ekimi yasaktı. ama ecevit 1974'te haşhaş ekimini serbest bıraktı. edirnede bulunan ve sovyet topraklarını gözetleyen amerikan üstlerini kapattı. imf ile ilişkileri kesti. bir suikast yaşadı ve kurtuldu. 1 mayıs 1977'de yaşanan olaylardan sonra özel harp dairesi'nin varlığından haberdar oldu. o sıralar başbakan değildi ve bunu cumhurbaşkanı korutürk ve demirel'e anlattı. daha sonra bu bilgiyi açıkça meydanlarda dile getirdi. "devlet içinde, fakat devletin bilgisi ve denetimi dışındaki bir örgüt var" dedi. bunun üzerine 1977 seçimlerinden önce izmir'de kurşunlandı. suikastçi çok yakından vurdu. ama sadece yaraladı. amacı öldürmemekti. bu bir uyarıydı. ecevit seçimlerde %42 oy aldı. başbakan oldu. konuyu bu kez genelkurmay başkanına açtı. o kişi kenan evren'di. sonuç alamadı. olayı yargıya intikal ettirdi. savcı doğan öz olayı araştırmaya başlamıştı. önce bir rapor hazırladı.
--- spoiler ---
şiddet olayları, anarşik eylemler olarak nitelendirilebilecek kadar basit değildir. amaç, demokrasi umudunu yok etmek; onun yerine faşist düzeni gündeme getirmek ve bütün unsurlarıyla yürürlüğe koymaktır. böylece abd ve çokuluslu ortaklıklar, ortadoğu sorununu büyük ölçüde çözmek amacını gütmektedirler. bize göre bu sonuca ulaşmada cıa, kontrgerilla gibi gizli örgütlerin yönlendirmesi vardır. bu örgütler, devlet aygıtını geniş ölçüde kendi amaçlarına uygun şekle dönüştürerek demokrasi düşmanı akımları iktidar yapmayı öngörmüşlerdir. --- spoiler ---
dedi. sonra, ne acıdır, 1978'de kurşunlanarak öldürüldü. katili ülkücüydü. millete zarar veren örgüt milleti seven savcıyı milliyetçiye vurdurmuştu. tirajikti. oyun büyüktü. önce ecevit, ardından savcı öz... ecevit kontrgerilla meselesini kazıdıkça olaylar arttı. maraş katliamı patlak verdi. hergün yüzlerce genç olaylara karıştı, yaralandı, öldü. peşinden yeniden stokçuluk baş gösterdi. türkiye'nin arası abd ile kötüydü, imf ile anlaşma yapılmıyordu, ecevit bunun üzerine 1975'te bilderberg toplantısına katılmış fakat borç verecek banka bulamamıştı. daha sonra ecevit'e toplantı çıkışında "ne konuşulduğu" sorulmuştu ve ecevit "bu toplantılarda neler konuşulduğunu anlatmam demek başbakanlıktan istifa etmek" diye cevaplamıştı. neticede enflasyon %100'ü aştı. kredi yoktu, abd ambargo uyguluyordu. acıdır, o günlerde abd'nin ambargosunu delerek türkiye'ye sadece bir tek lider yardımda bulundu. o kişi kaddafiydi ve türkiye bu iyiliğin karşılığını 2011'de nato ile kaddafiyi tahtından indirererek ödemişti. ecevit abd'ye kafa tutmanın, imf ile ilişkileri kesmenin, kıbrıstaki vatandaşları korumanın, kontrgerilla'nın üzerine gitmenin cezasını böyle ödüyordu. tüsiad o dönem her gün tam sayfa ilanlar vererek ecevit'i eleştiriyordu. iş adamları kontrgerilla'ya ve amerika'ya kafa tutan adamdan değil, onun düşmanlarından yanaydı. ecevit abd'ye gitti. temaslarda bulunmak istedi. ülkeye döndü ve en sonunda bitirici vuruşu dünya bankası yaptı. dünya bankası tarafından hazırlanan raporda türkiye'nin ekonomisinin bitik halde olduğu, ağır sanayi hamlesini erteleyip tarımla ilgilenmesi gerektiğini, bu hayallerden vazgeçmesini ve sürekli develüasyon yaparak kendi parasının değerini sıfıra indirmesini söylüyordu. dünya bankası raporu adeta türkiyeye "siz büyük ülke olma sevdasını bırakın, buğday yetiştirin" diyordu. dünya bankasının bu raporunu yazan isimse kimdi biliyor musunuz? biliyorsunuz. bu isim kemal dervişti! ve ecevit hükümeti düştü. başbakan demirel oldu. demirel 24 ocak 1980 tarihinde dünya bankasının istediği tüm kararları aldı. kararları hazırlayan yani dünya bankasının dediğini harfiyen yapan kişiyi de tanıyorsunuz aslında, o isim de 1971-73 yılları arasında dünya bankasında danışmanlık yapan turgut özal'dı.
25* haşhaş demişken, türkiye'de haşhaş ekimini yasaklatan kişi nihat erim'dir. nihat erim, 1970'te yaşan muhtıra üzerine demirel'in başbakanlıktan istifa etmesinin ardından askerin başbakan olarak atadığı kişidir. eski chp'lidir. hatıratında bu olaylar yaşanmadan önce amerikan diplomatlarla gittiği bir yemekte içkiyi fazla kaçıran bir amerikan diplomatın şakayla karışık "ilerde başbakan olacaksın" dediğini yazmıştır. nihat erim daha sonra temmuz 1980'de darbeden birkaç ay önce suikast sonucu öldürüldü.
26* belki dikkatinizi çekmiştir, yazının başında dp %52 oyla meclisin %80'ini aldı dedim. bu doğru bir bilgi. çünkü o zamanki seçim sistemine göre bir ilde yüksek oy alan parti vekillerin tamamını alıyordu. kırşehir hariç. menderes kırşehiri bir türlü alamıyordu. en sonunda pes etti ve kırşehirin il statüsünü kal.dırdı. kırşehir menderese oy vermediği için ilçe olmuştu söz gelimi istanbuldaki seçimlerde demokrat parti 1 oy fazla aldıysa vekillerin tamamı demokrat partiden çıkıyordu. bu sistemi getiren kişi ismet inönüdür. ismet inönü ülkede demokratik seçimlerin yapılmasını ve çok partili hayatın tesis edilmesini istiyordu. çünkü bunu yapmazsa marshall yardımlarından faydalanamayacağı, yardımların sadece demokratik ülkelere yapılacağı söylenmişti. ismet paşa bu ülkenin kurucularından, totaliter ve eski bir devlet adamıydı. batı, yani sistem onu kolayca makasa alamazdı. bu yüzden batı inönü yerine daha yeni ve tavizkar bir kişi istiyordu. bu yüzden ülkede seçimlerin yapılması ve çok partili hayatın gelmesi gerekiyordu. 1946 seçimlerinde chp yüksek oranda oy almasına rağmen seçim sistemi çok adaletsizdir. bu nedenle batı bu sistemi kabul etmedi. marshal yardımı küçük çapta yaşandı. inönü seçimlerin ardından sistemi biraz daha gevşetti ve yukarıda bahsettiğim hale getirdi. nasılsa ben kazanırım diye düşündüğü için bu adaletsiz sisteme güveniyordu. beklediği gibi olmadı. seçimi demokrat parti kazandı. ve chp %47 oy almasına ufak bir milletvekili grubu ile kaldı.
27* demokrat parti'nin kurucuları celal bayar ve menderes eski bir chp'lidir. yıllarca chp'de çalıştılar ve inönü'nün "toprak reformu" fikrinin ardından parti içi muhalefete başladılar. inönü büyük toprak ağalarından toprakların alınmasını ve köylülere verilmesini, köylülerin bu toprağı işleyerek hem tarım alanında gelişme sağlanmasını hem de feodal ağalık düzeninin son bulmasını hedefliyordu. bu yüzden toprağı alan köylüler toprağın sahibi olacak fakat toprağını 15-20 yıl gibi bir süre satamayacaktı. böylece köylüler ağaların marabaları olmaktan kurtulacak, feodal düzen sona erecekti. ama büyük toprak ağalarından olan menderes ve celal bayar bu reformu pek sevmemişti. ayrıca bu kişilerin yanında bulunan büyük toprak ağaları bulunuyordu. bu reform girişimi yüzünden menderes ve arkadaşları parti içi muhalefete başladılar. inönü ise çok partili hayata geçerek yardım almayı düşündüğünden menderes ve arkadaşlarına parti kurmalarını önerdi. böylece demokrat parti kuruldu. toprak reformu ise unutuldu gitti. türkiye'de 1980'lere dek ağalık sistemi sürdü. güneydoğuda ise hala sürmekte. ağalık sisteminden kaçan köylü sınıfı büyük şehirlere gelerek gecekondu bölgelerini oluşturdu. günahı menderes ve arkadaşlarının boynunadır.
bugünlük de bu kadar... aslında siyasal islamdan bahsedecektik ama konu nerelere geldi. dallanıp budaklandı. neyse, o da bir dahaki sefere artık.
Kaynak <https://web.archive.org/web/20160723005729/https://eksisozluk.com/entry/45885620
28* menderes döneminde türkiye'nin kucağa düştüğünü söyleyince itiraz edenler olmuş. dedesi ninesi olanlar gidip sorabilir: eskiden okullarda süt tozu verilir, çocuklar süt tozundan yapılan sütleri içerdi. devlet bunları bedava verirdi. çünkü türkiye'de muazzam bir süt tozu bolluğu vardı. süt tozunu amerika üretir, türkiye'ye satardı. türkiye tarım ve hayvancılık ülkesi olmasına ve süt bolluğu bulunmasına rağmen abd'den süt tozu ithal eder ve türkiye'de yerli süt yerine amerikan süt tozunu yaygınlaştırmak için okullarda bedava içirirdi. menderes yerli süt üreticisini değil, ithal amerikan süt tozunu desteklemiştir.
29* bugün 17 aralık fezlekesinde yurt dışından gelen misafirler için ayarlanan kadın haberini duyunca anımsadım. 1959'da endonezya başkanı sukarno türkiye'ye geldi. uçkuruna düşkündü. bizimkiler de misafirperverlik namına kendisine lüks nermin'in kızlarından birini gönderdi. sukarno ülkesine döndükten iki hafta sonra belsoğukluğu kaptığını öğrendi.
30* menderes ekonomi bozuldukça sinirleniyor, gürlüyor ve otoriterleşiyordu. eleştiriler ve muhalefet artınca tahkikat komisyonunu kurdu. birkaç milletvekilinin oluşturduğu bu komisyon dönemin istiklal mahkemesi gibi çalıştı. komisyon savcı ve hakim yetkilerine sahipti. dilediği basın kurumunu kapatıyor, her türlü evrak ve eşyaya el koyabiliyordu.
31* darbenin olduğu 1960'ın kasım ayında oecd isimli ekonomik topluluk kuruldu. israil senelece bu kurula katılmak için canla başla çabaladı. fakat yeni üye alımı için tüm üyelerin onay vermesi gerekiyordu. türkiye ise onay vermiyordu. daha sonra israil oecd'ye girdi. onay veren başbakan recep tayyip erdoğan'dı. 2010 yılında, 2009'daki one minute olayından sadece 1 sene sonra tayyip erdoğan kavgalı olduğu israil'i oecd'ye memnuniyetle kabul etti.
32* 1935'te rahip roncalli vatikan tarafından istanbul'a gönderildi. istanbulda yerel katolik liderlik görevini üstlenen roncalli türkçe öğrendi. halkla yakın ilişkiler kurdu. atatürk'ün sevdiği mahmut'la yakın dost oldu. aradan yıllar geçti. 1961'de menderes ve arkadaşları idam edildi. celal bayar'ın idam cezası birden iptal edildi ve müebbete çevrildi. 63'te serbest kaldı. bir güç celal bayar'ı içerden çıkarıyordu. dönemin papası 23. jonh bu habere çok seviniyordu.. çünkü ikisi yakın dosttu. evet, roncalli 23. jonh ismiyle papa olmuştu. mahmut ise, mahmud celaleddin bayar'dan başkası değildi.
33* rumlar kıbrısta türkleri katletmeye başlayınca 1964 yılında başbakan inönü müdahale için harekete geçti. fakat türkiye'nin sadık müttefiki(!) amerikanın başkanı johnson inönü'ye zehir zemberek bir mektup yolladı. "müdahale olursa ittifakımız bozulur, natodan atılırsınız" dedi. ve "müdahale sırasında amerikan yardımı silah ve donanımları geri alırız" diye ekledi. türk ordusundaki silahların çoğu amerikan yardımıydı. üstelik bu yardımlar inönü'nün 1945 senesinde imzaladığı gizli anlaşma ile alınmıştı. o anlaşmanın ilk maddesinde "başkan gerekli gördüğü hallerde yardım olarak verilen şeylerin tümünü geri isteme hakkına sahiptir" yazıyordu. inönü seneler önce imzaladığı anlaşma nedeniyle kıbrıs türklerine yardım yapamayacak hale düşmüştü. inönü amerika'ya gitti. "yeni bir dünya kurulur ve türkiye de yerini alır" diye karşılık verdi. ama cezası kesilmişti. bu sözler onun sonu oldu. döndüğünde artık başbakan değildi. hükümet düşmüştü.
34* nasıl mı? o dönemlerde demokrat partinin devamı olarak kurulan adalet partisinin genel başkanı ragıp gümüşpala ölmüş ve kimsenin tanımadığı bilmediği genç biri başa geçmişti. herkes şaşkındı. bu isim demireldi.
35* bu sırada dünyada değişik hadiseler cereyan ediyordu. amerikan başkanı kennedy ve sovyet lideri kruşçev soğuk savaş bitirecek adımlar atmaya başlamıştı. ayrıca kennedy israil'in nükleer programında destek vermiyordu. sonra kennedy 1963'te gündüz vakti suikaste uğradı ve öldürüldü. ardından 1964'te kruşçev bir kremlin darbesi ile liderlikten düşürüldü. peşinden 1965'te vietnam savaşı yeniden patlak verdi. soğuk savaş en az 20 yıl daha uzayacaktı. birileri soğuk savaş için can alıyor, savaş başlatıyordu.
36* adalet partisi'nin genel başkan seçimine celal bayarın desteklediği tanınmayan demirel ve saadettin bilgiç giriyordu. bilgiç bir arkadaşından aldığı belgeyle demirel'in mason olduğunu kanıtlıyor, bu durum demirel'in oylarını dibe çekiyordu. ardından demirel mason olmadığına dair belge alarak iddiayı çürütmeye çalıştı. demirel mason olmadığına dair belgeyi mason locası başkanı necdet egeran'dan almıştı fakat bu durum locayı ikiye bölmüştü. locada bulunan bir çok üye sahte belge verildiğini ve demirel'in mason olduğunu, sahte belge verilmesinin yanlış olduğunu söyledi. tartışmalar büyüdü. sonucunda demirel'e mason olmasına rağmen siyasi nedenlerden ötürü mason değildir belgesi verildiği için bu duruma tepki gösterenler locayı bölerek türkiye büyük mason mahfili'ni kurdu. demirel'in siyasi kariyeri için mason locası ikiye bölünmüştü.
37* demirel'e mason değildir belgesi veren üstat necdet egeran ne hikmetse(!) masonluktan ömür boyu ihraç edilmişti. tartışmalar esnasında ileri gelen masonlardan hazım kuyucak olayları engellemeye çalışınca kuzey amerika masonları büyük üstatları tarafından uyarıldı. uyaran rahip thomas s roydu. ayrıca bir çok ilerigelen mason sorunu çözmek için olaya müdahil olmuştu. demirel her ne hikmetse masonlar için çok önemliydi. birileri onun sicilini temiz tutmaz için var gücüyle çalışıyordu.
38* mason locası demişken, atatürk mason localarını 1935'te kökü dışarıda olan zararlı kuruluş olması nedeniyle kapatmıştı. fakat localar 1948'de yeniden açılmıştır. atatürk'ün kapattığı mason localarını yeniden açan isim ise ismet inönüdür. bu tarihler ismet inönü'nün batı yardımlarını alabilmek için ülkeyi çok partili hayata sokmaya çalıştığı yıllara denk gelir.
39* daha sonra celal bayar 1969 yılında siyasi yasağının kalkması için girişimde bulununca demokrat partinin devamı olan adalet partisinin genel başkanı süleyman demirel koltuğu celal bayar'a kaptırırım korkusu ile bu girişimi önlemeye çalıştı. demirel kendisini bugünlere getiren bayar'ın siyasi yasaklarının devam etmesi için elinden geleni yaptı. ama başaramadı.
40* bu durumun aynısını turgut özal yaşadı. kendisi önce siyasi yasaklı olan ecevit, erbakan ve demirel'in siyasi yasaklarının kalkması için referandum kararı aldı. ardından referandumda "hayır" oyu kullanılması için propoganda yürüttü. özal için demokrasi şehidi derler, fakat kendisi demokrat falan değildi. 2 yıl darbe hükümetiyle çalıştı. ardından 1987 referandumunda siyasilerin yasaklı olmasını isteyecek kadar anti-demokratik bir tutum takındı. en son 1989 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminde askerin de desteğini alabilmek için "kenan evren'i tanırım, milliyetçi biridir. yaptığı müdaheleyi de memleketi için yapmıştır. kötü niyet taşıdığını düşünmüyorum" diyebilecek kadar küçülmüştür.
41* türkiye'de şiddet olayları tırmanıyordu. 1972 yılında mahir çayan ve arkadaşları kızıldere baskınında öldürüldü. çayan'ın ekibinden biri samanlığa saklanıp yaşamını kurtardı. bu isim daha sonra siyasi kariyer yapacak ve 2011 yılında milletvekili seçilecekti. bu isim ertuğrul kürkçü'ydü.
42* 1973 yılında mısır israil'e saldırınca amerika israil tarafına geçerek mısır ordusunu dağıttı. amerika'nın bu tutumu nedeniye petrol ihraç eden ülkeler (opec) ani bir kararla emperyalistlere petrol ambargosu koydu. petrol üretimi indirildi ve fiyatı artırıldı. opec'in büyük bölümü araptı. araplar öylesine büyük bir dayanışma göstermişti ki, o dönem amerika'nın en has müttefiki iran lideri rıza pehlevi bile petrol ambargosuna destek vermişti. bu olay batı'yı petrol zengini arap ülkelerini "kontrol altında" tutabilmek için çözüm arayışlarına sürükledi. siyasal islam fikrinin doğumu gerçekleşiyordu. petrol sıkıntısı baş gösterince tüm dünya krize sürüklendi. dışa bağımlı türk ekonomisi zarar gördü. abd ile papaz olan ecevit kredi bulabilmek için 1975'te bilderberg toplantısını izmir'e davet etti. bilderberg hollanda'da bir otelin adıdır. ilk toplantı 1954 yılında 33. dereceden mason olan retinger isimli politika uzmanı tarafından bilderberg otelinde yapıldığı için adı böyle kalmıştı. retinger'in düzenlediği bu toplantıya avrupadan devlet adamları, dev şirket sahiplerini ve medyanın önemli isimlerini davet etmişti. ve kural gereği konuşulanlar asla dışarıya aktarılmıyordu. kuralı kimse bozmuyordu.
43* 1975 yılında ecevit başbakan olarak toplantıya katılmış fakat aradığı kredileri bulamamıştır. o dönem bu toplantıya adı duyulmamış ingiliz bir kadın daha katılmıştır. bu kadın daha sonra ingiltere başbakanı olacak ve üç kez üst üste seçilecek margareth thatcher'dan başkası değildir. adı sanı duyulmamış thatcher ingiltere'de başbakan olurken abd'de ise bir holywood oyuncusu olan ronald reagan başkan olmuş ve bu iki garip başkan göreve gelir gelmez "globalleşmeden" "küreselleşmeden" ve "devleti küçültmeden" bahsetmeye başladı. dünya bu yeni "globalleşme, küreselleşme ve devleti küçültme" kavramlarının anlamını çözmeye çabalarken bir başka ülkenin başbakanı da bu kelimeleri ısrarla tekrarlamaya başlamıştı. o kişi turgut özal'dan başkası değildi.
44* bilderberg toplantıları her sene yapılmaya devam ediyor ve konuşulanlar sır gibi saklanıyordu. toplantılara bazı her yıl bazı türkler de katılıyordu. 1957 yılında menderes (davet aldı ama katılamadı) 1975'te şimdiki barolar birliği başkanı metin feyzioğlu'nun dedesi turan feyzioğlu katılırken 1982'de inönü'nün damadı metin toker 1990'da mesut yılmaz ve erdal inönü 1994'te rahmi koç 2002'de kemal derviş 2003'te ali babacan 2004'te ali babacan, mustafa koç, kemal derviş 2005'te ali babacan 2006'da daha sonra bakan olacak olan egemen bağış, mustafa koç, yeni şafak gazetesinden fehmi koru, 2007'de ali babacan, mustafa koç, birand, doğan, boyner, cengiz çandar, hikmet çetin, 2008'de ali babacan, mustafa koç ve 2-3 sene içerisinde servetini ikiye üçe katlayacak ferih şahenk, 2009'da ali babacan, mustafa koç, sabancı 2010'da ali babacan, mustafa koç katıldı. ali babacan ve mustafa koç 2014 toplantılarına dek katıldıysa da 2014 toplantılarına ali babacan çağrılmadı. 1996 yılında yapılan toplantılarda türkiye ile ilgili önemli kararların alındığı belirtilmiş, ve bu toplantıdan sonra bir yıl içerisinde refah-yol hükümeti post-modern darbe ile düşürülmüştür. ingilizce bilenler şu yabancı kaynaktan konuyla ilgili ayrıntılı bilgi edinebilirler.
bu toplantılarda neler konuşulduğu halen sır niteliğini korur ve hala bu toplantılara dünyanın en seçkin devlet, iş, medya adamları gelmeyi sürdürür. akp döneminde ise 2007 yılında bu toplantı türkiye'de yapılmıştır. akp'den fullbright bursuyla okumuş ali babacan ise devamlı bu toplantılara katılmıştır.
Kaynak <https://web.archive.org/web/20160723005704/https://eksisozluk.com/entry/45965223
submitted by AllahyokDindogru to KGBTR [link] [comments]


2020.07.05 17:10 oguzkra1 Recep Tayyip Erdoğan'ı neden seviyorum sıralı liste

İlk gençlik yıllarında sosyal hayat ve siyasetle iç içe bir yaşam sürdüren Erdoğan, acaba o zamanlar, bir gün REİS diye anılacağını, böyle sevileceğini hayal edebiliyor muydu?
İnsan ne çok hayal kurup vazgeçiyor. İşte vazgeçmeden, bir şeye tutkuya bağlanmak böyle bir şeydi. Sonunda hep gülüş, hep başarı getiriyordu. Bir gün koskoca bir ülkenin sorumluluğunu almak, koskoca bir tarihin yükünü sırtlanmak büyük, çok büyük bir hayaldi elbet. Gençliğinde durup birine anlatmaya kalksan insanların sana gülmeden edemeyeceği kadar büyük.
Demek ki bazen sessiz hayaller kurmak gerekiyordu. İşte bu biyografi, Erdoğan’ın çocukluktan bu yana kaybettiklerinin; ama en çok kazandıklarının ve elbette kazandırdıklarının hikayesiydi. Çünkü O, sessiz hayaller kurup, sağlam adımlar atmayı bilmişti…
Bugün 26 Şubat! Erdoğan'ın doğum günü. Cumhurbaşkanımız 65 yaşında. Kutlu olsun!
📷

Çocukluğu

Recep Tayyip, 26 Şubat 1954’te İstanbul’un Beyoğlu ilçesi Kasımpaşa semtinde Tenzile Hanım ve Ahmet Bey’in oğlu olarak dünyaya geldiğinde, ailesi ona “Recep Tayyip Erdoğan” adını verdi. Recep adını doğduğu gün Hicrî takvime göre Recep ayına denk geldiğinden, Tayyip’i ise, dedesinin adı olduğundan tercih etmişlerdi.
Babası Ahmet Bey, “Bakatalı Tayyip” olarak anılan Tayyip Efendi’nin oğluydu.
Tenzile Hanım, Ahmet Bey’in ikinci evliliğiydi. İlk evliliğini Güneysu’dayken Havuli Hanım ile yapmıştı. Bu evlilikten Mehmet ve Hasan adını verdikleri iki çocukları olmuştu. Ahmet Bey İstanbul’da Şirket-i Hayriye’ye kıyı kaptanı olarak girdi. Hanuli Hanım ile evlilikleri sona ermişti. Burada Tenzile Hanım ile tanıştılar. Ve Ahmet Bey 2. evliliğini Tenzile Hanım ile yaptı. Bu evlilikten Recep Tayyip, Mustafa ve Vesile dünyaya geldi.
Recep Tayyip, sakin ve yeri gelip yokluğu hissettiği bir çocukluk geçirdi. “Reis Kaptan” lakabıyla anılan babası Ahmet Bey’in çocukluğundan gençliğinde karakteri üzerindeki etkisi yadsınamazdı. En çok tatil günlerinde babasının kendisini motorla, Galata ve Tophane’de gezdirdiği zamanları seviyordu. Babasını en iyi bu gezilerde gözlemliyor, sert mizacının altındaki sevilesi adamı fark ediyordu.
Çok asabiydi gerçekten Ahmet Bey. Ve tabii bu asabiyetinin yanında çok da disiplinliydi. İşte Recep Tayyip'i babasına benzeten de bu yanıydı. Özünde asabi yanından korksa da, bu korku o tatlı baba korkularındandı.
📷

Yamalı ayakkabılarla okul yolu

Recep Tayyip, okul hayatına Kasımpaşa’da başladı. Piyale Paşa İlköğretim Okulu’na kaydolmuştu. Okul evlerine yakın değildi. Annesi, onları her gün okula götüremiyordu. Yaz kış demeden, yarım saatlik yolu yamalı ayakkabılarla gidip geliyorlardı.
Durumları pek iyi değildi işte. Her çocuk karınca kararınca bir işin ucundan tutup eve para getirmeye bakardı. Recep Tayyip de annesinin içini suyla doldurduğu bakraçlara buz koyar, mahallelerindeki futbol sahasında soğuk su ve simit satardı. Yatılı okul zamanları geldiğinde de, babasından aldığı harçlıklar kitap masrafına yetmediğinde kartpostal satacaktı… Yazları ise, Rize’ye giderler; çay ve fındık toplarlardı.
Küçük şeylerle mutlu olmayı öğrenmiş koca yürekli çocuklardı onlar. Sokakta oyun oynayacak, kendi oyunlarını kuracak kadar da şanslılardı. İlkokulda teneffüs saatini iple çekerler, kağıtları buruştura buruştura bir araya getirip top yaparlardı. E haliyle birkaç oyundan sonra güzelim ayakkabılar delik deşik, yamaya gönderilir; okul yolunda yamalı ayaklarla bir kısır döngü başlardı.
📷

Hayatının dönüm noktası

Recep Tayyip, 5. Sınıfta hayatının dönüm noktasını yaşadı. O gün, İmam Hatip, onların da hayatına girdi. Okul müdürü, “namaz” konusunu işliyordu. Derste “Kim namaz kılacak?” diye sorduğunda Recep Tayyip parmağını kaldırdı. İhsan Hoca, öğrencisinin namazını izledi. Çok geçmeden babası Reis Bey’i okula davet etti. Ona: “Biz Tayyip’i İmam Hatip okuluna gönderelim” diye fikrini bir çırpıda belirtiverdi. Recep’in kaderi işte o gün değişti belki de. Babası, biraz duraksadı ve “Nasıl takdir ederseniz” dedi. Recep, Piyale Paşa İlkokulu’ndan 1965’te mezun oldu.
Bu nasıl düşündüğüne, nereden baktığına göre değişen bir kader noktasıydı. Çünkü Recep Tayyip, o dönemde imam hatip mezunu olmanın, ülke içinde üniversite kapılarının kapalı olduğu anlamına geldiğini bilmiyordu henüz. Yatılı okuduğu Fatih’teki İstanbul İmam Hatip Lisesi’nden 1973’te mezun oldu. Kendi deyimiyle bir mücadelenin içinde olduğu zamanlardı. Üniversite konusunda yaşadığı kısıtlamalar sebebiyle liseyi bitirmek için dışarıdan bitirme sınavlarına girdi ve fark olarak gösterilen dersleri verdi. Mücadeleden sağ çıkıp geleceğe yüzünü dönebildi ve Ekim 1973’te Eyüp Lisesi’nden mezun olup ikinci bir lise diploması aldı. Aynı yıl İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’ne bağlı Aksaray İktisadi ve Ticari Yüksekokulu’na girdi.
1977-1978 döneminde Akademi bünyesindeki yüksekokullar İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Ticari Bilimler Fakültesi adı altında birleştirildi. Recep Tayyip de, Şubat 1981’de mezun oldu. Kurum Temmuz 1982’de kurulan Marmara Üniversitesi’ne bağlandı. Diplomasında adı geçen kurum ise, Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi oldu.
Yıllar sonra dönüp bu günlere baktığındaysa en çok sosyal birisi oluşunu takdir edecek ve “İyi ki yapmışım” diyecekti. Çocukluğundan beridir asla asosyal biri olmamıştı. Siyaseti takip etmeye erkenden başlamıştı. Özellikle ortaöğretim boyunca yaşadığı süreç, geleceğini şekillendiren ilk zamanlardı; en değerli safir taşlarından örülmüş zamanlar…
Öyle ki yıllar sonra bir röportajı sırasında şunu diyecekti: “O dönemler olmamış olsaydı, bunlar olmazdı. O sosyal yaşam beni daha sonra siyasete taşıdı. Siyasette de ondan sonrası devam etti".
📷

Futbol merakı

Arkadaşları arasında en çok o severdi top oynamayı. Teneffüs arasında yapılacak 10 dakikalık maçın lezzetini dahi tam tadabilmek için o kağıttan topları kendisi yapardı çocukken; topa ilk ayak vuran o olurdu…
Kağıt topların peşinden koşarken, bayramlarda seyranlarda biriktirdiği harçlıklardan bir top almanın sevincinde, mahallede top koşturdu. Sonra mahalle takımı derken, ilk transferini amatör kümede yaşadı. Bu transferin ücreti 500 liraydı. Recep Tayyip, bir yandan seviniyor, belki bir yandan da futbol sahasında ne kadar su, simit satsa bu parayı kazanırdı, onu hesap etmeye çalışıyordu.
Onun futboldan asıl kazancı para değildi aslında. Terimlerin anlamını zamanla kavrayacak olsa da, kolektif düşünmeyi ve dayanışmayı öğrenmişti. Üstelik sözlük anlamlarının karşılığı olması yanında, bunu gerçekten hissederek öğrenmişti.
Temmuz 1974’te İETT’de geçici işçi statüsüyle işe başladığında da kurumun futbol takımında top koşturmaya devam etti. 18 Haziran 1981’de görevinden istifa etti. Buradan sonra bir süre de amatör takımlardan biri olan Kasımpaşa Erokspor’da oynadı.
📷
(Solda Emine Erdoğan, sağda Tenzile Erdoğan ve kucağında da ilk oğul Ahmet Burak - Asker ziyareti sırasında)

Siyasi kariyerine başlarken

Recep Tayyip, siyasi kariyerine oldukça erken başlamıştı. İlk adımı lise yıllarında “Milli Türk Talebe Birliği”ne girerek attı. 1975’te, üniversitedeyken daha resmi bir adım daha attı ve Milli Selamet Partisi’nin Gençlik Kolu Başkanlığı’na; 1976’da ise, İstanbul İl Gençlik Kolları Başkanlığı’na seçildi. Bu görevi, MSP, 12 Eylül Darbesi sonrasında kapatılana kadar devam etti.
1982’de askerlik görevi için siyasete ara verdi. Acemi birliğinde geçen 4 aylık süreçte Tuzla Yedek Subay Piyade Okulu’ndaydı. Usta birliği döneminde ise, İstanbul Kağıthane’deki 3. Kolordu 6. Piyade Tümeni 77. Piyade Alayı Karagâh Servis Bölüğü’nde kantinlerin idaresinden sorumluydu. Bu görev sırasında su, simit sattığı zamanlar ne sıklıkla düşüyordu acaba hatırına…
Siyaset, damarlarında akan kandan farksızdı artık, kendini oraya ait hissediyordu. Askerliği biter bitmez kaldığı yerden devam etti; daha da ilerleyecekti. Dönüşü 19 Haziran 1983’te kurulan Refah Partisi’ne katılarak yaptı. 1984’te de Beyoğlu İlçe Başkanı oldu. 1985’te düzenlenen kongrede, “Merkez Karar ve Yürütme Kurulu Üyesi” seçildi ve aynı yıl partinin İstanbul İl Başkanlığı’na getirildi.
20 Ekim 1991’de yapılan genel seçimlerde Refah Partisi, Milliyetçi Çalışma Partisi ve Islahatçı Demokrasi Partisi ile ittifak yaptı. Erdoğan da, Refah Partisi’nin İstanbul 6. Bölge 1. sıradan adayı olarak seçimlere katıldı. Refah, İstanbul’dan yüzde 16,73 oy aldı.
Erdoğan, 19. Dönem Milletvekili olarak TBMM’ye girmişti. İlk kez gerçekleşen bir uygulama vardı. Seçmenler, parti milletvekillerini sıralamaya bakmadan tercih edebiliyordu. Bu tercihli oy sisteminde seçmenler, tercihini ikinci sıradaki aday Mustafa Baş’tan yana kullandı. Erdoğan için sandıktan çıkan oy 9 binken, Baş için 13 bindi. Sonuçlar açıklandıktan birkaç gün sonra da Erdoğan’ın milletvekilliği Mustafa Baş’a geçti.
📷

Erdoğan evlendi

Erdoğan, 4 Temmuz 1978’te bir konferans verdi. Emine Gülbaran ile de işte bu konferans sırasında tanıştı. Bu adam, bir gün ülkede Başkan olacaktı. Emine Hanım, o gün ileride Türkiye’nin “First Lady”si olacağından habersiz, Erdoğan’ın ışığına kapıldı.
Karşılıklı yansıyan bu ışık, onlara bir evlilik ve 4 evlat getirdi. Kızlarına Esra ve Sümeyye; oğullarına ise, Ahmet Burak ve Necmeddin Bilal adlarını verdiler.
📷

Erdoğan tutuklandı

Erdoğan, 28 Aralık 1986’da yapılan Milletvekili ara seçimlerinde Refah Partisi İstanbul adayı olarak gösterildi; ancak seçilemedi. 26 Mart 1989’da ise, Beyoğlu Belediye Başkanı adayıydı. Yüzde 22,83 oranında oy alsa da yeterli olmadı. Sosyal Demokrat Halkçı Parti adayı Hüseyin Aslan’ın oy oranı, yüzde 29,29’du.
Erdoğan, sonuç birleştirme tutanaklarında usulsüzlük olduğu gerekçesiyle sonuçlara itiraz etti. Ancak İlçe Seçim Kurulu Başkanı 2. Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi Nazmi Özcan da kendisine hakaret ettiği gerekçesiyle Erdoğan’ı mahkemeye verdi; 18 aydan 2 yıla kadar hapis istemiyle yargılanacaktı.
Dava, Beyoğlu 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü; ama Erdoğan duruşmaya katılmadı. Hal böyle olunca mahkeme, hakkında gıyabi tutuklama kararı verdi. Erdoğan, bir ay sonra 27 Nisan günü tutuklandı. Bir hafta Bayrampaşa Cezaevi’nde kaldıktan sonra kefaletle serbest kaldı.
Mahkeme ise, kendisine hakime hakaret suçundan 6 ay hapis ve 20 bin lira para cezası vermişti. Ancak TCK’nin 72. Maddesi uyarınca hapis cezası tecil edildi ve para cezasına çevrildi.
📷

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Erdoğan

Refah Partisi, 27 Mart 1994 yerel seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığı için Recep Tayyip Erdoğan, Ali Coşkun, Temel Karamollaoğlu, Veysel Eroğlu ve Nevzat Yalçıntaş için kamuoyu araştırması yaptırıyordu.
15 Ocak 1994’te partinin başkanı Necmettin Erbakan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday ismin Erdoğan olacağını açıkladı. Seçim sonuçları Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı olduğunu gösteriyordu.
Erdoğan, Başkanlık döneminde, 4 milyar dolarlık bir yatırıma imza attı; trafik ve ulaşım sorununa karşı 50’den fazla köprü ve çevre yolu inşa edildi.
📷

Erdoğan’ın hapse girme süreci

Tarih 6 Aralık 1997’yi gösteriyordu. Erdoğan, Siirt’te düzenlenen bir açık hava toplantısında yaptığı konuşma sırasında Ziya Gökalp’in, 1912’de, Balkan Savaşı’ndaki Türk askerleri için yazdığı “Asker Duası” şiirinden bir dörtlük okudu. Bu dörtlük şöyleydi;
“Minareler süngü, kubbeler miğfer
Camiler kışlamız, müminler asker
Bu ilahi ordu dinimi bekler
Allah-u Ekber, Allah-u Ekber”.
Erdoğan, okuduğu bu dörtlüğün, bu haliyle Ziya Gökalp’e ait olduğunu dile getirmiş ve şu açıklamada bulunmuştu: “Konuşmamın bütünü incelendiğinde milli birlik ve beraberlik mesajı verildiği görülür”.
Erdoğan’ın konuşmasıyla ilgili bir inceleme başlatıldı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, Erdoğan’ın yaptığı konuşmanın görüntülerini inceledi. Görüşlerini, Refah Partisi’nin kapatılması istemiyle açılan davanın görüşüldüğü Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na iletti.
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığı, Erdoğan hakkında yürütülen “Türk Ceza Kanunu’nun 312/2 maddesi uyarınca “Halkı din ve ırk farkı gözeterek, kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek” suçlamasıyla hazırladığı iddianameyi, 12 Şubat 1998’de tamamladı.
Erdoğan, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis istemiyle yargılanmaya 31 Mart’ta başlandı. Dava 21 Nisan’da, Erdoğan’ın hakkında iddia edilen suçu işlediği yönünde sonuçlandı. Erdoğan, 1 yıl hapis ve 860 bin TL ağır para cezasına çarptırıldı. Ancak duruşmadaki hali göz önünde bulundurularak cezası 10 ay hapis ve 176 bin 666 lira para cezasına çevrildi.
Erdoğan, 3 Haziran’da açıklanan gerekçeli karara göre, “Siirt’te yaptığı konuşma, dindar ve dindar olmayan kesimler arasındaki gerginliği canlı tutmaya çalışıyordu”. Erdoğan, “Bunları inanç birliği maksadıyla söyledim; benim referansım İslam’dır” açıklaması yapsa da, inandırıcı bulunmadı. Kararda yer alan “cezanın ertelenmesine yer olmadığı” ibaresine karşı olarak oy çokluğu için Yargıtay’a başvurma hakkını kullandı. Mahkemenin verdiği kararı, 23 Eylül’de, Yargıtay 8. Ceza Dairesi, bire karşı dört oyla onaylandı. Bu kararın ardından Erdoğan’a siyasi yasak getirildi; artık bir partiyle veya bağımsız olarak seçimlere katılamayacaktı. O döneme ait Hürriyet Gazetesinin attığı şu manşet Türk medya tarihinin akıllara kazınan ifadelerinden biri olacaktı: "Tayyip'e şok ceza - Muhtar bile olamaz".
📷
Ceza infaz yasası gereği hapis cezası 4 ay 10 güne indirildi. Çeşitli ertelemelerden geçen cezanın ardından, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevini bıraktı. 26 Mart 1999’da cezasını çekmek üzere Kırklareli, Pınarhisar’daki Pınarhisar Cezaevi’ne girdi. 24 Temmuz 1999’da ise, tahliye edildi.
📷

Yasaklı döneminde Erdoğan

Anayasa Mahkemesi’nin, Fazilet Partisi’nin daimi olarak kapatmasının üzerinden çok zaman geçmemişti ki, bağımsız kalan milletvekilleri, yeni parti kurma çalışmalarını başlattı. Kendilerini “gelenekçiler” ve “yenilikçiler” olarak adlandırdıkları iki koldan yürüttüler bu süreci.
“Milli Görüşçü” olarak adlandırılan taraf, 20 Temmuz 2001’de, Recai Kutan’ın başkanlığında Saadet Partisi’ni; “değişimci” taraf ise, 14 Ağustos 2001’de, Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Adalet ve Kalkınma Partisi’ni kurdu. Erdoğan, aynı zamanda partinin genel başkanlığına da seçildi.
“Biz milli görüş gömleğini çıkardık” demişti Erdoğan ve kullanılan bu ibare, muhafazakarların büyük tepkisini çekmişti. Bir yandan da sistemli bir çalışma içindeydiler. Yakında seçim vardı ve hazırlıklıydılar. 3 Kasım 2002’de düzenlenen seçimlerde Ak Parti yüzde 34,29 oy oranı ile birinci parti oldu.
Parti bu başarıları gösterirken, Erdoğan, siyasi bakımdan yasaklı olduğundan seçimlere katılamadı; milletvekili olamamıştı. 58. Hükümet, Abdullah Gül başkanlığında kuruldu.
Erdoğan, damarlarında akan kanda dahi siyasetin varlığını hissediyor olmalıydı. Duyduğu üzüntüyü içinde tutup, tekrar siyasi haklarına ulaşmanın yollarını arıyordu.
Siyasi yasağının kaldırılması için TBMM’ye yasa teklifi sunuldu. Aslında bu yasa değişikliği oy çokluğu ile kabul edilmişti, ancak dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, tasarının, “özenle, somut ve kişisel” olduğu gerekçesiyle veto etti. Bir süre aradan sonra, yasa değiştirilmeden tekrar oylamaya sunuldu; meclis tekrar oy çoğunluğu ile kabul etti. Bu kez, Ahmet Necdet Sezer de onayladı. Erdoğan’ın milletvekili olmaması için artık hiçbir engel yoktu ve sağlam adımlarla ilerleyeceği yolunda daha elde edeceği çok başarı vardı. Bu henüz başlangıçtı.
Aynı dönemde, seçimlerde Siirt Milletvekili seçilen Fadıl Akgündüz’ün milletvekilliğinin düşürülmesi, Erdoğan’a ani ve yeni bir kapı açtı. Siirt’teki seçimlerin tekrar yapılmasına karar verildi. AKP’nin ilk sıradaki adayı Mervan Gül adaylıktan çekildi ve Erdoğan, partinin birinci adayı olarak aldığı yüzde 85 oy oranı ile Siirt seçimlerini kazandı.
📷

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan

Erdoğan, artık milletvekiliydi. Tüm gençliği boyunca hayalini kurduğu birçok şey için zorlu yollardan geçmiş olsa da, ilk önemli adımı atmıştı.
Sonrası Erdoğan için fazla hızlı ve başarı doluydu. Abdullah Gül, Erdoğan’ın milletvekili seçilmesinin ardından, Cumhurbaşkanı Sezer’e, istifasını sundu. İstifası onaylanan Gül’ün ardından, Cumhurbaşkanlığından aldığı görevle, Erdoğan, genel seçimlerden yaklaşık 3 ay sonra, 59. Hükümeti kurdu.
Türkiye Cumhuriyeti çatısı altında yaşayan, kendisini destekleyen ya da desteklemeyen her bireyin sorumluluğunu taşıyordu ve belli ki bu sorumluluğu daha uzun yıllar taşıyacaktı. Ak Parti, 22 Temmuz 2007’de yapılan 23. Dönem Milletvekili Seçimlerinde, aldığı yüzde 46,6 oy oranı ile milletvekili sayısını 341’e çıkardı. Bu aynı zamanda Erdoğan’ın ikinci kez başkanlık koltuğunu hak ettiği anlamına da geliyordu. Aynı durum çoğalarak üçüncü kez de tekrarlanacaktı.
12 Haziran 2011’de gerçekleştirilen 24. Dönem Milletvekili Seçimlerinde, Adalet ve Kalkınma Partisi, aldığı yüzde 49,83 oy oranı ve 327 milletvekili ile Erdoğan’a üçüncü kez hükümet kurma yetkisini kazandırdı.
📷

Başkanlık sürecinde alt yapı çalışmaları

Özellikle İstanbul’dan yola çıkarak söylenebilir ki, ülkenin en büyük sorunları arasında ilk sıralarda alt yapı ve ulaşım gelmekteydi. Bu sebeple Erdoğan, başkanlığı sürecinde en çok eğilimi bu iki konuya gösterecekti.
2003 yılı sonunda düzenlenen verilere göre ülke genelinde bölünmüş devlet ve il yollarının toplam uzunluğu 4,387 km, otoyollar 1,714 km iken, 2013’e gelindiğinde bu veriler, sırasıyla 20,807 km ve 2,244 km olarak kayıtlara geçecekti. Erdoğan, devletin yönetiminde bulunduğu süre içerisinde, 2014 yılı itibarıyla 471 km’lik bölünmüş devlet ve il yolu inşası gerçekleştirecekti.
Örnekleyecek olursak, 1993’te yapımına başlanan Bolu Dağı Tüneli ve 2000’de başlanan Nefise Akçelik Tüneli, 2007’de tamamlandı. 2003-2014 arasında, devlet ve il yollarında 41,2 km uzunluğunda 84 tek tüp tünel, 86,9 km uzunluğunda 46 çift tüp tünel, otoyollarda 1 km uzunluğunda tek tüp tünel ve 21,1 km uzunluğunda 12 çift tüp tünel açıldı. Tüm yollarda ise, toplam 64,3 km uzunluğunda 151 tek tüp ve 135,8 km uzunluğunda 75 çift tüp tünel hizmete sokuldu.
2004’te, Türkiye’nin ilk deniz altı tüneli olan Maramaray’ın inşası başladı. İstanbul Boğazından geçen Marmaray, 2013’te tamamlandı. 2011’de Avrasya Tüneli ve Konak Tüneli’nin temelleri atıldı. Konak Tüneli, 24 Mayıs 2015’te açılırken, Avrasya Tüneli 20 Aralık 2016’da hizmete girdi. Bu iki tünel Türkiye'nin rüya projelerinin ilk ürünleriydi.
İlk hattı 2009’da Ankara-Eskişehir arasında açılan Yüksek Hızlı Tren, daha sonra birçok ile yayıldı.
2013’te İstanbul Boğazı üzerine üçüncü köprü olarak konumlandırılan Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün yapımına başlandı ve 26 Ağustos 2016’da köprü açıldı.
2002’de 25 olarak kaydedilen havalimanı sayısı, Erdoğan sürecindeki çalışmalarla 52’ye ulaştı. İstanbul’daki üçüncü havalimanı inşası ise, 2014’te başladı. Şimdilerde ise İstanbul 3. havalimanın, 29 Ekim 2018'de faaliyete geçmesi bekleniyor.
Erdoğan, Mart 2014 itibarıyla 18’i hidroelektrik santral olmak üzere, 268 baraj inşasına imza attı. Ayrıca, 138 ayrı yerleşim biriminde kentsel dönüşüm ile TOKİ öncülüğünde toplu konutlar yapıldı.
📷

Eğitim süreci

En son 2002’de 11.3 milyar TL olarak kaydedilen eğitime ayrılan bütçe, Erdoğan süreci ile 2014’te, 78.5 milyar TL’ye ulaştı.
Yönetim sürecinde birçok başarılı proje oldu. İlki, 2003’te UNICEF işbirliği ile başlatılan “Haydi Kızlar Okula” kampanyasıydı. Kızların okula gitmesini, eğitim seviyesindeki eşitsizliği noktalamayı amaçlayan bu projenin yürüttüğü kampanya sayesinde, 2002’de yüzde 87 olarak kaydedilen kız çocuğu okullaşma oranı, yüzde 96’lara kadar yükseldi. Bu Cumhuriyet tarihi için rekor bir rakamdı...
Bir ülkenin refah seviyesi kuşkusuz eğitim seviyesi ile paralel seyrediyordu ve eğitimin son durağı üniversitelerdi. 2003’te 70 olarak kaydedilen üniversite sayısı ilk 5 yılda 130’u geçmişti bile. Ülkenin 81 ilinin her birinde en az 1 üniversite oldu.
Sadece okul açmakla bitmiyordu elbet; bir de içinde yürütülen sistem adına bir şeyler yapılmalıydı. 2010’da başlatılan Fatih Projesi kapsamında çeşitli okullarda bazı sınıflara akıllı tahta koyarak işe başlandı. Teknolojinin nimetlerinden faydalanmak gerekiyordu tabii. Çocuklara da tablet bilgisayar dağıtımı başlatıldı.
Sonra 2012-2013 eğitim-öğretim yılından itibaren 4+4+4 eğitim sistemiyle 8 yıllık zorunlu eğitim, 12 yıllık zorunlu kademeli eğitime çevrildi. Başta çok karşı çıkanlar, olmaz diyenler olsa da, çocuk dediğin bir genç ağaç, eğilmeyi bekliyordu. Artısıyla, eksisiyle aslında bu sistem, eğitimin insana zorunluluğunu vurguluyordu. Çünkü ne ilginçtir ki, insan dediğin varlık, zorunlu kılınmayan şeylerin pek heveslisi olmayabiliyordu…
📷

Ekonomik süreç

Ülkede, Ak Parti döneminden önce en son “Kara Çarşamba” olarak da bilinen 2001 Türkiye ekonomik krizi yaşanmıştı. Bu kriz, ülkenin beklenmedik ölçüde ekonomik daralmasıyla sonuçlandı. Dövizdeki yüksek artışa bankacılık sisteminin açmaza girmesi eklenmiş devlet büyük bir mali yükü sırtlanmak zorunda bırakılmıştı.
Bir algı var insanda; zengin hep zengin, fakir hep fakir. Uzun adam, nasıl olmuştu da insanların umudu oluvermişti. Yeni her zaman iyidir mottosunun ürünü müydü bu? 2003’te Erdoğan ülkenin Başbakanı olduğunda, yeninin her zaman iyi olduğunu kanıtlayan o can gelmişti sanki. Belki de karşılıklı güvenin getirisi dört koldan yapacaklarına odaklanan Erdoğan, 2003’ten 2009’a ekonomide büyük bir büyüme sağlamayı başarmıştı. Sayısal verilere göre bakarsak, bu yıllar arasında Türkiye’nin GSMH’si, dünya toplamının yüzde 1,11’inden, yüzde 1,3’sine yükseldi. Bu süreçte, Türkiye edindiği oranla, AB ülkeleri arasında en iyi performansı yakalamıştı. Ayrıca bu süre zarfında, Türkiye’nin Uluslararası Para Fonu’na olan borcu da bitirildi. Ve dahi Türkiye İMF olarak bilinen bu yapıya borç verebilecek ülkelerden biri olmuştu...
Bu başarı, Cumhuriyet’in kurulduğu zamandan bu yana edinilmiş en büyük başarılardan biriydi. Siyasi istikrar sağlandı, ekonomi güçlendi ve dolayısıyla sosyal refah seviyesi yükseldi. Uzun Adam, bu işi başarmıştı. Dönüp çocukluğunda köşede soğuk su satan Recep Tayyip’e teşekkür ediyor muydu acaba?
Çıkışlar kadar inişler de insanlar içindi. Uluslararası krizi takiben 2008’in son çeyreğinde, bir durgunluk başladı. Babalarınızdan sizin kulaklarınıza da yer etmiştir muhakkak; kemerleri sıkma zamanıydı. Durgunluk, 1 yıl sürdü. Türk ekonomisinde ciddi bir küçülmeye sebep olmuştu. İşsizlik oranı, yüzde 10’dan, yüzde 14’e yükseldi. Küresel bir ekonomik krizin etkileri Türkiye'de de kendini hissettirmiş ancak Türkiye güçlü ekonomik yaklaşımdan verilmeyen tavizler sayesinde bu krizi, tabir yerindeyse, ufak sıyrıklarla atlatmıştı. O dönem Erdoğan, bu küresel ekonomik krizin Türkiye'yi teğet geçeceğini söylemiş ve öyle de olmuştu.
Ülkede işler yeniden düzelmeye başlamış; 2010 ve 2011 GSYH, yüzde 9 ve yüzde 8’den daha fazla büyüme göstermişti. Türkiye’yi, Çin’den sonra dünyada en fazla büyüme gösteren ikinci ülke konumuna yükseltti. Bu büyüme, işsizlik oranının da, krizden önceki seviyelere düşmesini sağladı.
2011’de, cari işlemler açığı yüzde 10’luk oranla tarihinin en yüksek noktasına ulaştı; dünya rekoru kırmıştı. Türk Lirasının değeri de, aşırı sermaye girişinden etkilenerek yükseldi. Ak Parti, “Ekonomiyi yeniden dengeleme” başlığı altında bir uyum operasyonuna karar verdi. Bu proje etkisini şu rakamlarla gösterdi: Bütçedeki eğitim payı 2002’de yüzde 10 iken 2011’de yüzde 15’e yükseldi. Sağlık payı da yüzde 2.6’dan, yüzde 5.8’e yükseldi. Bu zaman zarfında GSYH reelde yüzde 50’den fazla yükseldiği için eğitim ve sağlık harcamalarının reel artışı, GSYH içindeki pay artışlarından daha fazla olmuştu.
submitted by oguzkra1 to RecepTayyipErdogan [link] [comments]


2020.07.03 02:01 Cratix16 Annem Babama Nasıl Verdi Acaba Neler Hissetti! Part 5

çıktım odama inci'de yaşadığım mutluluğu paylaştım. kimse giblemeyince oturup bir süre önder açıkbaş'ın nasıl ünlü olduğunu düşündüm. daha sonra merve'nin odasına indim. kapı çıktı karşıma.. kapı seni affettim la keyfim yerinde keranacı dedim. hiç tepki vermeden yüzüme baktı. neyse takılmayıp tıkladım, merve uyanmıştı zaten açtı hemen kapıyı. ne oldu abi? dedi. burcu esmersoy'un ayak parmaklarını gördüm, buraya sığınabilir miyim? dedim. off abi pff xs türevi bir cevap verdi. geçtim hemen içeri burcu'nun gidişi senin için çok iyi olacak. onun göğüsleri seninkileri kıskanıyor, bu yüzden geceleri gelişmelerini engelliyordu dedim. ne diyorsun abi yine? defol dedi. ben gördüm geceleri, bak dediğime geleceksin dedim. baktım bu sinirleniyor bir şey demesine izin vermeden yıl 2012 olacak hala müjdat gezen'i usta tiyatrocu sanan var di mi yaaaaa?? diye sordum. cennet mahallesi güzeldi diyor mal amk. konuyu uzatmayıp ela'yı bize ne zaman davet edeceksin? diye sordum. bana niye söylüyorsun abi? söyle anneme şükran teyzeyi davet etsin dedi. annemden sanane merve sana oç demek istemiyorum deyip fırladım odadan.
not: cennet mahallesi, akasya durağı ve arka sokaklar kızların göğüslerinin gelişimlerine zararlı.
neyse geçtim yeniden odama serdar ortaç'ın kliplerinden ayıkladığı manitaların sayısını hesapladım. sonra twitter'a, inci'ye baktım ne joe biden'dan ses var ne inboxımda bir hareketlilik... face durum güncellememi ''alem arka olmuş.'' yapıp 2 beğeni aldım. kapım tıklandı. kimsin? dedim. aç kapıyı diye karşılık verdi. ses renginden anladığım kadarıyla babamdı. böyle zekiliklerim vardır. bazı durumlarda gözlerimden yardım almasam da keskin zekam sayesinde yerinde çıkarımlar yaparım. barcelona mı real madrid mi? dedim. aç kapıyı diye yineledi. sinirlenmeye başladığını hissettiğimden kapıyı açmak zorunda kaldım. kalk berbere gidecez dedi. ben gelmem.. dedim. kalk gibtirme belanı papaza döndün deyince ben de okan bayülgen'in editörleri kadar elit ve uzun saçlı görünmek istiyorum dedim. fakat ikna olmuş görünmüyordu. ortamı yumuşatmak için acun ılıcalı'nın sempatik fifa 98 hikayesini anlattım. düş önüme gidiyoruz avradını gibtirme bana dedi. michelle rodriguez'e laf dokundurması gittikçe kanıma dokunuyordu. bu adam haddini aşmaya başlamıştı. fakat dayak yeme riskim olduğundan mecburen üstümü giyindim, evden çıktık.
not: acun aslında evdeymiş, arkadan arkadaşları da türkçe şarkı söylemişler afjheswnhıvgknrewslge ne güldük.
neyse gittik berbere girer girmez konuyu değiştirmek için haluk bilginer de ye ye bıkmadı amk, hala seslendirme yapıyor aç gözlü oç diye bağırdım. babam ne bağrıyon len? tarzı köylü bir tepkiyle kafama vurdu. berber bana katılıyor olacak ki gülümsüyordu. buyurun abi dedi oturduk yan yana. oç beni çırağa tıraş ettirdi. ne olsun abim? dedi çırak samimiyetinden yüz bularak mehmet amca'ya dikkat etmesini, o adamın kendisinin teyzesiyle bir alakası olabileceğini belirttim. babam oç atladı ordan takılma sen ona, amerikan yap dedi. birden fırladım ayağa... yankee go home, askerinle üslerinle, hamburgerinle defol!! diye bağırdım. fırlayacaktım dükkandan ama oç kapıyı açamadım. sinirim yatışınca efendi efendi geçtim yerine. uygun bir dille çırağa bazen teorik devrimci gibi görünmem gerekebildiğini, amerikan tıraşının uygun düşmeyeceğini anlattım. makina tıraşıla 9 a vurması konuşunda anlaşıp işe koyulduk. hiçbir koşulda dayamasına izin vermeyeceğimi, kız arkadaşım ekşici olduğundan o geyiği çok iyi bildiğimi belirttim. anlamış görünmüyordu, mal mal baktı. tıraşım bitince babamınkinin bitmesini beklemek için gazetelerin resimlerinde göz gezdirdim. ''sevgi koydular ülkenin yaa??'', ''ama bunlardan da iyisi yok be kardeşim kime verelim?'', ''vay amk herifin arabasına bak aga'' türü çeşitli sohbet açıcı berber cümleler ettim. gerekli reaksiyonu alamadım. babamın tıraşı da bitince berber sağolasın abi, yengeye de selamlar diyecek oldu; sanane annemden oç deyip hızla uzaklaştım.
not: haluk bilginer, teorik devrimcilere cinsel arzular besliyor.
apartmana döndüğümüzde merdivenlerde ela'ya rastladım. beremi çıkarıp kafamı gösterdim, tepki vermedi. nasılsın ela? dedim. iyi ya uğraşıyoruz, sen nasılsın? dedi. konuyu değiştirmek için yıl 2012 olacak hala nihat doğan'a, sabri sarıoğlu'na falan gülenler var di mi yaaa? diye sordum. iyi günler diye karşılık verdi.. ne alaka şimdi amk? bu millet harbi bir garip. neyse çıktım odama youtube'dan enrique iglesias'ın hero klibini izledim. finalinde yine ağlamaklı oldum. harun kolçak posterime bakıp hayatın anlamını sorguladım. daha sonra merve'nin odasına indim. kapıya, berberin kapısıyla ne ilgin var oç? o nerden biliyor benle mevzun olduğunu? diye bağırdım. merve sesten irkilmiş olacak açtı kapıyı. vahey kılıçarslan ev dizaynı programları yapmayı bırakmadan göğüslerini büyütmesi gerektiğini söyledim. pff defol, uğraşamam xs türevi bir cevap verdi yine. hem ortamı yumuşatmak, hem de kızın üstüne yavaş yavaş gitmek için samimi bir tavırla; bu reyting rekorları da nasıl rekorlarsa amk her hafta kırılıyor di mi yağğ? dedim. tamam abi hadi çık falan dedi yine. kevaşelik yapma insanların yüzüne bakamıyorum artık, incideki panpeytalarım benle taşak geçiyor deyip patlattım tokadı. bu ağlamaya, bağırmaya başladı. babam oç duymuş sesleri geldi ve elmacık kemiğime bir sağ direk patlatarak günü puansız geçmedi.
not: vahey kılıçarslan bizim kapıya halleniyor.
odama koştum hemen, uyuyana kadar önder açıkbaş'ın nasıl ünlü olduğunu düşündüm. sabah erkenden kalkıp twitter'a ve inci'ye baktım. joe biden'a ''we are living america, coca cola sometimes war'' diye mention atıp gözdağı verdim. serkan inci'ye ''bana yardımcı olursan dilenmek zorunda kalmassın, babam zengin.'' diye pm attım ve cevapları beklemeye başladım. sonra kız arkadaşımın dairesine inmeye karar verdim. tıkladım kapıyı, hemen açtı sağolsun. ohio eyaletinde seçim kampanyaları oldukça çekişmeli geçmektedir ve başkanlık adayları mücadelede son aşamaya gelmişlerdir. başkan mike morris 'in (george clooney) kampanya basın sözcüsü olan stephen myers (ryan gosling) morris'e sadık biçimde var gücüyle çalışırken, birden politik bir skandalın içene doğru çekildiğini fark eder. şimdi bir karar verme sırası ondadır... ides of march! izler misin benimle dedim? hayır teşekkür ederim, biraz meşgulüm diye karşılık verdi. bırak mastürbasyonu, gel bak yarısında çıkarız dedim. ekşici olduğunu bildiğimden bu şekilde ikna edebileceğimi düşündüm. böyle zekiliklerim vardır. insanları istemeseler de beynimin odalarına hapseder, orda onlara küçük oyunlar oynayarak istediğim konuda ikna etmeye çalışırım. fakat kız arkadaşım meşgul olduğunu, artık kapıyı kapatması gerektiğini söyledi. konuyu değiştirmek için amerikan sineması neymiş ya, haneke kinq bence dedim. kapıyı hiçbir şey demeden kapattı. bu insanlar ne kaba amk.. herkes asosyal amk apartmanında.
not: till lindermann pussy klibi için anneme teklif getirmişti.
çıktım odama, eti cinlerimin bittiğini farkettim. inip annemi uyandırmalıydım. girdim odalarına, baakk esra erol anlatıyor, neler neler tanıtıyor baak. esra erol anlatıyor, neler neler tanıtıyor? advertorial advertorial advertorial advertorial diye bağırdım. annem bir kafasını kaldırdı, yeniden yattı. babam oç hiçbir şey demeden bir hışımla yataktan fırladı. hemen mutfağa fırladım. böyle çevikliklerim vardır. kas gücüm ve vücudumun esneme payı sayesinde herkesten önce planlarımı uygulamaya koyarım. kapıyı kilitlemeye çalışırken oç vurup açtı. lan ne bağırıyorsun sabah sabah? diye çıkıştı. şiddet uygulamamasından bulduğum samimiyetle baboş makarna yap da yiyek la deyip behzat ç.'ye gönderme yaptım. yarramın başını ye diyerek son derece düzeysiz, kalitesiz, kendisine yakışan bir cevap verdi. hiçbir şey demeden odama çıktım. enrique iglesias'ın hero klibini izleyerek finalini ağlayarak canlandırdım. babam girdi birden içeri, aklımı gibiyim kapıyı kilitlemeyi unutmuşum. o kolye ne lan? ne ağlıyorsun? ne oluyor yine amk? dedi. konuyu değiştirmek için spinoza'nın külli determinizminden ve bu öğretinin fonksiyonelliğinden bahsettim. aval aval suratıma bakmaya devam etti. ne vardı baba? çabuk söyle daha soner sarıkabadayı dansıma çalışmam gerekiyor dedim. annenle düşündük, senin bir işe başlamana karar verdik dedi. ne işi amk, ben çalışmaya çoktan yüz çevirdim. boşa mı kosmos izlettik size oçları? diye bağırdım. lan bağırma, lafını bil patlatırım bir tane diyerek gözdağı verdi. internet cafe'de çalışacaksın, bizim yılmaz'ınkinde. konuştum ben onla seni bekliyor dedi. konuyu değiştirmek için gogol'un, ölü canlar'ın 2. bölümünü el yazımlarını yakarak imha etmesinden duyduğum acıdan bahsettim. fakat bana mısın demedi oç. bugün gidecez, yarım saate hazır ol dedi. britney spears'ten criminal'ın ezgilerini mırıldanıp giblemediğim ifadesi vermeye çalıştım. fakat pek takıyor görünmüyordu. mecbur gidecektik artık.
not: spinoza ve gogol dönemin şartları gereği anal yoldan birlikte olmuşlar.
neyse çıktım babamla evden gittik net cafeye. yılmaz oç çay içer misiniz? dedi cevap vermedim tavrımı anlasın diye. bak bu masada oturacaksın masa açıp kapatacaksın, paraları alacaksın vs.. dedi. konuyu değiştirmek için burcu esmersoy'un ayak parmaklarından bahsettim. neyse babam oç gitti, ben de ana makinanın başına geçtim. inci'ye girdim durumu anlattım, gibleyen olmadı. twitter'a iş hayatının zorluklarıyla ilgili tweetler attım. face e girip merve'nin sınıf arkadaşı ozan'ın duvarında ismail türüt fotoğrafları paylaştım. fakat zaman geçmiyordu.. yılmaz oç da annemden hiç bahsetmeyince kaçmak için bir fırsat bulamadım. üstelik 24 numaralı masada oturan adam beni kesiyordu. rahatsız edici bakışları 15 dakika sürünce rahatsız olup yanına gittim ve birlikte olmamızın mümkün olmadığını uygun bir dille belirttim. ne diyorsun lan sen? sen kimsin? vs.. gibi konuyu değiştirmek için bazı anlamsız sorular sordu. yılmaz oç nin yanına gidip ben burda çalışamam, bu ne gevşeklik? babam beni buraya apaçilere gibtir diye mi getirdi? deyip koşarak uzaklaştım. böyle zekiliklerim vardır. işime gelmeyen durumlarda zekamı devreye sokar, olaydan sıyrılmasını bilirim. eve vardığımda apartmanda kız arkadaşım ile karşılaştım. naber? dedim. iyidir senden? dedi. konuyu değiştirmek için khloé kardashian odom takes... new orleans? not so fast! diye bağırdım. neyse gitmem lazım deyip anneme selam söylemeye kalktı. annemden sanane oç deyip eve çıktım.
not: net cafede ferre izlenmiyor amk
annem beni görünce şaşırdı. merve evde mi? diye sordum, çıktığını söyledi. odasına gidip kapıyla artık aramızdaki husumeti sonlandırmamız gerektiğini, eski dostlara böyle tavırların yakışmadığını söyledim. anlayışla karşıladı. kapıyla arayı düzeltmem moralimi biraz düzeltse de işten çıkmamı babama nasıl açıklayacağım konusu kafamı kurcalıyordu. kafamı dağıtmak için enrique iglesias'ın hero klibinin youtube urlsini harun kolçak posterinin arkasına yazdım. daha sonra bir süre önder açıkbaş'ın nasıl ünlü olduğunu düşündüm. çıktım üst kattan şükran teyzelerin daireye indim. şükran teyze kapıyı açar açmaz konuya farklı yerden girip kafasını karıştırmaya çalıştım. kenan doğulu'nun ex aşkım şarkısını söyleyip soner sarıkabadayı dansımı sergiledim. böyle zekiliklerim vardır. keskin zekam ve önlenemez yeteneğim sayesinde müziğin ve dansın gücünü kullanarak işlerimi yoluna koyarım. ne var oğlum? dedi. akşam babamın gelip beni döveceğini, babamın beni burcu esmersoy'un ayak parmaklarından bile daha fazla korkuttuğunu, gece evlerinde kalmak istediğimi belirttim. git oğlum işine deyip kapıyı yüzüme kapattı. oç ayda yılda bir işimiz düşüyor, yardım etsen gibiyorlar mı? gerçi gibseler yardım eder.
not: harun kolçak, burcu esmersoy'un ayak parmaklarından daha çekici.
bir sol direk dışında sağlam bir darbe almadan akşam dayağını atlattığım için mutluydum. bu olayı harun kolçak'ın gir kanıma şarkısında çıplak moonwalk yaparak kutladım. önder açıkbaş'ın nasıl ünlü olduğunu düşünüp daha sonra merve'nin odasına indim. kapıya how i met your mother'ın 7x12'sini izlemesi gerektiğini, çok duygusal bir bölüm olduğunu söyledim. kapıdan ses gelmeyince tıklattım, merve açtı. ne var abi? dedi. eğer gelecek haftaki doğum günüme kadar göğüslerini yeteri kadar büyütmezse sürpriz partime katılamayacağını söyledim. ne yapıyım senin partini? kimse gelmez zaten dedi. ağır konuşmuştu... duygusal havayı dağıtmak için david fincher'ın the girl with the dragon tattoo'su 13 ocakta sinemalarda dedim. gider misin abi, işim var dedi. mastürbasyon yapmak istediğini anladığımdan anlayışlı bir abinin yapması gerektiği gibi odayı terk ettim. fakat doğum günüm ile ilgili söyledikleri kanıma dokunmuştu. büyük bir parti yapıp onu sözlerinden dolayı utandırmalıydım.
not: joe biden'a david fincher yoluyla ulaşabilirim.
doğum günüme 6 gün vardı. inci'den, twitter'dan ve apartmandan herkes zaten benim için sürpriz bir şeyler hazırlıyordu, farkındaydım. ama merve'yi utandırmak için benim de bir şeyler yapmam gerekiyordu. facebook'a girip merve'nin sınıf arkadaşları ali can, ozan, ismail, tuğçe ve yeliz'in duvarlarına annem ve benim fotoğraflarımızı koydum. umarım ima ettiğim şeyi anlayacaklardı. daha sonra doğum günü üzerine 3-4 şarkı paylaşıp dikkati üzerime çektim. inci'deki panpeytalarımın hazırladığı sürprizi bozmamak için sadece off doğum günlerini de hiç sevmem vb.. başlıklar açtım. gibleyen olmadı ama beni olaya uyandırmamak için yaptıklarının farkındaydım. böyle zekiliklerim vardır. aklımın verimliliği ve zekamın kıvraklığı sayesinde her olayı kavrar, ona göre davranır ve insanları mutlu etmesini bilirim. twitter'dan joe biden'ı partime davet ettim. sosyal medyada gerekli çalışmaları yaptıktan sonra sıra apartmana gelmişti. enrique iglesias'ın hero klibini izledikten sonra işe koyuldum.
not: serkan inci'nin hediyesini kabul etmem. boşa yollamasın...
  1. kata indim, sarışın kadından başladım çalışmalara. tıkladım kapıyı, hemen açtı sağolsun. fabrikada tütün sarar, sanki kendi içer gibi diye bağırıp soner sarıkabadayı dansımı sergiledim. oğlum vallahi şimdi olmaz, çabuk söyle ne söyleyeceksen diye karşılık verdi. gelecek hafta doğum günüm var. eğer babamla aynı ortamda bulunmaktan rahatsız olmazsa eşiniz ile birlikte bekliyorum dedim. hiçbir şey demeden kapattı yüzüme kapıyı oç. zaman kaybetmeden firuze teyzenin kapısını çaldım. kapıyı açar açmaz konuya farklı yerden girmek için hegel'in evreni ''maddeleş bir fikir'' olarak gördüğünü ve bu yüzden heraklitos'un değil, hegel'in diyalektiğin babası sayılması gerektiğinden bahsettim. ne diyon oğlum sen? diye karşılık verdi cahil oç. eşiniz evde mi? dedim. yok dedi. eşiniz derken kocanızı kastediyorum hanımefendi. evde mi? diyerek sorumu tekrarladım. söyle ne söyleyeceksen bana dedi. gelecek hafta doğum günüm olduğunu, kendilerini de aramızda görmekten mutluluk duyacağımızı belirttim. annenin haberi var mı? diye sordu. sanane annemden oç deyip üst kata fırladım.
not: firuze teyzenin harun tekin ile olan ilişkisinden eşinin haberi yok. eşi derken kocasını kastediyorum.
sıra mehtap teyze ile ekşici sevgilime gelmişti. mehtap teyzeden başladım. açtı kapıyı buyur oğlum? dedi. gelecek hafta doğum günüm var gelirseniz beni mutlu edersiniz dedim. maalesef evladım, uygun değiliz dedi. ikna edebilmek için enrique iglesias'ın hero şarkısını söyleyip rihanna-rude boy dansımı yaptım. ne kadar eğleneceğimizi anlamasını istiyordum. böyle zekiliklerim vardır. aklım ve dans kabiliyetimin yardımıyla insanları daha çabuk durumdan haberdar eder, olayları lehime çevirmeye çalışırım. yok oğlum sağol deyince konuyu değiştirmek için ''ıııığğğağğğğğ'' lı hidayet türkoğlu taklit performansımı gerçekleştirdim. kapıyı yüzüme kapattı. sıra karşı dairedeki sevdiceğime gelmişti. açtı kapıyı oo buyur, yine ne var? dedi. sevişmenin zamanı değil, sana önemli bir şey söylemeliyim dedim. ilgilenmiyorum diye karşılık verince ortamı yumuşatmak için akasya durağı sinan esprileri patlattım. daha sinirlenmiş görünüyordu.. haftaya doğum günüm var, gelir misin? dedim. hayır deyip yüzüme kapıyı kapattı. insanın sevgilisinin bile ona böyle davranması gerçekten canını sıkıyor. hero'yu mırıldanıp üst kata çıktım.
not: i can be your heroooooo babyyy
  1. kata çıkarken benim hiç bir bilgisayarım olmadığını, facebook'u, twitter'ı sadece televizyondan duyduğumu farkettim. nasıl olabilirdi ki? kafam karışıyordu yine. sakallının dayağını yememek için sustum. 3. kata çıktım, yaşlı teyzeden başladım. açtı kapıyı sağolsun, ne var evladım? dedi. yaşlı olduğunu bildiğimden frank sinatra - new york, new york'u seslendirdim. soner sarıkabadayı dansımla da süsledim ki bu çağa da ayak uydurabilsin. böyle zekiliklerim vardır. insanları kendi koşullarında değerlendirir, beynimin odaları sayesinde durumu kontrol altına alırım. işim var oğlum, ayakta zor duruyorum sakallı gelecek yoksa söyle ne diyorsun? dedi. sakallı artık bana bir şey yapamazdı ama konuya girmeliydim. gelecek hafta doğum günüm var, gelir misiniz? dedim. bırakmazlar dedi.. ne diyor bu kadın amk neyin kafasını yaşıyor anlamıyordum. konuyu değiştirmek için ona biraz önder açıkbaş'tan ve nasıl ünlü olduğundan bahsettim. kapıyı yüzüme kapattı. ama önder sorununu çözdüğümden birinin haberi olması olumlu bir gelişmeydi. sıra kapıcı kılıklı kadındaydı. tıkladım kapıyı ne var? dedi açar açmaz kaba oç. fakir olmanıza rağmen gelecek hafta gerçekleşecek olan doğum günüme gelmeniz beni mutlu eder dedim. gelemeyiz, sağol deyip kapıyı yüzüme kapattı. bu insanlar ne kötü amk... ulan fakir ayda kaç kere pasta yiyorsun amk bir hayrımız dokunsun dedik. neyse..
not: sakallı adam yine beni bulursa bir daha televizyon izleyemezdim.
şükran teyzeye çıktım, fakat kapısı kapalıydı. açmadı da hiç.. sakallıyı gördüm alt katta fırladım eve. anne diye bağırdım, bakan olmadı. bembeyazdı her yer yine, 2 yıl önceki gibi. başım ağrıyordu.. baba neredesin? sakallı geliyor yine, biliyorum o değilsin sen dedim. yine kimse giblemedi. merve'nin odasına gittim, ne kapı vardı ne merve. oda da yoktu. hemen odama fırladım kapıyı kilitlemeye çalıştım, anahtar yoktu. bembeyazdı her yer, bilmeleri lazım sevmiyorum beyazı. televizyon izlemem lazımdı artık. televizyon izlemezsem aklımın keskinliği ve beynimin odaları beslenmiyordu. sakallının ayak sesleri geliyordu, ama ben bu dünyadan çok rahatsızdım. dönmek istiyordum, ama bu kez olmuyordu. sakallı gittikçe yaklaşıyordu. ağlamaya başladım. ağlayınca daha bir deli muamelesi yapıyorlar insana. sakallı girdi, o babam değildi, adı da salim değildi ilk defa kabullendim. sopasıyla yüzüme vurdu, ellerimi kanattı. tekmeledi her yerimi. sonra daha rahat edebilmek için odasına çekti beni. bıktım senden! çıkmayacaksın alanından, rahatsız etmeyeceksin diğerlerini, televizyon da yok artık diyerek vurmaya devam etti.
not: deli falan değilim ben.
işleri bitti, yazmak için şimdi vakit bulabildim. kağıt yine kan oldu. sopayla çok dayak yedim, yumruklar, 3 puanlar hepsi güzeldi. ama bıçaklanmanın acısını ilk defa yaşıyorum sanırım. ilk yazmaya başladığım günlerde de az daha bıçaklanıyordum ama hademe engellemişti sağolsun. babamdan dayak yemek güzeldi.. sakallı olunca kötü. şunu farkettim; sizi seven birinin dayak attığını düşündüğünüzde acıyı fazla hissetmiyorsunuz. o yüzden deli değildim bence ben, kendimi rahatlatıyordum. dünyamın içinden çıkmak kötü oldu. enrique iglesias, esra erol, önder açıkbaş kızgınlardır şimdi bana. ama çok canım acıyor.. bir daha televizyon izlemeyeceğimi söyledi sakallı. fakat bu kanamayla fazla yaşamayacağımı biliyorum, böyle zekiliklerim vardır. akşam oldu, kendime ait olan tek şey el feneriyle yazıyorum şu an. her yer çok sessiz.. kimsenin umurunda değilim. yalnız ölmek gibisi yok. edebiyat öğretmeni olduğum günlerin avantajını çok kullandım burada. neyse daha fazla yazmam, 1 saate ölmüş olurum hero klibinin finalini gerçekleştirmek istiyorum. sonun bu olduğunu bildiğimden yazdım bunları defterime. bulan okuyan olursa, 1 kişi tarafından da hatırlanmak güzel olur benim için. sanırım son satırlarım bunlardı..
not: baba, çok özledim çocukluğumu, 1 yaşında ölen kız kardeşimi, kanserden ölen annemi.. en çok da senin dayaklarını.
14.11.2011
alper
submitted by Cratix16 to kopyamakarna [link] [comments]


2019.08.14 10:50 Haberfutbol24 14 Ağustos 2019 Çarşamba Spor Haberleri

14 Ağustos 2019 Çarşamba Beşiktaş Haberleri
Beşiktaş'ta forvette Borja ve Bas Dost sesleri
Babacar ve Kamil Wilczek pazarlıklarından beklediği sonuçları alamayan siyah-beyazlılar, rotasını Güney Amerika ve Portekiz’e çevirdi. Siyah beyazlılar, Borja ve Bas Dost'u listeye aldı.
ransferde bir numaralı gündem maddesi forvet olan Beşiktaş, Güney Amerika ve Portekiz pazarına yöneldi. Siyahbeyazlılar Khouma Babacar'ı kiralama teklifine Sassuolo'dan yanıt alamazken Brondby, Kamil Wilczek'i iyi bir bonservis bedeli kazanmadan bırakmaya niyetli değil. Yönetim, anlaşmaya varılan Hoffenheim'ın golcüsü Adam Szalai ise fark yaratamayacağı düşüncesiyle bekletiyor.
Bu üç isimde aradığını bulamayan Kartal'da listeye birinci sıradan giren golcü Miguel Borja oldu. Beşiktaş'ın, geçen yıl ve yeni sezon öncesi gündemine iki kez gelen Kolombiyalı forvetle ilgilendiği öğrenildi. 26 yaşındaki futbolcuyu satın alma opsiyonu ile kiralamak isteyen siyah-beyazlıların, oyuncunun kulübü Palmeiras ile pazarlıklarını sürdürdüğü belirtildi.
Beşiktaş'ın gündeminde olan bir başka isim ise Portekiz'de yer alıyor. Sporting Lizbon'un tecrübeli golcüsü Bas Dost için nabız yoklamaya başlandı. 30 yaşındaki Hollandalı forvet de Miguel Borja gibi daha önce siyahbeyazlıların ilgi alanındaydı.
MIGUEL BORJA
Libertadores Kupası'nda 5 maçta 315 dakika forma giyen Borja; 2 gol, 1 asist kaydetti. Kariyerinde 10 kez Kolombiya Milli Takımı forması giyen golcü oyuncu, iki sezon önce 10 milyon Euro bonservisle Atletico Nacional'den Palmeiras'a transfer olmuştu.
BAS DOST
2016 yılında 12 milyon Euro bonservis bedeliyle Werder Bremen'den Sporting Lizbon'a transfer oldu. 30 yaşındaki santrfor, kariyeri boyunca 407 resmi maça çıktı ve 218 gol, 47 asiste imzasını attı.
KAMİL WILCZEK
Üç sezondur formasını giydiği Brondby ile birlikte 147 resmi maça çıkan 31 yaşındaki futbolcu, bu maçlarda 81 gol, 22 asist kaydetti.
Beşiktaş'tan Aboubakar için yeni teklif!
Beşiktaş, Kamerunlu yıldız golcü için Portekiz ekibine yeni teklif sunacak. Siyah-Beyazlı Yönetimin önümüzdeki günlerde Porto'nun kapısını çalacağı ve yeni teklifi ileteceği öğrenildi.
Beşiktaş'ta adı forvet adayları arasında geçen Vincent Aboubakar için yeni bir teklif daha yapılacak.
Siyah-Beyazlı Yönetimin önümüzdeki günlerde Porto'nun kapısını çalacağı ve yeni teklifi ileteceği öğrenildi.
Öte yandan Kartal, forvet transferinde Aboubakar'ın yanı sıra Sassuolo'nun tecrübeli golcüsü Khouma Babacar'ı da listesine dahil etti.
Beşiktaş, son maçından 3-0 galip ayrıldı
Beşiktaş Kadın Futbol Takımı, UEFA Şampiyonlar Ligi Elemeleri’nde 9. Grup’taki üçüncü ve son maçında Ermenistan temsilcisi Alashkert’i 3-0 yendi.
Beşiktaş Kadın Futbol Takımı, Hollanda’nın Enschede kentinin ev sahipliği yaptığı 9. Grup’taki üçüncü ve son mücadelesinde Alashkert ile karşı karşıya geldi.
Müsabakanın ilk yarısını Kader Hançar’ın golüyle 1-0 önde tamamlayan Beşiktaş, ikinci yarıda da üstün oyununu sürdürdü. Rakip takımdan O’Rourke’nin kendi kalesine attığı golle farkı 2’ye çıkaran siyah-beyazlılar, Sevgi Çınar’ın golüyle sahadan 3-0 galip ayrıldı.
Grubundaki 3 maçta 1 galibiyet ve 2 beraberlikle 5 puan toplayan Beşiktaş, Twente’nin ardından 2. sırada yer alarak üst tura adını yazdıramadı.
Mirin’i ikna turları...
Fransız ekiplerinden Amiens, Beşiktaşlı Isimat Mirin’i kadrosuna katmaya çalışıyor.
Siyah-Beyazlılar’la Amiens, tecrübeli stoperin 2 yıllık kiralık olarak transferi konusunda anlaşma sağladı. Ancak Fransız savunma oyuncusu, henüz Amiens ile el sıkışmadı. Amiens’in Mirin’i ikna etmesi durumunda transfer resmiyet kazanacak. Isimat Mirin, geçen sezon Beşiktaş formasıyla Süper Lig’de 14 maça çıkmıştı. 27 yaşındaki stoper, Beşiktaş’ın dün sabah yapılan antrenmanında da yer aldı.
Beşiktaş Maçı İzle, Canlı Maç İzle, Şifresiz Maç İzle, Taraftarium 24 İzle

14 Ağustos 2019 Çarşamba Fenerbahçe Haberleri

Sakatlar açık kapatıyor

Serdar Aziz ve Garry Rodrigues, sakatlıkları nedeniyle bir süredir takımdan ayrı kalmıştı.
2 futbolcu, yeni transfer Zanka ile birlikte kendileri için hazırlanan özel programı uyguluyor. Bu 3 oyuncu, takımla yaptıkları çalışmaların ardından bireysel antrenmanlarına da devam ediyor. Serdar, Rodrigues ve Zanka, Gazişehir maçına kadar hazır hale gelmeyi hedefliyor.

Andre Ayew ilk maçında iki gol attı!

Swansea, Andre Ayew’e takım bulamadı ancak Ganalı oyuncu da ilk maçında iki gol attı.
Ali Koç’un, kişiliğine övgüler yağdırıp, “Keşke bonservisini alabilsek” dediği Ganalı oyuncu, bedelsiz olarak yeniden kiralanması için önerilse de Fenerbahçe bunu geri çevirdi. Eski takımı Marsilya’nın istemediği Ayew için Swansea Menaceri Steve Cooper, “Aramıza hazır bir şekilde katıldı. Eğer gitmezse, Ayew’i forvette kullanabilirim” dedi.

İlk maçında 2 gol attı

Öte yandan Ganalı oyuncu Swansea'nın Nottingham Forest'la oynadığı Lig Kupası maçında takımının iki golünü attı. Ayew ilk çıktığı maçta iki gol atmış oldu. Swansea maçı 3-1 kazandı.

Ersun Yanal'ı sıkıntı bastı

Transferler yetişmedi, sakatlık kabusu bitmedi. bitmedi. Ersun Yanal, pazartesi günkü Gazişehir maçında sahaya süreceği 11’i belirlemekte zorlanıyor.
Fenerbahçe'nin ligdeki ilk sınavı olan Gazişehir mücadelesine 5 gün kaldı. Ancak hem transfer çalışmalarının gecikmesi, hem de hazırlık sürecinde peş peşe yaşanan sakatlıklar nedeniyle ideal kadro bir türlü kurulamadı. Ersun Yanal, hazırlık maçlarında sürekli farklı futbolcularla sahaya çıktı. Ligin başlamasına bu kadar kısa bir süre kalmasına rağmen, tecrübeli teknik adam sahaya süreceği ilk 11’i belirlemekte zorlanıyor.
Sakatlığı devam eden Hasan Ali Kaldırım’ın alternatifi yok. Bu nedenle yine Dirar’ın sol bekte oynaması bekleniyor. Yeni transfer Zanka, takımla çok az sayıda idmana çıkmasına rağmen 11’de olacak gibi görünüyor. Sakatlığını yeni atlatan Rodrigues ve Serdar Aziz’in durumuna ilerleyen günlerde karar verilecek. Moses, Mehmet Ekici, Kruse gibi ismlerin formsuz olması da Ersun Yanal’ı düşündürüyor.

Zanka: Şampiyonluk için geri adım atmak yok

Yeni transfer Zanka, FB TV’ye konuştu. Danimarkalı savunmacı iddialı açıklamalar yaptı: Ben ve takım arkadaşlarım bu büyük kulübün başarısı için sahada savaşacağız. Geri adım atmadan, şampiyonluk için oynayacağız.
“Mücadele etmeden başarı kazanamazsınız, Türkiye’nin en büyük kulübünün başarısı için sahada geri adım atmayacağım. Bu büyük kulübe geldiğim için oldukça mutluyum. Fenerbahçe’nin tarihine geçen Danimarkalı oyunculardan biri olmak istiyorum. Çubuklu formayla Henrik Nielsen, Brian Steen Nielsen, Högh, Kjaer ve Pingel gibi başarılar elde etmek için savaşacağım. Benden sonra gelenler de Zanka gibi taşıyacağız bu formayı diyecekler.”

‘Sevmezler, saygı duyarlar’

“Savaşmadan, mücadele etmeden başarı elde etmek zor. Kariyerim boyunca savaşçı kişiliğim nedeniyle rakiplerim tarafından sevilmeyen bir isim oldum. Fakat onlar da zamanla bana saygı duymaları gerektiğini öğrendiler. Bundan sonra ben ve takım arkadaşlarım bu büyük kulübün başarısı için sahada savaşacağız. Bir an olsun geri adım atmadan, şampiyonluk için oynayacağız.”

‘Taraftarı mutlu edeceğim’

“Şu an takıma uyum aşamasındayım. Bir an önce bu dönemi atlatıp forma giymeyi hedefliyorum. Büyük Fenerbahçe taraftarının karşısına çıkmak ve onları mutlu etmek istiyorum. Taraftarlarımızın desteğiyle bu sezon mutlu sona ulaşacağız ve şampiyonluk hasretine son vereceğiz. Bizler sahada onlar da tribünde son ana kadar savaşacağız.”

Fenerbahçe'de izin bitti, Gazişehir hazırlıkları başladı

Süper Lig’in ilk haftasında 19 Ağustos Pazartesi günü Gazişehir Gaziantep’i ağırlayacak Fenerbahçe, 2 günlük iznin ardından hazırlıklarına başladı.
Pazartesi günü Gazişehir Gaziantep’i ağırlayacak Fenerbahçe, 2 günlük iznin ardından hazırlıklarına başladı. Sarı-lacivertli kulüpten yapılan açıklamada, Fenerbahçe Can Bartu Tesisleri’nde teknik direktör Ersun Yanal yönetiminde gerçekleştirilen antrenmanın, koşu, ısınma ve koordinasyon hareketleriyle başladığı belirtildi.
Pas idmanı ve çift kale maçlarla devam eden antrenmanın, taktiksel ve bireysel çalışmalarla sona erdiği aktarıldı.
Fenerbahçe, hazırlıklarına yarın yapacağı antrenmanla devam edecek.
Fenerbahçe Maçı İzle, Canlı Maç İzle, Taraftarium 24 İzle, Şifresiz Maç İzle

14 Ağustos 2019 Çarşamba Galatasaray Haberleri

Galatasaray'da baskın seçim sesleri!

Mahkemeden ‘Denetleme Kurulu’nun seçimi yönünde karar çıkması üzerine yönetim, bütün kurulları seçime götürmek için çalışma başlattı. 2 Eylül’e kadar Mustafa Cengiz yönetimi ‘Olaganüstü seçim’ kararı açıklayabilir.
GENEL Kurul’un aldığı ‘İbrasızlık’ kararına yönetimin mahkeme tarafından tedbir koydurmasıyla, seçim gündemden çıktı. Ancak mahkeme Denetleme Kurulu’nun seçime gitmesine de hükmetti. Dernekler Masası, seçime gidilmesi konusundaki yazı 2 Ağustos’ta Galatasaray yönetimine ulaştırdı. Yasaya göre; 2 Eylül’e kadar Sarı-Kırmızılı yönetimin Denetleme Kurulu seçimleri için tarih açıklaması gerekiyor. Ancak yönetim bu kuruldaki ağırlığını kaybetmemek için, seçimi genele taşıma niyetinde. Yani önümüzdeki günlerde Galatasaray’ın yönetiminin gündeminde ‘Olağanüstü seçim’ kararı ciddi şekilde masaya yatırılacak.
KARAR SÖZLÜ OLARAK ALINDI
Yönetim kulislerinden sızan bilgilere göre, şifahen seçim kararı alındı. Ancak 2 Eylül’e kadar yönetim konuyu net şekilde bir zemine oturtmak için çalışmaları sürdürüyor. Yönetim bu tarihe kadar yaşanacak gelişmeleri değerlendirecek ve bu konudaki net kararını verecek. Eğer 2 Eylül’e kadar seçim kararı alınırsa, bu tarihten sonra 45 gün içinde seçimin yapılması gerekiyor. Bu da Ekim ayının ortasına denk geliyor. Başkan Mustafa Cengiz’in yapılacak olası seçimde yönetimde bazı değişikliklere gitmesi de bekleniyor. Abdurrahim Albayrak, Yusuf Günay, Mahmut Recevik, Kaan Kançal’ın olağanüstü seçim projesinde önemli bir rol oynayacağı da belirtiliyor.

ALi DÜRÜST SICAK BAKMIYOR

Muhalefet, Mustafa Cengiz yönetiminin baskın seçim ihtimaline karşı yoğun bir çalışma içinde. Hatta bu konuda ilk başkanlık teklifi, TFF’deki görevinden ayrılan Ali Dürüst’e götürüldü. Ancak Dürüst, mevcut yönetimin karşısına aday olarak çıkmayı düşünmediğini nazik şekilde iletti. Muhalefetin bir diğer adayı Dursun Özbek’in ise kulüple olan alacak-verecek ilişkisi nedeniyle durumu net değil. Özbek’in bu süreçte mevcut yönetim tarafından aday çıkma ihtimaline karşılık bilinçli şekilde yıpratıldığı iddia ediliyor. Muhalefetin yıpranmamış, genç ve dinamik bir isim bulduğu ancak bunu sır gibi sakladığı da iddia ediliyor.

Galatasaray'a müjdeli haber! Monaco resmen açıkladı!

Fransa Lig 1 ekiplerinden Monaco, Sevilla'da forma giyen forvet oyuncusu Ben Yedder'i transfer ettiğini açıkladı. Bu gelişme sonrası Falcao'nun Galatasaray'a transferinin önü açıldı.Galatasaray'da hareketli saatler yaşanıyor. Geçtiğimiz günlerde menajer Ahmet Bulut ile Galatasaray 2. Başkanı Abdurrahim Albayrak, Fransa'ya giderek golcü futbolcu Radamel Falcao ile bir görüşme gerçekleştirmişti.
Bu gelişmenin ardından sarı kırmızılılara Monaco'dan müjdeli haber geldi. Fransız ekibi, Sevilla'dan forvet oyuncusu Ben Yedder'i 5 yıllığına kadroya kattığını açıkladı.

Başakşehir, Basel, Dinamo Kiev elendi, Galatasaray'ın kasasına büyük meblağ girdi!

Şampiyonlar Ligi gruplarına direkt olarak katılacak Galatasaray ön elemelerdeki sonuçlara göre kasasını ciddi şekilde doldurmayı garantiledi.Birçok Türk kulübü gibi finansal anlamda ciddi zorluklar yaşayan Galatasaray son iki sezonda Şampiyonlar Ligi'ne direkt katılarak nefes almıştı.
Cim Bom bu sene de büyük bir meblağı kasasına koymayı garantiledi. Başakşehir'in Olympiakos'a elenmesiyle birlikte Sarı Kırmızılılar, Şampiyonlar Ligi'nin Türkiye payının yüzde 90'ını eline geçirdi. Aynı senaryo geçen sene de yaşanmış ve Galatasaray kasasına 8,5 milyon euro koymuştu. Bu para bu sezon biraz daha artacak.

Ekstradan 3 milyon euro daha!

UEFA Şampiyonlar Ligi 3. eleme turunda Galatasaray'ın katsayı sıralamasında üzerinde bulunan Dinamo kiev, Basel ve Porto elendi. Krasnodar'ın Porto'yu, Club Brugge'ün Dinamo Kiev'i, LASK Linz'in de Basel'i elemesinin ardından, Sarı Kırmızılı takım elde edeceği gelire 3 milyon 324 bin euro ekledi. Galatasaray'ın üzerinde olan PSV'yi de dün gece elenen Basel kupa dışına itmişti.

Galatasaray Steven Nzonzi transferini bitirdi

Galatasaray, aradığı orta sahayı İtalya’da buldu. Cim Bom, ezeli rakibi Fenerbahçe’nin de istediği Steven Nzonzi ile prensipte anlaştı. Kulübü Roma da 1 milyon Euro’luk kiralama teklifine ‘tamam’ dedi.
Ve Galatasaray forvet transferinin ardından orta sahadaki kize de son verdi. Listesinde pek çok isim olan Sarı- Kırmızılılar, Roma forması giyen Nzonzi’de karar kıldı. Seri’nin yanına defansif özelliği ön planda olan bir isim isteyen Fatih Terim, 30 yaşındaki yıldız için ‘Mutlaka alalım’ derken, yönetim görüşmelerde mutlu sona ulaştı. 1.96 boyundaki Fransız yıldız, Roma’dan 1 seneliğine kiralanacak. İtalyan ekibine 1 milyon Euro bedel ödenecek.1.96 boyundaki Nzonzi, Fransa Milli Takımı’nda da 14 maça çıktı.
Oyuncu da Galatasaray’a ‘evet’ derken, arada sadece çok ufak pürüzler kaldı. Fenerbahçe’nin de yakından ilgilendiği Nzonzi Şampiyonlar Ligi faktörü nedeniyle Aslan’a yeşil ışık yakarken, kısa zamanda bu transferin sonuçlanması bekleniyor. Nzonzi geçen sezon Roma’da toplam 39 maça çıkarken, 1 gol, 2 asistlik katkı sağladı.
Galatasaray Maçı İzle, Canlı Maç İzle, Taraftarium 24 İzle, Şifresiz Maç İzle

14 Ağustos 2019 Çarşamba Trabzonspor Haberleri

Trabzonspor 1467 gün sonra taraftarı önünde Avrupa maçına çıkıyor

UEFA Avrupa Ligi 3. Ön Eleme Turu mücadelesinde yarın sahasında Çekya'nın Sparta Prag takımıyla 2-2'nin rövanşında karşılaşacak olan Trabzonspor, 1467 gün sonra taraftarı önünde Avrupa maçına çıkacak. Bordo-mavililer ayrıca ilk kez yeni stadyumunda bir Avrupa maçı oynayacak.
Trabzonspor, UEFA Avrupa Ligi 3. Ön Eleme Turu rövanş maçında yarın sahasında Çekya'nın Sparta Prag ekibiyle mücadele edecek. En son Avrupa kupalarında 6 Ağustos 2015'de Makedonya'nın Rabotnicki takımıyla Hüseyin Avni Aker Stadyumu'nda karşılaşan bordo-mavililer, deplasmanda 1-0 kaybettiği maçın rövanşında sahasında 1-1 berabere kalmasıyla erken veda etmişti. Söz konusu dönemden sonra Avrupa kupalarında yer alamayan Trabzonspor, 1467 gün sonra taraftarı önünde bir Avrupa kupası maçında mücadele edecek.

Akyazı'da ilk Avrupa maçı

18 Aralık 2016'da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımıyla açılan Şenol Güneş Spor Kompleksi içinde bulunan Medical Park Stadyumu'nda ilk kez Avrupa kupası maçı oynayacak olan bordo-mavililer, 41 Bin 461 kapasiteli yeni stadında Avrupa'lı rakiplerini ağırlayacak.
Trabzonspor Avrupa'da 127 randevuya çıkıyor
Çekya'nın Sparta Praf takımıyla 2-2'nin rövanşında karşılaşacak olan Trabzonspor, bu maçla birlikte Avrupa'da 127. kez sahne alacak. Bordo-mavililer, Avrupa arenasında bugüne kadar oynadığı 126 maçta 48 galibiyet ve 33 beraberlik aldı. 45 müsabakada ise mağlubiyetle ayrıldı. Söz konusu karşılaşmalarda rakip fileleri 164 kez havalandıran Karadeniz ekibi, kalesinde de 168 gol gördü.
Trabzonspor, ilk olarak 1976-1977 sezonunda başladığı Avrupa serüveninde Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası ve UEFA Şampiyonlar Ligi'nde 28, 2009-2010 sezonundan itibaren UEFA Avrupa Ligi adıyla düzenlenmeye başlanan eski adıyla UEFA Kupası'nda 78, Avrupa Kupa Galipleri Kupası'nda 12 ve UEFA Intertoto Kupası'nda 8 maç oynadı.

UEFA Avrupa Ligi'nde 79 maç

Trabzonspor, Sparta Prag takımıyla eski adı UEFA Kupası yeni adıyla UEFA Avrupa Ligi'nde 79. maçını oynayacak. Kupada ilk olarak 1982-1983 sezonunda Almanya'nın Kaiserslautern takımı ile eşleşen bordo-mavililer, bugüne dek oynadığı 78 maçın 31'inde sahadan galibiyetle ayrıldı. 21 maçta berabere kalan bordo-mavililer, 26 maçta mağlup oldu. Söz konusu maçlarda rakip fileleri 108 kez havalandıran Karadeniz ekibi, kalesinde ise 104 gole engel olamadı.

Devlere karşı zaferler

Trabzonspor, bugüne kadar Avrupa'da oynadığı maçlarda büyük takımlara karşı önemli galibiyetler elde etti. Avrupa sınavlarında güçlü takımlara karşı başarılı sonuçlar alan bordo-mavililer, 1976-1977 sezonunda İngiltere'nin Liverpool, 1983-1984 sezonunda İtalya'nın Inter, 1990-1991 sezonunda İspanya'nın Barcelona ve 1994-1995 sezonunda ise İngiltere'nin Aston Villa takımını Hüseyin Avni Aker Stadı'nda 1-0'lık sonuçlarla yenmeyi başardı. Trabzonspor, 1983-1984 sezonunda yendiği Inter'i 14 Eylül 2011'de oynanan Şampiyonlar Ligi grup maçında da 1-0 mağlup ederek Avrupa'da adından söz ettirmişti.

En farklı galibiyetini Arnavutluk takımı karşısında aldı

Karadeniz ekibi, Avrupa kupalarında en farklı galibiyetini Arnavutluk'un Vllaznia takımı karşısında aldı. Karadeniz ekibi, 2007-2008 sezonunda UEFA Intertoto Kupası'nda Arnavutluk temsilcisini sahasında 6-0'lık sonuçla mağlup ederek, Avrupa'da oynadığı 126 maçtaki en farklı galibiyetine imza attı.

En farklı yenilgi Barcelona'ya karşı

Karadeniz ekibi, Avrupa kupalarında en farklı yenilgisini İspanya'nın Barcelona takımı karşısında gördü. Trabzonspor, Avrupa Kupa Galipleri Kupası 1. Tur rövanş maçında deplasmanda Barcelona'ya 7-2'lik sonuçla mağlup olmuştu.

Trabzonspor, Edgar Le'yi Feyenoord'a kiraladı

Trabzonspor'un Yusuf Yazıcı transferi karşılığında Lille'den kadrosuna kattığı Edgar Miguel Le, 1 yıllığına Feyenoord'a kiralandı.
Trabzonspor, Portekizli savunma oyuncusu Edgar Le ile anlaşmaya varıldığını duyurdu. Trabzonspor Sportif Yatırım ve Futbol İşletmeciliği Ticaret AŞ’den Borsa İstanbul’a gönderilen ve Kamuyu Aydınlatma Platformunda (KAP) da yer alan açıklamada, profesyonel futbolcu Edgar Miguel Le ile opsiyon hakkı kulübe ait olmak üzere 3 1 yıllık anlaşma sağlandığı belirtildi.
Oyuncuya 2019-20 futbol sezonu için 650 bin avro, 2020-21 futbol sezonu için 750 bin avro, 2021-22 futbol sezonu için 750 bin avro olmak üzere 3 yıllığına 2 milyon 150 bin avro garanti ücret ödeneceği kaydedildi. Opsiyon hakkının kullanılması durumunda ise oyuncuya 2022-23 sezonu için 800 bin avro garanti ücret verileceği aktarıldı.

İmzayı attı, Feyenoord'a kiralandı

Transfer döneminde Gaston Campi ve Ivanildo Fernandes’i kadrosuna katarak stoper hattını güçlendiren Bordo-Mavililer, Edgar’ı kiralamaya karar verdi. Bu doğrultuda da en ciddi aday olan Hollanda devi Feyenoord, Portekizli’yi kiralık olarak kadrosuna kattı. 25 yaşındaki futbolcunun sözleşme detayları hakkında ise bilgi verilmedi.

Trabzonspor, Sparta Prag'da forma giyen Guelor Kanga'nın peşinde!

Trabzonspor, Sparta Prag ile Avrupa Ligi’nde oynanan ilk maçta beğendikleri yıldız oyuncu Guelor Kanga için Çekya temsilcisinin kapısını çalmaya hazırlanyor.
Trabzonspor bir yandan forvet transferine yoğunlaşırken bir yandan da 10 numara transferi için bastırıyor. Bordo- Mavililer, UEFA Avrupa Ligi'nde karşılaştıkları Sparta Prag'da forma giyen 28 yaşındaki 10 numara Guelor Kanga'nın peşinde... Fırtına, onun için resmi teklif yapacak.

​27 KEZ MİLLİ FORMAYI GİYDİ

Prag'da oynanan ilk maçta 1 gol atan yıldız oyuncunun kulübüyle olan sözleşmesi gelecek yıl sona eriyor. Tecrübeli futbolcu, 27 kez Gabon Milli Takımı formasını giydi ve 1 gol attı.

KARAMAN DA ONAY VERDİ

Yusuf Yazıcı'nın ayrılmasından sonra o bölgeye dinamik bir 10 numara bakan Trabzon'da Ünal Karaman da bu transfere onay verdi. Görüşmeler birkaç gün içinde sonuçlanacak.
Canlı Maç İzle, Şifresiz Maç İzle, Taraftarium 24 İzle, Futbol Cafe TV
submitted by Haberfutbol24 to u/Haberfutbol24 [link] [comments]


2019.06.17 10:27 NewsJungle Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk ihracatçılarına vergisiz forex satışları sağladı

Pazar günü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türk ihracatçılarının döviz alımları üzerindeki vergilerden muaf olmalarına yarar sağladı.
Erdoğan, İstanbul’daki İhracatçılar Meclisi’ne yaptığı açıklamada, "İhracatçılar döviz alırken döviz vergisi ödemeyecek" dedi.
Türkiye'nin ihracatı bu Mayıs ayında 171.4 milyar dolara yükseldi, bunun da olumlu olduğunu, ancak hala 200 milyar doların üstüne çıkması gerektiği gibi hala zayıf olduğunu belirtti.
Erdoğan, Ankara'nın Türkiye'yi cari açığı olan bir ülkeden fazla veren bir ülkeye kaydırmaya "çok yakın" olduğunu vurguladı.
Cuma günü Merkez Bankası, cari hesabın nisan ayında 1,3 milyar dolar açık verdiğini, geçen yılın aynı ayında ise 5,6 milyar dolarlık açık verdiğini belirtti.
Geçen yıl, cari işlemler dengesi yaklaşık 27,6 milyar dolarlık bir açık vermiş ve 2017 yılında yaklaşık 47,5 milyar dolarlık bir açık vermiştir.
Rakam 2009'dan bu yana en düşüktü. Türkiye'nin son on yılda en yüksek yıllık cari hesap açığı 2011'de 74,4 milyar dolar olarak gerçekleşti.
Ülkenin geçen Eylül ayında açıklanan yeni ekonomik programı, cari işlemler açığının GSYH'ye oranını bu yıl% 3,3 olarak hedefliyor.
İstanbul gelecek hafta oy verecek
Pazar gününden bir haftalığına ayarlanan İstanbul belediye başkanlığı revosunun önünde konuşan Erdoğan, demokrasiye ve yasaya saygı duyan herkesin 23 Haziran seçiminin sonucunu onaylaması gerektiğini söyledi.
Halk İttifakı adayı Binali Yıldırım ve Ulus İttifakı adayı Ekrem İmamoğlu, Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) 31 Mart’ta yapılacak sandıkların yeniden düzenlenmesi emrinin ardından İstanbul belediye başkanlığı için tekrar yarışacak.
Mart seçimlerinin sonuçları, iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) konseye temyiz ederek usulsüzlükler ve seçim yasası ihlalleri gerekçesiyle iptal edildi.
Doğu Akdeniz'de Gerginlikler
Kıbrıs Rum yönetimi, Doğu Akdeniz’deki Türk bayraklı tatbikat Fatih’in mürettebatı için tutuklama emri çıkardığını bildiren Erdoğan’ın, söz konusu varantların “yanlış umutları” temsil ettiğini söyledi.
Fatih tatbikatı, 3 Mayıs'ta Kıbrıs'ın batı kıyısındaki 75 kilometre (yaklaşık 41 deniz mili) alanda sondaj operasyonlarını başlattı.
Bölge, tamamen ABD’de kayıtlı olan Türkiye kıta sahanlığı içine girmekte ve Türk hükümetinin geçmiş yıllarda Türkiye Petrolüne vermiş olduğu izin belgesi altında bulunmaktadır.
Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin de bölgedeki kaynaklar üzerinde haklara sahip olduğunu söyleyerek, Kıbrıs Türk idaresinin Doğu Akdeniz'deki tek taraflı sondajına sürekli olarak itiraz etmiştir.
1974'te, Kıbrıs'ın Yunanistan'ın ilhak etmesini amaçlayan bir darbenin ardından Ankara, kefil gücü olarak müdahale etti. 1983 yılında, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kuruldu.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2019.05.07 08:22 NewsJungle Rumen DB, Türkiye-AB anlaşmasının güçlendirilmesi gerektiğini söyledi

Dışişleri Bakanı Teodor Meleşcanu, Romanya 'nın cumhurbaşkanlığı döneminde AB-Türkiye ilişkilerinde pragmatik ve yapıcı bir dinamiğin geliştirilmesine odaklanacağını söyledi. "Buna yönelik somut bir girişim, aday ülkelerden üst düzey yetkilileri görevimiz sırasında düzenlenen gayrı resmi olaylara davet etmek, AB kurumları ve üye devletlerle alışverişi kolaylaştırmak oldu. Türkiye'nin bu birleşmelere katılımı AB ile olan ilişkisini teyit etmesine ve karşılıklı anlaşmayı kolaylaştırmasına katkıda bulundu. “Meleşcanu Daily Sabah'a özel bir röportajda söyledi. Romanya, AB’nin altı aylık dönem başkanlığını 2019’un başında, 2007’de bloğa katılmasından bu yana ilk kez Avusturya’yı geçtikten sonra devraldı.
Pozisyon bloğun gündemini belirlemeyi ve 28 üye arasında diplomatik bir rol oynamayı içerir.
AB-Türkiye Ortaklık Konseyi’nin 15 Mart 2019’da başlamasını, Romanya’nın görev süresi boyunca "özellikle tatmin edici bir sonuç" olarak tanımladı. Meleşcanu, konsey toplantısının, ilişkilerin nerede durduğunu tespit etmek ve gelecekteki işbirliği için parametreleri belirlemek için zamanında bir fırsat olduğunu söyledi.
AB-Türkiye Ortaklık Konseyi, 54. toplantısını, gergin bağlar nedeniyle dört yıllık bir aradan sonra Brüksel 'de Brüksel' de düzenledi. Meleşcanu, "Bu toplantının sonuçları her iki taraf tarafından da memnuniyetle karşılandı." Dedi. Brüksel’in Türkiye’den, reformları uygulamada bir ilerleme yolu izlemesinin beklentilerinin “önümüzdeki dönemde olumlu gelişmeleri hızlandırmak için” yüksek düzeyde olduğunu ekledi.
Türkiye, AB sürecini hızlandırmak için Reform Eylem Grubu (RAG) toplantılarını başlattı. Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, 12 Aralık 2018'de neredeyse üç yıl sonra Ankara'daki dördüncü RAG toplantısına ev sahipliği yaptı. Toplantılar, reformları yerine getirme ve Türkiye'nin adli düzenlemelerde, Türkiye'nin AB sürecini hızlandırmaya yönelik süregelen çabalarını değerlendirdi.
Romanya ve Türkiye’nin son ziyaretler ve anlaşmalarla güçlendirilen sağlam ikili ilişkileri paylaştığını belirten Meleşcanu, hükümet, parlamento ve iş dahil olmak üzere her seviyede sürekli ve açık bir diyalog olduğunu söyledi.
Ankara ve Bükreş, 2011 yılında Stratejik Ortaklık Anlaşması'nı ve 2013 yılında Eylem Planı'nı imzaladı. Son zamanlarda, farklı alanlarda yetkililer arasında yoğun bir trafik vardı. Romanya Başbakanı Viorica Dăncilă, geçtiğimiz Ekim ayında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ikili ilişkilerin daha da geliştirilmesi konusunu ele aldığı resmi ziyarette bulundu.
"Açık ve avantajlı ticaretin önündeki zorlukların ve engellerin ortadan kaldırılması amacıyla ikili ticaretin farklı yönleriyle ilgili teknik düzeyde uygulanan tartışmalar. İlişkilerimizi ilerletme potansiyeli var ve farklı durumlarda Romen ve Türklerin ifade ettiği gibi Liderler, bunu başarmak için güçlü bir siyasi irade var ve bunlar başarılı bir çaba için temel bileşenlerdir ”dedi.
Mart ayı sonlarında, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Dăncilă 'nun davetiyesinde Bükreş' te Romanya, Bulgaristan, Yunanistan ve Sırbistan 'ın dörtlü bir toplantısına katıldı. Yakın zamanda, ekonomik ve ticari ilişkiler üzerine ortak bir komitenin ilk toplantısı 19 Nisan'da bir iş forumuyla birlikte İstanbul'da gerçekleşti.
Romanya dışişleri bakanı ayrıca, iki ülke arasındaki ortaklığın AB-Türkiye ilişkileri için yasadışı göçle mücadele, terörle mücadele, güvenlik ve savunma sorunları, enerji güvenliği gibi ortak zorlukların etkin yönetimi de dahil olmak üzere önemli bir referans noktası olduğunu vurguladı. Ve bircok digerleri.
Meleşcanu, geçen ay Ankara'ya yaptığı ziyarette, Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ile Türkiye, Romanya ve Polonya arasındaki siyasi görüşmelerin beşinci toplantısı çerçevesinde yaptığı görüşmede, Romanya’nın 2012 yılında kurulan format.
"Diyaloğumuz müttefik birliği ve devam eden NATO’ya uyum sürecini destekliyor. Ankara’daki mevcut toplantı, Nisan’da Washington’daki NATO dışişleri bakanlığı toplantısına çok yararlı bir takip olacağı için hem önemli hem de zamanındaydı. Önümüzdeki öncelikler ve ülkemizin şu anki tehdit ve zorlukların yönetimine katkısı ”dedi. Romanya bakanı, eski Romanya Dışişleri Bakanı Nicolae Titulescu'ya Ankara'da yapılan bir anıtın açılış törenine katılmaktan mutluluk duyduğunu da ekledi. "20. yüzyılın başından itibaren Romanya için değil dünya için dikkate değer bir tarihi şahsiyettir. İşbirliği, ekonomik ilişkiler ve siyasi diyalog yoluyla barışı sağlamak isteyen bir vizyonerdi. Ayrıca, bu proje sonuçlandı. Yerel ortaklarla ve özellikle de Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ile iyi bir işbirliğinden "dedi.
İngiltere’nin AB’den çekilmesinin Romanya’nın cumhurbaşkanlığının gündeminde büyük bir öncelik olduğunu belirten Meleşcanu, bloğun bir anlaşma için yapıcı bir şekilde çalıştığını ve Meclis’te çekilme Commons “Ayrıca, İngiliz hükümetine ve Parlamento’ya bu süreçte ileriye dönük bir yol bulmak için daha fazla zaman tanımak amacıyla [31 Ekim’e kadar] ikinci bir uzatma kararı aldık. En etkili olanı temsil eden para çekme anlaşması Brexit'in yarattığı olumsuz etkilerin sınırlandırılması için bir araç ve vatandaşlarımıza ve iş ortamına yasal olarak kesinlik sağlıyor "dedi.
İngiltere’nin AB’yi referandumda bırakmak için oy vermesinden bu yana neredeyse üç yıl geçti; bir çıkış anlaşmasının onaylanması için çabalıyor. Şimdiye kadar, Başbakan Theresa May hükümetinin anlaşması, İngiliz Parlamentosu'nun alt meclisi tarafından üç kez reddedildi. Romanya dışişleri bakanı, ülkenin cumhurbaşkanlığı döneminde gerçekleşecek olan Avrupa Parlamentosu seçimlerine de değinerek, Bükreş'in odağının, görev süresinin ilk yarısında, görev süresinin başlangıcından önce mümkün olduğu kadar çok sayıda yasal dosyayı ilerletmek veya sonuçlandırmakta olduğunu belirtti seçim kampanyası. Meleşcanu, "Şimdi, mevcut yasama meclisinin etkinliği sona erdi ve Romanya cumhurbaşkanlığının böyle yoğun bir dönem için etkileyici bir sayı olan 90 yasama dosyasını kapatmayı başardığı sonucuna varabiliriz," dedi.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2019.04.20 16:53 Mechanowyrm ümit özdağ'ın suriyeliler hakkında paylaşımı

Kayıtlı 3.8 milyon, kayıtsız 1.5 milyon toplam 5.3 milyon Suriyeli sığınmacı Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı en önemli sorundur. Sayıları hızla artan ve 2040’da 10 milyona çıkacak olan Suriyelilerin Türkiye’de kalması durumunda Türkiye ağır krizler içinde iç savaş ve parçalanma sürecine sürüklenecektir. Hangi partiye oy verir ise versin Türk halkının % 85’den fazlası Suriyeli sığınmacıların vatanları olan Suriye’ye dönmesi gerektiğini düşünmektedir. Türk halkının tepkisini bilen Erdoğan konuyu zamana yayarak ve vatandaşlarımızı buna alıştırarak Suriyelilere vatandaşlık verme politikası izlemektedir. Bir yandan bürokrasiye verilen brifingler ile “mültecilerin yüzde 80’inin geldikleri ülkeden geri dönmediği” masalı anlatılmakta ve Suriyelilerin de geri dönmeyecekleri bilinçaltlarına işlenmekte diğer yandan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Kilis için hazırladığı 1/100.000.000 ölçekli yerleşim planında Suriyelilerin geri dönmeyeceği açıklanmaktadır. Özetle, Erdoğan Suriyelilere vatandaşlık verme konusunda kararlıdır. Ancak her seçim öncesinde seçmeni kızdırmamak için “Suriyelileri geri yollayacaklarını” söylemektedir. Seçimlerden sonra ise Suriyelilerin Türkiye’ye yerleştirilmesi süreci devam etmektedir. 31 Mart seçimlerinden önce de Suriyelilerin ülkelerine dönmeye başladıkları ve bu sürecin devam edeceği doğrultusunda açıklamalar yapılmıştır. Seçimlerden hemen sonra Erdoğan Suriyeli sığınmacılara vatandaşlık vermek olan gerçek gündemine dönmüş ve açıklamıştır: “Biz onların (Suriyeli sığınmacılara yardım etmeyeceğini açıklayan Bolu Belediyesini kastediyor) eline bırakmadan valiliklerimiz yoluyla aynen yedirmeye, içirmeye, giydirmeye devam edeceğiz” Türkiye 2011’den buyana Suriyeli sığınmacıların yedirilmesi, içirilmesi ve giydirilmesi için Erdoğan’ın açıklamasına göre 37 milyar Dolar, 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü’nin yaptığı hesaplamalara göre 40 milyar Dolar harcamıştır. Bu olağanüstü büyük bir miktardır ve Türk ekonomisinin yaşadığı ağır krize sürüklenmesinin en önemli nedenlerinden birisidir. 40 milyar Doları Suriyeli sığınmacılar için harcamasaydık ne olurdu? 40 milyar Dolar daha az borcumuz olurdu. Peki, 40 milyar Dolar daha az borcumuz olsaydı ne olurdu? Ege Cansen’in bir başka hesabı üzerinden hesaplayalım. 3. Hava limanı için Türkiye % 7.5 milyar Dolar dış borç almış. Bunun için yılda 500 milyon Dolar faiz ödüyor. 40 milyar Dolar dış borç için yılda kaç milyar Dolar faiz ödüyoruz? 2 milyar 850 milyon Dolar. Evet, koskoca bir nerede ise 3 milyar Dolar ödüyoruz. Ve bunu yaptığımız harcamaların üzerine her sene yıllarca ödeyeceğiz. Erdoğan’ın Suriyeliler politikasının Türk halkına bedeli budur. Bir başka hesabı 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü kıdemli analizcilerinden finans uzmanı Erman Dinçel yapmıştır. Dinçel’in hesaplamaları göstermektedir ki, 40 milyar Dolar Suriyeli sığınmacılara harcanmasaydı 2015 ve 2016’da Türkiye bütçe açığı vermeyecekti. 2017 ve 2018’de ise çok az bütçe açığı verecektik. Türkiye Cumhuriyet tarihinin en ağır ekonomik krizini yaşıyor. Yapışkan kriz diye adlandırılan bu kriz çok ağır, derin ve uzun süreli olacak. Bu kadar ağır bir kriz yaşanırken Katar emirinden uçak satın alan, Ahlat’ta saray yaptıran Erdoğan Suriyeli sığınmacılar için Türk milletinin kıt kaynaklarını bonkörce harcamaya devam etmektedir. Oysa TUİK verilerine göre 4 milyon 668 bin kişi işsizdir. İş bulma umudunu yitirdiği için iş aramayı bırakan 2 milyon 311 bin işsizde bu rakama eklendiği zaman işsiz sayısı 6 milyon 979 bine çıkmaktadır. 7 milyon insanı işsiz olan, 10 milyonlarca insanı sosyal yardımlar ile karnını doyuran ve ısınan bir ülkenin yöneten Erdoğan’ın Suriyeli sığınmacılar politikası daha sorumlu olmak zorundadır. Türk Milleti patatesi ve soğanı ucuz alabilmek için saatlerce bir pazardan diğerine yürürken veya dağılan pazarların çöplüklerinden atılmış soğanları toplarken, bu insanların 40 milyar Doları sonsuza kadar Suriyeli sığınmacılar için harcanamaz. Artık Suriyeli sığınmacıların bir plan dahilinde ülkelerine dönmelerinin vakti gelmiştir. Kimse dönerlerse öldürülürler yalanının ve kolaycılığının arkasına sığınmasın. Büyük devlet Suriyelilerin ülkelerinde korkusuz yaşayabilmelerinin şartlarını da oluşturabilen devlettir. Erdoğan bunun için yapılması gerekenleri yapar ise Suriyelilerin hepsi vatanlarına döner. Suriyeli sığınmacılar Suriye’ye dönmeden Türkiye’nin ekonomik krizden çıkması mümkün değildir. Türkiye, ayağına taş bağlanarak suya atılmış bir insan gibi ekonomisinin sırtında Suriyeli sığınmacıların ağırlığı ile bocalayıp durmaktadır.
kaynak: https://www.facebook.com/story.php?story_fbid=2143846919016344&id=100001731703972
submitted by Mechanowyrm to Turkey [link] [comments]


2019.01.15 20:36 fragmanlife 4N1K ilk Ask dizisi konusu ve oyunculari

4N1K ilk Ask dizisi konusu ve oyunculari Yaprak, çocukluktan beri kızlar dünyasından uzak, yanı başındaki dört adamdan oluşan rengarenk bir dünya kurmuştur kendine. Bir gün bu dünya, gizemli bir biçimde hayatına giren Barış’ın oyunlarıyla değişir. Bu değişim, onu kendisine ve kızlar dünyasına doğru bir keşfe çıkarır. Artık bir seçim yapmak zorundadır; ya bir ‘masal prensi’ni ya da ‘gamzeli kahraman’ı seçecektir…
Aşktan, okuldan, ailelerinden yana tam manasıyla bela mıknatısı olan; her zorluğu birbirlerine tutunarak aşan bu beş gencin; çocukken verdikleri o söz, her arıza durumda yineledikleri o cümle, hikayemizi en iyi şekilde özetlemektedir aslında:
Gözde Mutluer kimdir? Yaprak Ayvaz Gözde Mutluer Gözde Mutluer Yaprak Ayvaz Etrafındaki kızlara pek benzemiyor. Topuklu ayakkabıyla yıldızı barışmayanlardan, converse'lerim olmadan asla kafasında. Annesi, yani onun deyimiyle ''anakraliçesi'' Oya'nın, babası Taner'in bu hayattaki ağır imtihanı... Okulda da rahat durmuyor. Kınama ve uzaklaştırma koleksiyonu var. Ali'nin yıllardır aşık olduğu ama açılamadığı kız. Etek, eyeliner ve pembe renk gibi ömründen ömür götüren bir yığın sözcüğe bugünlerde bir yenisini ekledi; sırık, yani Barış.
Gözde Mutluer Kimdir?
1991 yılında doğan Gözde Mutluer Marmara Üniversitesi’ne Sinema TV bölümünde okudu. 2008 yılından bu yana Biskrem, Ülker Çikolata, Avea, Algida, Rocca, Turkcell gibi pek çok önemli markanın reklamlarında oynadı. Dizi çalışmalarına 2009 yılında Show TV’de yayınlanan Melekler Korusun'la başladı. Tövbeler Tövbesi, Lale Devri, Bebek İşi, Not Defteri, Aşkın Kanunu, Bana Baba Dedi, Asla Vazgeçmem ve Kördüğüm dizileriyle televizyondaki çalışmalarına devam etti. Beyaz perdede ise Mert Baykal’ın yönetmenliğini yaptığı Kardeşim Benim filmiyle ilk kez sinema seyircisiyle buluştu. 2017 yılında 4N1K’nın Yaprak’ı olarak izleyici karşısına çıktı. Yaprak karakteriyle seyircinin büyük ilgisini toplayan oyuncu, 4N1K’nın ikinci filmi ve dizisinde de başrolünü üstlendi. Gözde Mutluer aynı zamanda kadın portreleri ve manzaralar üzerine yaptığı illüstrasyonlarla resim çalışmaları da yapıyor. Sıla’nın albüm kapakları için çizimler yapan oyuncu, şarkıcının bir klibinin de yönetmenliğini üstlendi.
Gözde Mutluer'in Oynadığı Diziler 4N1K / Yaprak / 2018 Kördüğüm / 2016 Asla Vazgeçmem / Yağmur / 2015-16 Bana Baba Dedi / 2015 Aşkın Kanunu / 2014 Not Defteri / 2014 Bebek İşi / 2013 Lale Devri / 2012 Tövbeler Tövbesi / Songül / 2011 Melekler Korusun / Işıl / 2009
Gözde Mutluer'in Oynadığı Filmler 4N1K 2 / Yaprak / 2018 4N1K / Yaprak / 2017 Kardeşim Benim / Ayşe / 2015 Benimle Oynar Mısın? / Sıla /2013 Dağ / Pelin / 2012
Atakan Hoşgören kimdir? Ali Tekelioğlu Atakan Hoşgören Atakan Hoşgören Ali Tekelioğlu Yaprak’ı, her durumda, şartlar ne olursa olsun, koruyan kollayan gamzeli kahraman. Çocukluktan beri hislerini Yaprak’a ne anlatabilmiş ne de Yaprak anlayabilmiş. Okulun basket takımının yıldız oyuncusu ve kaptanı. Barış burda da Ali’nin tadını fena kaçırıyor. Babası Tekin’le yıldızları asla barışmamış. Aralarında derin bir baba ve oğul çatışması var. Devasa bir gizemin ortasında yaşıyor yıllardır ve henüz bunun farkında değil. Okuduğun okulun rehber hocası, her belada kapısını çaldığı Ela Hoca, onun gerçek annesi ve Ali henüz bunu bilmiyor.
Atakan Hoşgören Kimdir?
1999 yılında İstanbul’da doğan Arnavut kökenli, 4 Kardeş’in en küçüğü olan Atakan HOŞGÖREN, Kolej eğitiminden sonra Doğuş Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümüne devam etmektedir.
Oyuncuk hayatına 7 yıl önce başlamıştır. Onun üzerinde reklam filminde oynan Atakan HOŞGÖREN, Yıldızlar Şahidim adındaki dizide de kısa bir süre rol almıştır. Tiyatro deneyimini bulunan Atakan HOŞGÖREN aynı zamanda 5 yıl kadar Beşiktaş altyapısında basketbol oynamıştır.
Oyunculuk eğitimini, çeşitli oyuncu koçlarıyla çalışarak edinmiş, en son oyunculuk eğitimini “4N1K” ekibinin oyuncu koçu Celal Eldeniz’den almıştır.
Menajerliğini Best Model Kordinatörü ve Menajer Emrah YILDIZ yapmaktadır. Kısa bir süre önce 4N1K – 2 filmdeki ALİ TEKELİOĞLU karakterini canlandırmıştır. 4N1K filminden sonra Fox TV ‘de yayınlanacak 4N1K dizisinde de rol alacaktır. Hobileri arasında Kitap, Sinema, Tiyatro, Basketbol, Müzik, Kısa Film ve Spor, Klasik Araba tutkusu bulunmaktadır.
Atakan Hoşgören'in Oynadığı Diziler Yıldızlar Şahidim / 2017
Atakan Hoşgören'in Oynadığı Filmler 4N1K 2 / Ali / 2018
Burak Yörük kimdir? Barış Ozansoy Burak Yörük Burak Yörük Barış Ozansoy Nam-ı diğer Sırık. Özgüveni battal beden. Şayet bir ''Ozansoy''sanız, hayata bir adım önde başlarsınız. Barış, Ozansoy ailesinin tatlı serseri veliahtı. Hayat onun için bir oyun alanı… İlgi odağı olmaya bayılıyor. Rekabet, onun vazgeçilmezi. Hayatta hiçbir şeyi elde etmek için ekstra bir çaba sarf etmediği için, ona meydan okuyan biri varsa, artık tek gündemi o kişi oluyor. Motosiklet ve basketbol onun vazgeçilmezi. Anne ve babasını küçük yaşta kaybetmiş, disiplin kumkuması babaannesi tarafından büyütülmüş.
Burak Yörük Kimdir?
26 Mayıs 1995 yılında İstanbul’da doğan Burak Yörük, kariyerine 2002'de "çocuk oyuncu" olarak başladı. Beykent Üniversitesi'nin "Tiyatro bölümünde" eğitimini sürdüren Burak Yörük; Ben Onu Çok Sevdim, 20 dakika ve Biz Boşanıyoruz adlı dizilerde oynadı.Genç oyuncu, geçtiğimiz yıllarda vizyona giren "4N1K" filminde Barış Ozansoy karakteri ile kariyerine büyük bir adım atarak sinema dünyasına "Merhaba" dedi. Yörük ayrıca, aynı filmin devamı olan "4N1K-2"de rol aldı.
Burak Yörük'ün Oynadığı Diziler 4N1K / Barış / 2018 Ben Onu Çok Sevdim / Aydın Menderes / 2013 20 Dakika / Tayfu 2013 Biz Boşanıyoruz / Cancan / 2004
Burak Yörük'ün Oynadığı Filmler 4N1K 2 / Barış / 2018 4N1K / Barış / 2017
Bülent Alkış kimdir? Müdür Bülent Alkış Bülent Alkış Müdür Öğrencileri tavrıyla, her lafıyla darlamayı iyi biliyor. İleri derecede bir “arıza”, full performans bir “kıl”. “İstatistik” konusunda duayen. Bu da fena halde diline vurmuş durumda. Yeri geldiğinde, garip bir istatistiksel bilgiyle içinde bulunduğu durumu özetleyebiliyor ya da karşılıklı konuşurken çeşitli istatistiklerden örnekler vererek lafı gediğine koyuyor. Kendisi gibi eşinden uzun süre önce boşanmış velilerden Melike’ye gönlünü kaptırmış durumda. Melike oğlu Sinan’a, Müdür de kızı Ece’ye henüz durumu açık edememişken, bir dizi karışıklık yüzünden Rüştü kendini olmaz komik durumların içinde buluyor.
Bülent Alkış Kimdir?
Bülent Alkış, 1974 yılında İzmir‘de doğdu. Lise öğrenimini bitirdikten sonra Şiirce ve Tiyatro Merdive'de görev aldı. 1992 yılında Konak Belediye Tiyatrosu ile İzmir’de tiyatro çalışmalarına başladı. Tiyatroya “Alamanya’dan Bir Yar Gelir Bizlere” oyununda postacı rolü ile merhaba dedi. 9 Eylül Üniversitesi Konservatuarından oyunculuk eğitimi alarak mezun oldu. Daha sonra İstanbul‘a geldi. İstanbul’daki oyunculuk serüveni Pınar Çocuk Tiyatrosu ile başladı. Profesyonelliğe ilk adımını Levent Kırca ve Oya Başar Tiyatrosu’nun “Hangi Yüzle” adlı oyunuyla attı. Sonraki yıllarda Masal Gerçek Tiyatrosu, Hadi Çaman Yeditepe Oyuncuları, Kukla Çocuk Tiyatrosu, Üsküdar Çocuk Tiyatrosu gibi tiyatrolarda oyunculuğa devam etti. 1998 yılında “Aynalı Tahir” dizisinde Murat karakterini canlandırdı. Bülent Alkış, 2004 yılında yayınlanan Çağan Irmak‘ın yönetmenliğini yaptığı “Çemberimde Gül Oya” adlı dizide oynadı. Sonrasında Bu Kalp Seni Unutur mu?, Bir Çocuk Sevdim, Herşey Yolunda Merkez, Filinta” adlı dizilerde rol aldı. 2011 yılında kahkaha dolu tiyatro oyunu “Cam”da rol aldı. 2014 yılında Levent Kazak‘ın yazdığı “Kurusıkı” adlı tiyatro oyununda rol aldı.
Bülent Alkış'ın Oynadığı Diziler 4N1K / 2018 / Müdür İsimsizler / Hasan / 2017 Dayan Yüreğim / Tahir / 2017 Filinta / Padişah / 2014-2016 Herşey Yolunda Merkez / Sami Yavuz / 2013 Umutsuz Ev Kadınları / 2012–2013 İffet / 2011 Kayıp Aranıyor / 2011 Bir Çocuk Sevdim / Kerem / 2011 Umut Yolcuları / Ünal Çalışkan / 2010 Bu Kalp Seni Unutur mu? / Hüseyin Akay / 2009 Babam Adam Olacak / Tuncay / 2008 Arka Sokaklar 3. Sezon / Savcı / 2008 Tatlı Bela Fadime / Vedat / 2007 – Sev Kardeşim / Erdal Kalabık / 2006 Bebeğim / Selim / 2006 Misi / Hasan / 2005 Köpek / Salih / 2005 Çemberimde Gül Oya / Salih / 2004 Kurşun Yarası / Hamit / 2003 Hadi Uç Bakalım / Çağlar / 2003 Biz Size Aşık Olduk / Kamuran / 2002 Aynalı Tahir / Murat / 1998
Bülent Alkış'ın Oynadığı Filmler 4N1K 2 / Müdür /2018 4N1K / Müdür / 2017 Aşkın 5 Hali 2016 Kırımlı / Mustafa / 2014 Çanakkale 1915 / Binbaşı Mahmut Sabri / 2012 İstanbul’da Aşk / 2010 Çoğunluk / 2010
Cihan Şimşek kimdir? Sinan Yorulmaz Cihan Şimşek Cihan Şimşek Sinan Yorulmaz Aşk formülleri ondan sorulmakta; hayatın anlamını erkek dergilerindeki tüyolarda, ezber ettiği romantik komedilerde bulmuş. Gelgelelim sert kayaya, yani bildik aşk formüllerinin işlemediği bir kıza tosluyor, Ece’ye. Hoşlandığı Ece’nin, okulun ömür törpüsü Müdür’ün kızı olduğunu bilmiyor henüz. Anne ve babası yıllar önce boşanmış. Annesi Melike onun her şeyi… Bekar annesine, bir başka bekar, okulun Müdür’ü gönlünü kaptırmış. Onlar çocuklarından, çocukları onlardan saklar durur aşklarını, çarşı pazar karışmasın diye...
Cihan Şimşek Kimdir?
Cihan Şimşek, 06 Ağustos 1992’de Almanya’nın Bad Säckingen şehrinde doğdu. İlk oyunculuk deneyimi 2009 yılında ekrana gelen ‘Bez Bebek’ dizisiyle oldu. 2012 yılında Disney Channel Türkiye’de yayınlanan ‘Zil Çalınca’ dizisinde ilk başrolünü oynadı. Birçok önemli markanın reklam filmlerinde de yer alan Cihan Şimşek, dizi kariyerine ‘Bir Yastıkta’, ‘Beni Böyle Sev’, ‘MedCezir’, ‘Hanım Köylü’ gibi başarılı yapımlarda oynayarak devam etti. 2017 yılının Mayıs ayında vizyona giren, Büşra Yılmaz’ın aynı adlı romanından sinemaya uyarlanan ‘4N1K’ filminde canlandırdığı Sinan karakteriyle ilk kez sinemaseverlerle buluştu. ‘4N1K 2’ filmi ile 4 Mayıs’ta yeniden izleyici karşısına çıkmaya hazırlanıyor.
Cihan Şimşek'in Oynadığı Diziler 4N1K 2 / Sinan / 2018 4N1K / Sinan / 2017 Hanım Köylü / 2016 Medcezir / Ali / 2015 Beni Böyle Sev/ Deniz / 2014 Bir Yastıkta / Poyraz / 2013 Zil Çalınca / Metehan / 2012-2013 Bez Bebek / Selim / 2008-2009
Cihan Şimşek'in Oynadığı Filmler 4N1K 2 / Sinan / 2018 4N1K / Sinan / 2017
fragmantv seslisohbet fragmanlar seslichat
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2019.01.15 02:06 fragmanlife Gulperi Dizisi Konusu ve oyunculari

Gülperi Dizi Konusu;
Yapımını dünyanın pek çok ülkesinde yayınlanan Türk dizilerine imza atan ve son dönemin rating rekortmeni dizilerinin yapımcısı TİMS&B Productionsın, yapımcılığını Timur Savcı ve Burak Sağyaşarın üstlendiği, başrollerini Nurgül Yeşilçay ve Timuçin Esenin paylaştığı Gülperi dizisi Show TV ekranlarında.. Senaryosunu Sema Ergenekon ve Eylem Canpolatın kaleme aldığı, yönetmenliğini Yağız Alp Akaydın ve Metin Balekoğlunun yürüttüğü Gülperi çocuklarını yeniden kazanmak için umudunu hiç kaybetmeden mücadele eden bir annenin gözyaşlarıyla dolu hikayesini konu alıyor.
Gülperi Dizisi Oyunculari;
Nurgül Yeşilçay (Gülperi Çetin) Timuçin Esen (Kadir Aydın) Tarık Pabuççuoğlu (Yakup Taşkın) Ece Sükan (Şeyma Ören Aydın) Burak Dakak (Hasan Taşkın) Aleyna Özgeçen (Bedriye Taşkın) Emir Özyakışır (Can Taşkın) Gülçin Kültür Şahin (Kader Taşkın) Şefika Ümit Tolun (Fatma Taşkın) Ezgi Gör (ARTEMİS AYDIN)
Gülperi yeni bölüm fragmanı izle, Gülperi fragmanı, Gülperi dizisi, Gülperi Show Tv, Gülperi Son Bölüm Fragmanı Seyret
GÜLPERİ ÇETİN (NURGÜL YEŞİLÇAY) Ege’nin küçük bir kasabasında doğup büyüyen Gülperi büyük hayallere sahiptir. Baba baskısından kurtulmak için genç yaşta aşık olduğu Eyüp’le kaçarak evlenir. Bambaşka bir şehirde hiç alışık olmadığı bir kültürün içinde bulur kendini. Mutlu evliliğinde üç çocuk sahibi olur ama eşinin ailesi tarafından hep bir yabancı olarak görülür. Eyüp’ü kaybettiklerinde ise düşman bellenir. Gülperi çocukları için hayata tutunur. Yaşadığı bütün zorluklara onlar için katlanır. Büyük bir iftira sonrası çocukları da elinden alınır. Sürülür. Bir kez daha bambaşka bir şehirde yalnız ve yabancı olarak ayakta kalmaya çalışır. Gülperi’nin tek amacı çocuklarını geri almaktır. Oysa çocuklarının ondan çoktan vazgeçtiğinden asla anneleriyle bir hayat düşlemediklerinden habersizdir. Artık çocukları için bile bir yabancıdan farksızdır. Çocuklarından asla vazgeçmeyen Gülperi’yi hem Taşkın ailesiyle hem de çocuklarıyla büyük bir savaş beklemektedir.
Nurgül Yeşilçay kimdir, kaç yaşında? 26 Mart 1976’da İzmir’de doğdu. 2001 yılında Anadolu Üniversitesi Tiyatro Bölümü’nden mezun olduktan sonra, İkinci Bahar dizisiyle sektöre dahil oldu. Ardından Asmalı Konak dizisinde Bahar rolünü canlandırdı. Eğreti Gelin filmi ile yıldızı parlayan oyuncu en son Paramparça dizisinde yer aldı. Şu anda Show TV’nin Gülperi adlı dizisinde “Gülperi Çetin” karakterini canlandırmaktadır.
Ödülleri 2005- 12. Adana Altın Koza Film Festivali- En İyi Kadın Oyuncu (Eğreti Gelin)
2007-13. Sadri Alışık Oyuncu Ödülleri- En İyi Kadın Oyuncu (Ademin Trenleri)
2007- Çağdaş Sinema Oyuncuları Derneği- En İyi Kadın Oyuncu Ödülü- (Yaşamın Kıyısında-Ademin Trenleri)
2008- 45. Antalya Altın Portakal Film Festivali- En İyi Kadın Oyuncu (Vicdan)
2014- Altın Bamya Ödülleri "Kadın karakter ödülü
2015- 20. Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Oyuncu Ödülleri Dram dalında "Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu" (Gece)
2017- DIAFA Uluslararası Arap Festivali Ödülleri "En iyi kadın oyuncu"
KADİR AYDIN (TİMUÇİN ESEN) Ailenin en büyük çocuğu olarak dünyaya gelen Kadir’in hayatı babasının onları terk etmesiyle alt üst olmuştur. O gün babası gibi biri olmayacağına dair kendisine söz verir. Ne olursa olsun ailesini yüz üstü bırakmayacaktır ve bir gün baba olursa çocuğunu asla parçalanmış bir ailede büyütmeyecektir. Bir başına üç çocuğu büyütmek zorunda kalan annesine en büyük desteği Kadir vermiştir. Kardeşlerine hem abilik hem babalık yapar. Çok başarılı bir avukattır. Fakülte yıllarında tanıştığı Şeyma ile evlidir. Artemis adında bir kızı vardır. Kızı ile muhteşem bir ilişkiye sahiptir. Karısıyla yaşadığı sorunları kızı için görmezden gelemeye çalışır. Çünkü asla kendi babası gibi olmayacak ve ne olursa olsun ailesini parçalamayacaktır. Ama hayat sürprizlerle doludur ve Kadir’i kendi doğrularıyla karşı karşıya getirir. Kızının mutluluğu ile kendi mutluluğu arasında bir seçim yapmak zorunda kalacağından habersizdir.
Timuçin Esen kimdir, kaç yaşında? 14 Ağustos 1973 yılında doğdu. Ankara Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro bölümünde 2 yıl olmuştur. Ardından Mimar Sinan Üniversitesi Tiyatro Bölümü'ne geçer. İtalya ve ABD'de de tiyatro eğitimi almıştır. Los Angeles’taki California Insitute of the Arts Üniversitesi’nde 7 yıl sinema - yönetmenlik üzerine master yapmıştır. Ayrıca ABD’deki ünlü oyuncu koçu Larry Moss’un öğrencilerinden biridir.
Gurbet Kadını dizisiyle ilk kez seyirciyle buluştu. Hırsız Polis dizisiyle izleyiciden büyük bir beğeni topladı. 2016 yılında Bodrum Masalı adlı dizide rol aldı. Şimdilerde ise Timuçin Esen ‘Gülperi’ dizisinde Kadir Esen karakterini canlandırmaktadır.
Tiyatro Oyunları:
2006-2008 - Mikado'nun Çöpleri
Dizi ve Filmleri :
2018 – Gülperi
2018 - Müslüm
2017 - Martıkların Efendisi
2016 – Bodrum Masalı
2015 – Gönül İşleri
2014 - Vicdan
2013- Senin Hikayen
2012 - Kumun Tadı
2011 - Labirent
2008 – Göl
2005 - Gönül Yarası
2005-2007 - Hırsız Polis (dizi)
2003 - Yazı Tura
2003 - Deliyle Geçen Gece 2003
2003-2004 - Gurbet Kadını (dizi)
BEDRİYE TAŞKIN (ALEYNA ÖZGEÇEN) İkiz kardeşi Hasan ve küçük kardeşi Can’la birlikte mutlu bir şekilde annesi Gülperi ve babası Eyüp tarafından büyütülen Bedriye’nin hayatı babasının kaybıyla tepetaklak olur. Başlarına gelen felaketlerden önce babasını sorumlu tutar ve ona içten içe büyük bir öfke besler. Bedriye’ye göre babası yanlış kararlar almış ve onları yalnız bırakmıştır. Bir kaç yıl sonra Gülperi’nin de hapse girmesiyle bir kez daha terk edildiğini düşünür. Bedriye bu noktadan sonra ailesini seçer. Onun için hayatta güvenilecek tek kişi güçlü toprak zengini dedesi Yakup Taşkın’dır. Para ve gücün huzur ve mutluluk getireceğine inancı tamdır. Güçlü olmadığı için sürekli ezilen annesine de öfkesi büyüktür. Gülperi’nin hayatlarında olmasını istemez. Gözü yükseklerdedir. Toprak zengini biriyle evlenip büyük bir konakta hanım olmak tek hayalidir. Gülperi’yi anne olarak görmez, onun fakir hayatında var olmayı kabul etmez. Annesinin bütün çabalarına karşın dedesi Yakup Taşkın’ın kanatları altında yaşamayı ister ve bu uğurda yapmayacağı şey yoktur.
Aleyna Özgeçen kimdir, kaç yaşında? 2003 doğumludur. İlk dizi deneyimini Yüzyıllık Mühür ile yapmıştır. Müslüm filminde ise Cedye karakterine hayat vermiştir. Gülperi dizisinde Bedriye rolünü canlandırmaktadır.
fragmantv seslisohbet fragmanlar seslichat
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2017.04.03 16:18 H_justice Found this analysis by someone, what do you think?

Erdoğan’ın referandumda oyları süpürecek bir planı mı var?
Erdoğan çok rahat.
30 Mart öncesindeki mitingleri hatırlayın.
Dili de üslubu da çok gergindi.
Tedirgindi.
Fakat 16 Nisan’daki referanduma 2 haftadan az süre kalmışken hiç stres yok üzerinde.
Aynı 15 Temmuz’dan önceki gibi bir ruh hali var sanki.
Planladığı şeylerin tıkır tıkır işlediğini izleme havası…
Şunu bir kez not edelim.
Referandumda yüzde 58’in altında kalacak bir oy oranı kesinlikle Erdoğan için başarısızlık anlamına gelecektir. Zira 2011’deki referandumda bu sonucu elde etmişti. Şimdi 15 Temmuz rüzgarı arkasında, MHP desen AKP’ye iltihak etmiş durumda...
Bir de geçmiş seçimlerde hep “2 kişiden biri beni destekliyor” dedi.
Bu kez ne bu söylem yeterli. Ne de yüzde 58.
Ona en az yüzde 66 lazım.
Yani artık “halkın 3’te 2’si beni destekliyor” söylemine muhtaç.
Aksi bir durum, onun siyaset kariyerine halel getirir...
Peki çıta böyle yükseldiyse neden Erdoğan’da bir gerginlik yok?
Diyeceksiniz ki Avrupa’ya kafa tutuyor.
Doğru.
Bir kadın bakanı Hollanda’da kepaze etmesi oyları zıplatmaya yetmeyebilir...
Sanki Erdoğan’ın bildiği bir şey var. Planladığı bir şey var...
Sanki 16 Nisan’dan önce şişeden çıkaracağı bir cin var...
Sanki 31 Mart’ta yapılacağı açıklanan Erzurum mitinginin 15 Nisan’a ertelenmesinde de bir bit yeniği var...
Geçmiş seçimlerde en son mitingi hep İstanbul’da yapmaya özen gösteren Erdoğan’ın bu kez en sona Erzurum’u bırakmasında bir bit yeniği var...
Geçen haftanın en çok konuşulan konularından birini hatırlayın.
Adil Öksüz...
16 Temmuz’da Sabiha Gökçen’e indi ve sırra kadem bastı...
Doğu Perinçek’in Aydınlık’ının iddiasına göre AKP’li belediye başkanı ve siyasetçiler yardımıyla ortadan kaybedildi.
Bir haftadır Adil Öksüz iddianamesi çarşaf çarşaf Havuz’da yayınlanıyor.
Acaba birileri Havuz’a işaret mi çaktı? Aynı 15 Temmuz gecesi Havuz Medyası’nın Haber Merkezleri’nin nöbette olması gibi...
Sanki toplum ufak ufak bir konuya ısındırılıyor...
Ne dersiniz?
15 Nisan’dan önce Adil Öksüz’ün yakalandığına dair haberler çıksa...
Apar topar mahkemeye getirilse...
15 Nisan’daki Erzurum mitinginde Erdoğan bu gelişmenin üzerinde nasıl tepinir?
Sizce de böylesi bir gelişme “Evet” oylarına 8-10 puan katkı sağlamaz mı?
Erdoğan’a verilecek oyların oranını “3 kişiden 2’si bana destek verdi” seviyesine çıkarmaz mı?
Eğer Adil Öksüz MİT’in veya Erdoğan’ın elindeyse... Şimdi değilse ne zaman bu fırsatı değerlendirecek?
Ne de olsa bu son seçim...
Bu rahatlığın mutlaka “Allah’ın lütfu” diye pazarlanacak bir sebebi olmalı...
ALINTIDIR
submitted by H_justice to Turkey [link] [comments]


2015.06.08 11:55 VoodooRush 2011&2015 Genel Seçim Sonuçları

AKP CHP MHP HDP
2011 %49.9 %25.9 %12.9 %6.58
2015 %40.8 %25 %16.4 %13
Şimdi elimizde böyle bir tablo var. AKP'li ler ağlıyor mesela buradaki gibi. Diyorlar ki oy verdiniz böyle oldu. CHP'liler oy verip HDP'yi meclise sokmuş. Yok MHP'liler bile oy vermiş. Matematik tersini söylüyor, onu ne yapacağız?
Böyle bir şey de var.
submitted by VoodooRush to Turkey [link] [comments]


2014.12.30 02:02 lgbtifm LGBTİ FM Gelecekten Gelmeyen Adam 8- Seçim Sonrası

Sözüm vardı biliyorum “Gelecekten Gelmeyen Adam 7- Seçim Sonrası” başlıklı bir yazım olacağına dair ama gündem de IŞİD vardı ondan gözüm vardı “IŞİD” yazısıyla ilgili bir şeyler karalama konusunda onu öne aldım. Neyse deyip merhabalarla başlayalım söze. Evet bir seçim daha geldi ve geçti. Bu sefer çok olay olmadı seçim hilesi diye artık ne diyelim demek ki hakkıyla kazandı. /yersen/ Peki ne oldu? Açıkçası çok bir şey olmadı olmayacakta. /Şimdilik/ Malum gerek bloğumda gerekse “Gelecekten Gelemeyen Adam” yazılarımda ben bu sonucu söylemiştim çok mu şaşırdım hayır. Peki şaşırmayan isimler var mı var. Misal en bilindik 2011 “Uğur Dündarla Star Haber” de bir akşam konuk olan değerli yazar “Yılmaz Özdil” Teee o zamanlardan bu zamanlardan bu yaşanacakları tek tek söylemesi. Çok ağlar ağızla güldüm. Dedim ya sonuç mu? Şimdilik bir şey olmadı. Ama gelecekten gelmesen de bir şeyler söyle dersen; Daha çok duyacağız yeni dini lider misali “bizim rahmetimiz gazabımızı aşacaktır inşallah1” Yada “ Hem laik hem Müslüman olunmaz2” Veya Şairleri bile etkilen “Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda” gibi tüyleri diken diken eden sözleri yazdıran bu vatanın öz evlatlarını, şehitlerini hiçe sayıp vatanı haince, kanla ve tabi masum canları alarak bölmeyi çalışana “sayın 2”, o, sıfat bulunamayacak kadar yüce “Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!” sözlerini hak eden şehitlerimize ise “kelle2” söylemlerini çok duyacağız. Zaten “anamızı alıp gittik” köşelerimize kuyruğunu kıstırmış kedi gibi sindik ne olacak derseniz haklısınız bir şey olmayacak, sadece daha çok hakaret duymak için, verdiğin vergilerden daha yüksek maaş alacak.
İşte hepsi bu (en iyi tarafından). Senin emeğinin karşılığı olan para az iken daha da azalıp namusunla verdiğin vergiden namussuzca daha çok kazanılacak.Sorun değil bir gün bizde alırız “evcikler”.Evet eğer sinirli, öfkeli bir yazı okuduğunuzu düşünüyorsanız doğru duygularımı nakşı etmişim sizlere. Çünkü şu anlık halen daha özgür haklarımı kullanıp duygularımı, düşüncelerimi belirtmek istiyorum. Tek kızdığım seçilen eski bakanların başında ki isime değil şuan ki görevine seçilmesini sağlayan sayın muhalefete de. Ve gerek yerel seçimler de gerekse genel seçimlerde bu muhalefet partilerini destekleyen seçmenlere.
Sahi ne oldu? 5 partinin seçmenleri eğer partisinin gösterdiği adaya oy atsaydı sonuç bu mu olacaktı? Yani 5 partinin seçmenleri bu kadar mıymış? Hadi sözü yine büyük başlara çevirelim. E muhalefet kusura bakmayın ne yaptınız. Karşısında ki iki aday da adı sanı duyulmuş, Türkiye’nin her kesimden insanın bildiği isimler. Ya senin ki…Şöyle ki;Şimdi basit bir işlem yapalım bir (tamamen örnek meslek grubudur) çiftçimiz oy pusulasına bakıyor karşısında her gün tv de gördüğü bakanların başında ki isim bir de bakıyor her gün olmasa da 2 günde bir gördüğü bir partinin genel başkanı birde bakıyor, bir daha bakıyor, okumaya çalışıyor olmuyor nasıl olsun adam hiç duyup görmemiş ki bu seçime kadar bu ismi, yüzü. Sonra diyor “ya sevelim sevmeyelim, gene bildiğimiz isim o olsun. İyi bağırıyor meydanlarda!“Dedim ya örnek bir meslek grubundan biriydi. Örnek ve basit bir işlemdi.Yada şöyle, şimdi karşında fiyatları eşit iki ürün var biri her gün reklamları dönen diğeri ise son birkaç aydır tanıdığın ürün. Hangisini alırsın. Yani olay bazen partide, kesimde hitabette vs bitmiyor. Bazen tanınmışlıkta bitiyor. Bu basit işlemler bu önemli seçimin en ilk düşünülmesi ve aday belirlenirken esas alınması gereken noktalarındandı. Kısacası muhalefet iyi bir seçim politikası izlemedi, kendini ifade edemeyip adayını da açıkta bıraktı. Sonuç yukarıda söyledim zaten.
Birde madem seçim bitti değinmek istediğim bir ufak nokta daha var o da;
“Milletin iradesi” söylemi. Cidden beni rahatsız etti. Şimdi o seçmene oy atmayan milletin iradesi başlığına girmiyor, bu durumda Artık Türk milleti de mi olmuyor. Çünkü “Milletin İradesi” gibi genelleme içeren bir slogan kullanıyorsunuz. Bu durumda ortaya bu çıkıyor bana oy vermeyen milletin iradesi sayılmaz. Yada “milletin iradesi” söylemiyle Türk milletini kastetmiyorsa hangi “milletin iradesi” İşte rahatsızım bu söylemden, keşke bende rahatsız olduğum şeyleri rahatça ortadan kaldırsam3. Milletin bana verdiği yetkiyi, onlara karşı, canımın istediği şekilde geri kullanarak3. Daha çok yazılır çizilir, eksik çok, söylenecek söz gibi. Son bir şey ekleyecek olursak eğer çok güzel bir şarkı sözü vardır.
“Bu dünya ne sana ne de bana kalmaz, Sultan Süleyman’a kalmadı…”
Öyle ya ne yapalım “Milletimizin İradesi” !!!
Kaynaklar: *1: Youtube Shaber Kanalı : Başbakan Erdoğan bunu da söyledi: Bizim rahmetimiz gazabımızı aşacak! (https://www.youtube.com/watch?v=LwRvbpcoElg) *2: Youtube turkiyem01 Kanalı: İŞTE ALIN SİZE GERÇEK TAYYİP (https://www.youtube.com/watch?v=VepV4Ac_rNM) *3: Youtube Semih Demir Kanalı: Fatih Portakal : “Atatürk’ün resmi rahatsız mı ediyor sizi?” (https://www.youtube.com/watch?v=c9cjmA_dlFA)
submitted by lgbtifm to lgbtifm [link] [comments]


2013.07.24 23:57 kamberu [Yazı] Voina "sanat-anarşi-punk çetesi"

Aşağıda, 2010 yılında KGB ofisinin karşısındaki köprüye devasa bir penis (http://goo.gl/dEc5nW) çizen ve bir müze içinde seks partisi veren (http://goo.gl/dNc2Jp) Voina üyelerinin hapisten ve adresi bilinmeyen bir evden yazarak Don’t Panic’ten Marlon Dolcy ile yaptıkları röportaj yer alıyor.
2010 yılının sonunda gerçekleşen bu hapis sürecinde ünlü graffiti sanatçısı Bansky onlar için baskılarını satarak destek oldu, dünyanın dört bir yanından gruba destek yağdı. Voina üyeleri dört aylık cezalarını çekip hapisten çıkmakla kalmadılar, 2011’de Rus Kültür Bakanlığından sanatta inovasyon ödülü bile aldılar. 2013’te Vorotnikov, Sokol ve üç çocuğu bir başka tutuklanma tehdidi karşısında İtalya’ya kaçtı. 10 Ocak 2013’te Venedik’te Vorotnikov’un bir konferans verdiği haberi alındı, ama devamını bilmiyoruz şimdilik:
"Voina (Savaş demek), Rusya’da gözüpek ve kışkırtıcı performanslar yoluyla homofobi, ırkçılık ve devletin totaliter eylemlerine karşı tavır geliştirme gibi önemli politik meseleler konusunda Rus kurumsallığına meydan okumakla ilgilenen radikal bir sanat grubu. Grubun iki üyesi Oleg Vorotnikov ve Leonid Nikolayev, bir ayı aşan bir süredir aslı olmayan iddialar yüzünden St Petersburg Hapishanesi’nde tutuklu. Daha önceki performanslarından birinde holiganlık yapmakla suçlanan ikili, sorularımızı açılacak davayı beklerken hapisten cevaplıyorlar. Alex Plutser-Sarno ve Natalia Sokol ise cevaplarını polisten saklanmak üzere sığınmış oldukları, adresi bilinmeyen bir apartman dairesinden yolluyorlar.
Marlon Dolcy: Sizi tanıyabilir miyiz? Grubunuzun ardındaki yapılanmadan söz eder misiniz?
Alex Plutser-Sarno: Şu anda grup yapılanmasının merkezinde St Petersburg Hapishanesindeki yüksek, erişilemez bir duvar var; duvarın arkasında da iki sanatçımız Oleg Vorotnikov ve Leonid Nikolayev yavaş yavaş solup gidiyorlar. Rus hapishanesinin cehennem olduğunu anlamanız gerek. Henüz polisin eline düşmemiş kaçak Natalia Sokol da grubun işlerini koordine etmeyi sürdürüyor. Ben medya sanatı yapmaya devam ediyorum, konseptlerimizi ve metinlerimizi kaleme alıyorum. Eylemlerimiz blogumda yayımlanıyor. Grupta önemli işler yapan başka aktivistler de var, ama isimlerini saklı tutuyoruz, yoksa Rus sağ kanatın çılgın yetkilileri onları da tutuklar.
Natalia Sokol: Grup yapılanamsının temeli, aktivistlerin tam bir hak eşitliği ve grubun sınırlarının yeni aktivistlere açık olması. Bizim grubumuz bir sanat-anarşi-punk çetesi.
Marlon Dolcy: Grubun kuruluşundaki felsefe ne?
AP-S: Gruptaki her aktivistin kendi felsefesi var. Politik görünüm olarak biz, elbette, anarşistler, sosyalistler ve genel olarak tüm sol kanat radikallerine yakınız. Ama her şeyden önce sanatçıyız –politikacı veya felsefeci değil. Sanatsal yöntemlerimizi kullanarak da köhneleşmiş baskıcı-patriyarkal simge ve ideolojileri yok ediyoruz.
Oleg Vorotnikov: Rusya’da sol kanat sanat cephesini oluşturduk. Amacımız, yaşayan politik protest sanatı yeniden canlandırmak.
Leonid Nikolayev: Sanat grubumuz sosyopolitik bağnazlıkla ve sağ kanat tepkileriyle mücadele ediyor.
Marlon Dolcy: Anarşinin sizin için anlamı ne ve bu Rusya’yı nasıl daha iyi yaşanacak bir yer haline getirir?
N.S.: İçerdiği fikirlerin ütopik karakteriyle anarşizm, birleştirici, dürüst ve korkusuz olan tek güçtür.
A.P-S: Tamamen! Anarşistlere saygı duyun. Ama Rusya, petrol ve doğalgazdan elde edilen para ülkeye akıp durdukça yaşanacak bir yer olmayacaktır. Önümüzdeki birkaç yıl içinde burası, ikiyüzlü, insanlara kötü muamele eden bürokratlar ve diğer apoletli kurt adamların üstlendiği doğal kaynak yağmalamasının yeri olacak.
Marlon Dolcy: Voina çağdaş sanatın mevcut eğilimlerinin ve siysal bilimler ile insan haklarının hangi noktasında yer alıyor?
P-S: Sanat her şeyden önce bir düşünce biçimi, şu çılgın dünyaya tamamen yeni bir bakış açısından bakma yetisi. Tüm dünyada iğfal edilen ve çarmıha gerilen insan haklarından hiç söz etmeyelim, bu konuda sessiz kalmayı tercih ediyoruz.
O.V.: Günümüzde yenilikçi sanat dili, etrafımızdaki yabancı düşmanlığını ve kaosu anlamak için tek araç. Eylemlerimizle biz şu çılgın dünyanın portresini çiziyoruz. İnsanların bunu görerek korkmasını da sağlıyoruz. Mesela Fuck for the heir – Medved`s little Bear! (Kahrolsun Vâris-Medved’in Oyuncak Ayısı) -Medvedev'in seçim arifesinde- herkesin metafor olarak birbirini becerdiği seçim öncesi Rusya’sının bir portresiydi.
L.N.: Sanatımızın dili gerçekten önümüzdeki sağ kanat tepkisine direnmeye muktedir. Liteyni Köprüsü üzerindeki Dick’imiz (Penis) –65 metre yüksekliğinde, 26 metre eninde, 4 ton ağırlığında- FSB-KGB genel müdürlüğünün pencerelerine doğru tehdit edercesine yükseliyordu. Yetkililer bizi uydurmaca bir suçlamayla yasadışı olarak uzaklaştırmak dışında hiçbir şey yapamadılar.
Marlon Dolcy: Kavramlarınızın ardındaki fikirlerden söz eder misiniz?
L.N.: Sanatçılar için asıl önemli olan, dürüst olmak ve uzlaşmacı olmamak. Rusya’da insanlara işkence ediyorlar ve onları öldürüyorlar. Hapishaneler yine muhaliflerle dolu. Yabancı düşmanlığı ve homofobi her yerde hüküm sürüyor. Yeni bir köle toplumu doğuyor. Polisler insanları dövüyor ve öldürüyor. Ve işte biz buradayız –polis arabalarını devirerek (http://goo.gl/nAavq9) “Saray Devrimi”ni başlattık. (2010’da) İçişleri Bakanlığı’nda sanatsal açıdan bir reform yapmış olduk böylece.
O.V.: Veya mesela Moskova Bayramı’nda protesto olarak Voina kentin en büyük süpermarketi Auchan’da, Aydınlatma reyonunda 3 Asyalı göçmen işçi, 1 Yahudi ve 1 eşcinselin asılmasıyla bir infaz organize etti. (http://goo.gl/dbw6W4) İnsansevmezlik ve insan hakları ihlali politikası güden rüşvetçi Moskova Belediye Başkanı Luzhkov’a hediye olarak bir linç etme gerçekleştirdik. Bu eylemi 1826’da asılmış 5 Rus devrimcisini anmak üzere yapmıştık. Bu nedenle eyleme “Dekambristleri (1825 tarihli isyanda yer alanlara verilen ad -ÇN) Anma Tarihi” adını verdik. Rusların, ülkenin ilk devrimcilerinin özgürlükçü ideallerini hatırlamasını istedik.
A.P-S: Tanınmış küratör Andrei Yerofeyev, bir sergi düzenleyerek etnik ve dinsel nefreti kışkırtmak ve “insan onuruna küfretmek”le suçlanıp mahkeme önüne çıkarıldığında Voina sanat kolektifi, mahkeme salonunun tam içinde "Fuck the Police Those Motherfucking Bosses" (Polis Şu Aşağılık Patronlar Kahrolsun) albümünün yeni şarkısı "All Cops are Bastards"ı (Tüm Polisler Puşttur) çalarak davayı sekteye uğrattı. Fikir basitti, uygulamaya geç –dürüst ve uzlaşmasız olarak.
Marlon Dolcy: Rusya’daki aktivizm veya radikal sanat üzerine yorumlarınız nedir?
N.S.: Çağdaş sanat, bizim için her şeyden önce bir sanat aktivizmi; galerilerde saklanan sanat çöplüğü yığınları değil. Günümüzde aktivizm radikal sol kanat sanatının tek formudur, ki biz bunu yeniden canlandırmaya çalışıyoruz. Rusya’da, bir düzine kadar sanat aktivistinin temsil ettiği sanat dışında, başka bir radikal sanat olmadığını anlamak önemli.
A.P-S: Anarşi-sanat-aktivizm Rusya’da tek canlı aktivizm. Bugün, Rusya’da demokrasinin umudu bile harap olmuş durumda. Çiçek, kedi resmi yapmak veya sosyopolitik içerikten yoksun diğer herhangi türden “saf” sanat yapmak sağ kanat iktiadrını desteklemek demek. Anarşinin simgesi –kafatası ve kemikler- doğrudan Rusya parlamento binasına resmedilmeli. (http://goo.gl/bP03jg) Biz de bunu yaptık. Jolly Roger lazer projeksiyonumuz neredeyse 50 metre yükseklikteydi, Moskova Beyaz Sarayı’nın neredeyse tüm yüzünü örtüyordu.
Marlon Dolcy: Rus polisi tarafından tutuklanmanız nasıl oldu?
O.V.: Tereddütsüz söyleyebilirim ki sağ kanat tam hızla rövanşı alıyor.
L.N.: Voina sanat grubuna yetkililer bir asit testi yaptılar ve sonuç onlar için tam bir fiyaskoydu.
Marlon Dolcy: Oleg Vorotnikov ve Leonid Nikolayev’i neyle suçladılar peki?
N.S.: Oleg Vorotnikov ve Leonid Nikolayev’in tutuklanmaları tamamen yasadışı. Eve giren ve ortalığı feci şekilde dağıtanların tutuklama emri yoktu. Her şey 1937 yılında, Stalin zamanında olduğu gibiydi. Ardından, kelepçelenen ve başlarına plastik poşetler geçirilen sanatçılar Moskova’dan St Petersburg’a 10 saat boyunca minibüste yerde oturtularak getirildiler. Tutuklananlar tekmelendi. Oleg Vorotnikov’un başında ve böbreklerinde iç kanama oldu. Bunu, tutuklamadan iki hafta sonra tutuklanmış sanatçıları tecrit edilmiş hücrelerinde ziyarete gelen insan hakları avukatları saptadı. Yara ve bereler o kadar vahimdi ki, iki haftada geçmemişlerdi.
A.P-S: Şimdi de Oleg ve Leonid, “bir toplumsal gruba –yani polise- nefret ve düşmanlığı kışkırtmak”la suçlanıyorlar. Grubun kurucu sanatçısı olarak ben de bir suç örgütü –yani Voina sanat kolektifi- kurmak ve onun başında olmakla suçlanıyorum. Bu suçlama 12 ila 20 yıllık bir mahkumiyet demek. İki dedem de Stalin rejimi sırasında 22 yıl içeride kalmışlar. Akrabalarımdan bir düzine kadarı yıllarca Auschwitz ve Varşova gettolarındaki çalışma kamplarında tutulmuş. Putin zamanında sanat aktivizmi için 20 yıl içeride kalmak, ailem için biraz fazla olmuyor mu?
Marlon Dolcy: Özgür Viona nedir ve insanlar grup üyeleriniz Oleg Vorotnikov and Leonid Nikolayev’in serbest bırakılması için bir şey yapabilirler mi?
N.S.: Free Voina, Voina’yı desteklemek üzere eylemler yapmaya başlayan bağımsız ve dürüst Rus sanatçılardan oluşan bir grup. Bir web sitesi hazırladılar ve tutuklular için para topladılar. Protesto eylemleri yapıyoruz. Özgürlük mücadelemizde tüm isteyenler saflarımıza katılabilir." Voina'ya destek için http://en.free-voina.org/ çeviri: Meltem Cansever
submitted by kamberu to NullSpaceAutonomia [link] [comments]


2011.06.12 01:51 sokaklar 2011 Genel Seçim Sonuçları

submitted by sokaklar to reddit.com [link] [comments]


2011.04.06 21:01 cix33 genel seçim anketi 12 haziran 2011

submitted by cix33 to reddit.com [link] [comments]


2010.11.04 14:15 mertheper Genel Seçim Tarihi Büyük Ölçüde Belli Oldu 12 Haziran 2011

submitted by mertheper to mertblog [link] [comments]


SEÇİM SONUÇLARI - 2011 genel seçim sonuçları - Haberler