I dans aşk olsun

Aşk Olsun Düğün Salonları’na Bornova, İzmir, Menemen ve Karşıyaka üzerinden aktarma yapmadan direkt olarak gidebileceğiniz gibi çevreyolunu da kullanarak kısa sürede gelebilirsiniz. 476, 676, 70 veya İzban ile Şirinyer- Buca’ya gelip daha sonra 30 dakikada bir kalkan Kaynaklar dolmuşuna Hasanağa Bahçesi’nden binebilirsiniz. Definition of olsun in the Definitions.net dictionary. Meaning of olsun. What does olsun mean? Information and translations of olsun in the most comprehensive dictionary definitions resource on the web. Olsun Electrics Corporation Electrical/Electronic Manufacturing Richmond, IL 860 followers Olsun is a transformer manufacturer located in Richmond, IL. Aynur San Şarkı Sözleri - Senin Adın Aşk Olsun : Bir Şüşe Şarap Açtım Dün Gece Yıllara Meydan Okumuş Şerefine 2 Kadeh Bir Kırık Masa Kadehleri Kırdım Şerefine Hayalinle Dans Etim Sabaha Kadar... Ebru Yaşar Aşk Olsun Mp3 indir dur müzik yükle Aşk Olsun dinle sözleri oku, Aşk Olsun cepten mobil indir. Mp3 indir müzik yükle şarkı listesi oluştur. ... Ebru be sarki falan guzelde o yillarda biraz dans etmeyi bilsen bide playback yapmasan super olurmus :) :) Gamze Ökten Aşk Olsun Mp3 indir dur müzik yükle Aşk Olsun dinle sözleri oku, Aşk Olsun cepten mobil indir. Mp3 indir müzik yükle şarkı listesi oluştur. Kayıt Ol Giri ... acil dans ögrenmelisin yoksa guzel ... Aşk Olsun Düğün Salonu Buca ortalamasına göre oldukça uygun başlangıç fiyatlarına sahip. Belirli bir süre boyunca hafta içi organizasyonlarda %20 indirim kampanyası var. ; Düğünlerini burada yapan çiftlere kına mekanında %30’a varan indirimler de yapıyorlar.; Damak tadına uygun bir menü belirlemek için tadıma davetlisin. O Zaman Dans 9.8 4 Dec. 2019 26. Gözüm Üstünde 9.5 11 Dec. 2019 27. Kadinlar Mi Erkekler Mi 9.5 18 Dec. 2019 28. 2020 Bizim Olsun 9.8 25 Dec. 2019 29. Divane Asik 9.8 15 Jan. 2020 30. Ask Mi Gurur Mu 9.2 22 Jan. 2020 31. Ask Meydan Savasi 9.2 29 Jan. 2020 32. Bir Inat Ugruna 8.5 5 Feb. 2020 33. ... Sabaha Kadar Dans Sabaha Kadar Dans Dance Like Nobody is Watching! Sabaha Kadar Dans; Beach Party Beach Party Under the Summer Sun. ... Hüngür hüngür ağladım, senin alacağın olsun Utandı meyhaneler Oyuna getirdin aşk, sana da aşk olsun Muhbirmiş kelimeler Sorma ben inim inim inliyorum

Sayın KGB halkı bu benim ilk kitap çalışmam ve kitabın sayfa sayısı 100-150 sayfa olur diye tahmin ediyorum. Buraya attığım kısmı başlangıç kısmı ve sizlerden geri dönüş istiyorum. Not: sayfa düzenlemeleri ve yazım hatalarımı zamanla düzelteceğim. Bilginize.

2020.09.19 17:27 Susanoo06 Sayın KGB halkı bu benim ilk kitap çalışmam ve kitabın sayfa sayısı 100-150 sayfa olur diye tahmin ediyorum. Buraya attığım kısmı başlangıç kısmı ve sizlerden geri dönüş istiyorum. Not: sayfa düzenlemeleri ve yazım hatalarımı zamanla düzelteceğim. Bilginize.

Bir sonbahar akşamıydı. Yapraklar sararmış, yavaş yavaş dans ederek yere düşüyordu. Akın, onlarca kez okuduğu kitaba yeniden başlamıştı. Okuduğu kitap ona cesaret veriyordu. Okul ise yarın başlıyordu. Çoğu şey gibi okul için de cesarete ihtiyacı vardı. Bu yüzden yarın olmadan kitabı bitirmek istiyordu. Akın arkadaşlığa, aşka ve sevgiye inanmayan birisiydi. Tahmin edilebileceği gibi hiç arkadaşı ve sevgilisi de yoktu. Arkadaş ve sevgili yapma gibi bir isteği de yoktu. Ancak Akın ilkokuldaki o olaya kadar böyle bir insan değildi.
O zamanlar yaramaz ve söz dinlemeyen bir çocuktu. İnsanlara şakalar yapıp insanların üzülmesine sevinen birisiydi. Sırf eğlence olsun diye arkadaşlarıyla anlaşıp sınıf öğretmeninin ev anahtarını çalıp çalıların arasına saklamışlardı. Planlarında bir süre geçtikten sonra çaktırmadan anahtarı yerine koymak vardı. Ama planları düzgün işlememiş ve arkadaşlarından birisinin ispiyonlaması ile öğretmenleri öğrendi. Sonuç olarak diğer arkadaşları korktu ve fikrin sahibi Akın’ı suçladılar. Bunun üzerine kendini bile savunamadan tüm okulda hırsız olarak adı duyuldu.
O olaydan sonra tüm arkadaşları ondan uzaklaştı, diğer insanlar tarafından bile eziyet edildi. Ortaokula geçse bile eziyet ve dışlamalar onun üzerinden gitmedi. En sonunda Akın insanlardan nefret etmeye başladı. Sevgi, arkadaşlık, aşk gibi düşüncelerin sadece kandırmaca olduğuna karar verip, insanlarla bir daha konuşmamaya karar verdi. Kendi içine kapanan Akın kitaplara, satranca ve akıl oyunlarına yönlendi.
Akın kitabına okurken mutfaktan Akın diye bir ses geldi. Bu ses annesinin sesiydi. Akın kitabını okurken rahatsız edilmesini sevmiyordu. Kendi içinden kızsa bile yapabileceği bir şey yoktu. Tek kendisiyle konuşan kişi annesiydi de ondan. O da olmasa şimdiden intihar edecekti. Ama annesinin sırf kendi hatası yüzünden üzülmesini de istemiyordu.
“Tamam, geliyorum” diye seslendi Akın.
Ayıracını alıp kitabında kaldığı sayfanın arasına koydu. Kitabın kapağını kapatıp yavaşça oturduğu sandalyeden kalktı. Uzun süre oturduğu için azıcık belini esnetti. Ardından annesinin olduğu yere, mutfağa doğru yürümeye başladı. Mutfağa geldiğinde annesinin yüzünde bakıp
“Beni neden çağırmıştın anne” dedi. Annesi gülümser bir ifadeyle
“Yemek hazır, o yüzden çağırdım Akın. Hadi gel yemek soğuyacak” dedi.
Bunun sözler üzerine karnı guruldayan Akın içinden “Kitaba o kadar dalmışım ki acıktığımı fark edememişim” dedi.
Ardından masaya geçip yemeğine başladı. Her zamanki gibi yemek masasında annesi ve kendisi dışında kimse yoktu. Babası, Akın için kötü olan olay sırasında annesi ile boşanıp onları terk etmişti.
submitted by Susanoo06 to KGBTR [link] [comments]


2020.08.19 13:23 galaksigezgini42 Harika boş yaptığım bir konuyla yine beraberiz. Yeeeey!

BEN KİMİM? Hepinize hayırlı günler ola. Bu post benim davranışlarım hakkımda bilgi veren bir içeriktedir. Yine de çok bir şey beklemeyin, genelde bildiğiniz konular. Okudukça yeni bilgiler edinebileceğinizi umuyorum. Bu yazı bir günde yazılmadı günlerce üstünden geçildi, eklemeler yapıldı. Aşağıda bazı konuştuğum kişileri "ne olarak" gördüğümde yazılı. En alta inin görmek için.
1)Genel Bahsetme
17 yaşındayım, genel olarak burdurland'te dolaşıyorum merak edenler için. He akıl yaşım daha küçüktür orasını bilemem. Çok bir eğitimim yok, ingilizcem bile 3 tekerlekli bisiklet seviyesinde. İnsanlara saygılı olmayı severim. Bana bir adım atıp elini uzatana elimi veririm. Tabi şimdi kavga etmeyi de severim, arasını bulmaya çalışıyoruz işte. Normal hayatta karşılaşırsanız suskunumdur burdakine göre yani yadırgamayın. Yalnız takılmayı severim pek arkadaş edinmem, bir kaç tane de dost dediklerim var geçiniyorum öyle. Aşık olmayı çok önce bıraktım, yoluma bakıyorum. Nedenini bilen bir kaç kişi var, onlara sorun çok merak ediyorsanız. Ne kadar çok insana değer verirseniz çekeceğiniz acı o kadar artıyor ya da hata yapma payınız yüzdelik değil çarpım olarak artıyor. Onun dışında konuştuğum kişilere göre; egoluyum, kızgınınım, saygıdeğer biriyim, ne dediğimi bilmez biriyim, insanlığa önem veren biriyim, insanları katletmek isteyen biriyim, kandın düşmanı, aklı beş karış havada vs. vs. istediğiniz gibi bahsedin benden. Ben de alınma gücenme yok. Adımı açıklamayacağım tabi ki onun Doctor'un koruduğu gibi korumayı yeğlerim. Bana ulaşmak isterseniz Dm'mi ne diyor bu yeni nesil, sohbet kısmı var ya orası hep açık size. Kimseyi engellemem -birini engelledim- onu da kaldıramıyorum, nereden kaldırılcak bilemiyorum. Son olarak idari işlermiş, yönetimmiş oralarla işim yok ben halkın arasında kalmak istiyorum.
2)Yazım Tarzım
Yazım kurallarına dikkat etmeyi severim, normalde dikkat etmezdim fakat bir ara bir şeyler oldu; hatırlamıyorum. Sonra özen göstermeyi başladım. Yorumlarımı ister ironik anlayın ister ciddi, hepsine verecek cevabım var. İçimde farklı kişilikler konuşur ve ben en beğendiğimi yorum atarım yani bir gün bazı konularda kendimle çelişebilirim ya da olaya göre karşı tarafı savunabilirim, çok fazla nedenden olabilir, onları sayamayacağım. Kimin ne yazdığına dikkat etmem. Benim için yazılan önemlidir, kin tutmam. Ortaya bir dava koyarım ama sorsanız çıtkırıldım bir bedene sahip, sivilceli ergen yazıyor işte boş boş (kendimi tarif ettim). Küfür etmem fakat sinirlendiğimde çok fena giydirebilirim ama sinirlenmem (ya işte cevap veremem filan demiyor da kıvıtıyor dansöz gibi). Herkesin insanlık haklarını savunurum FAKAT LGBTplus diye bir grup var ya gösteri filan yapıyorlar. Ancak idam filan edilmeye ya da toplu katledilmeye başlarlarsa vb. durumlarda onları savunurum. Eh engelleyecekler engellesin şimdi boşuna tantana etmeyelim daha sonra. Sanki sizin boğazınıza kelepçe takılıp sabahtan akşama kadar piramitlere taş taşıdınız, bu kadar bağırmanızın sokaklara dökülmenizin başka sebebi olamaz. Biraz sessiz olsanız kimse dönüp bakmayacak bile. Hepimiz tek bir gemi de yaşıyoruz, sanki yeterince sorun yokmuş gibi siz çıkıyorsunuz. Amerika ve Çin'den ne çıksa zaten bir yerinde var hayırsızlık.
3)Bu ne olsun bilemedim ras(t?)gele bahis-i vukuat yapacağım.
Redditte bir çok yeni düşünceli insanla tanıştım bunun bana yararı baya bir oldu. Şunu biliyordum ama içli dışlı kavradım artık "hepimiz aynı gemideyiz, ne kadar kavga etsekte yine beraberiz". İnsanları sınıflandırmayın artık; yok sağcı-solcu, eşcinsel-aseksüel, zengin-fakir, köylü-şehirli, genç-yaşlı. Bir şeyi bir eleştiririm, iki olur, üç olur, döndüncüde fikir sunmuyorsam sorunu çözmek için eleştirdiğim fikirden farkım kalmaz, bu Burdur'daki bir kesme ilk sözüm. İkinci ise " Kadınımızı hele ki anadoluyu bilmiş türk kadınımızı aşalayıcı sözcüklerle tabir etmeyi, genellemeyi ve İnstagram tarzı paylaşımlar yapmayın" aynı Ceza'nın da bir zamanlar dediği gibi. Benle istediğiniz gibi konuşun, yazdım mı bunu bilmiyorum ama tekrar hatırlatayım kapım hep açık. Erkeğim bu arada, bazıları kız sanabiliyor. Anarşist biri gibi gözükebilirim ama yönetime saygım vardır. İnsanlardan sır saklamalarını istediğimde bunu bozarlarsa hiç azmedemem fakat iki kişinin bildiğinin sır olmadığını bilirim. Komplo teorilerinin çoğu bana haklı gelir. İnternette sadece kendini görüyor diye büyükleriyle dalga geçen ve onların tecrübelerini görmezden gelen "Z" kuşağına benim de saygım yok. Hadi bakalım demet akalın hacı bizim mekana akalım hop beyler mekanın sahibi geldi fero arabana bakalım, hobaaaa.
4)Zevklerim
[Yukarda bahsettim ya kendimle çelişebilirim diye, asla kendimle çelişmeyeceğjm konular vardır.]
Müzikten başlayalım: Benim müzik kulağım yok. Elanur'dan Ceza'ya oradan Murat boz ve Sandal'a kadar çok geniş bir yelpazede dinleme yapabilirim. Enes Batur izlemiyorum, korkmayın. Barış Özcan'ı sevmiyorum ama izliyorum mecbur. Yeni konuları güzel bir şekilde harmanlayıp türkçe olarak sunuyor sağ olsun. Ruhi abimizin gezip göstermesini çok seviyorum. Murat Soner, Saniye Bey, Hugola, ADÇ, Berk Vural, Porçay, F&F ve anlamsız videolar izlemeyi seviyorum. Ders olarak matematik, biyoloji, fizik, edebiyat (hocalarım sağ olsun, sevdirdiler.) Tarihe ilgim vardır. 2. Abdülhamit'e özel bir eğilimim var. Ekonomiyle aram yoktur, keşke olsa da neye yatırım yapacağımı bilsem. Yeni teknolojiyi desteklerim ama insan kontrolünden çıkan ve dış müdahale tehlikesi açan teknolojiler beni endişelendiriyor. En basit ve şaçmasından: Koronavirüs aşısını yaparken bize patlayıcı nanobotlar -ya da başka işlevli olabilir- enjekte etseler sonra da 5G'de kullanılan teknoloji ile bizi öldürebilseler nasıl olur diye düşünüyorum. Ölmek benim için sıkıntı değil fakatta asfalta düşen pasta gibi de olmasın be sonumuz. Şu P!nç'tekj adamı hiç sevmiyorum. Bilgisiyar konusunda yetenekli değilim, donanım ve yazılım olarak. Bilim kurgu, aksiyon, komedi severim. Aşk, dram özellikle korkuyu benden uzak tutun. Vallahi de billahi de kız gibi çığırırım. Toprağın altına verdiklerim için ağlamam. Çoğunlukla topluma ayak uyduramam, sevmiyorum be agalar, olmuyor. Bisikletten anlarım az uğraşmadım benimkinle. Motorsiklet mi, araba mı araba derim. Kitap okumayı severim ama başlayıp ilk 100 sayfa okumak çok zor. Sonrası zaten gümbür gümbür geliyor. Umrumda değil dünya, tek umrumda olan "rüya". Çoğu konuda yarı cahilim, benle tartışmak isterseniz aklınızda bulunsun. Her zaman gideceğim yere ne kadar erken çıksam da geç varırım, çözümünü bilen yazsın. Güldür güldür'e gülüyorum zoomer hadi englle beni. Dışarı olabildiğnice az çıkarım, zevk sefa sürmeye, restorantlarda para harcamaya gelmedim ben. Haber izlemeyi de severim. Fox ile Atv'yi izleyip iki yarım elmayı birleştiririm,biraz da internet serperim. Numan Kurtulmuş'tu sanırım; evlenmeyen insanlarla ilgjlj zırvaladı bir kaç şey, alındım doğrusu. Bir de rahatsız etmek gibi oluyor ama ülke duvara toslayacak acaba her siyasal kesim kendj çıkarlarını bir kenara bırakıp ülkeyi tamir edeblir mi? Deniz mi, orman mı kesinlikle orman. Buradan bizi izleyip topluluk davranışlarını analiz eden Pentegon yapay zekasına sesleniyorum; ben de seni izliyorum. Müzik aleti çalamam, herhangi bir spor dalında yetenekli değilim. Salam yiyemiyorum, dokunuyor. Onun dışında yemek ayırt etmem. Karma benim için önemli değildir, sadece yorum yapmayı seviyorum.
5)Bitiriş
Buraya kadar ikinci kez okumadım ama bence baya güzel boş yapmışızdır, ne dersiniz? Bir de siz buraya kadar niye okudunuz ki, işiniz gücünüz yok mu. Burada cevabını bulamadığınız soruları -hiç çekinmeyin aklınıza ne gelirse sorun- ya da eleştirilerinizi bekliyorum, yorumları boşuna yapmadılar. Hepinize teşükkür ediyorum; geçmişte yaşattıklarınız ve gelecekte yaşatacaklarınız için. Hepinize selam çakıyorum ve Reddit'e döndüğümü mutlulukla söylüyorum.
6)After Credits(yanlış mı yazdım la)
[Gereksizkisi, kanlibaron, bluepizza_3, muharremgdn, Ahmetnuman4444, eatenthememer]= bir zamanlar muhabbetimizin geçtiği, bana çok şey katan ve farklı düşünce tarzlarını anlamamı sağlayan kişiler.
[Guywithoutusername, yag_r_u]=valla bir muhabbetimiz var ama hatırlamıyorum.
Hinata= Abisiyim.(yok len ciddi değilim.)
Libertus_61= Bro senin attığın mesaja tıklayınca hâlâ reddit çöküyor.
Snapo82= Loki-of-asgard-'tan kalan birisin bana.
[Heyheytoyou, batusavage_]= Reditti bana öğreten abimle ablam, sağ olsunlar çok yardımcı oldular.
Z1pyisback= yegenim.
[UniMami5, tencianillevent, brmnn25]=silah arkadaşlarım o7.
Loki-of-asgard-= Sözler yetmez mazimiz konuşsun.
EnTeLA_M_D= konuşuruz ara ara, derin muhabbetimiz var.
[Onlyteenager, kutahi]=bang bang yoluna tuz döktüm buz yedim.
[Feooooo, -warfire-]= onlar bizi izliyor.
TuzluSeker= gidişattan rahatsız.
Emirefe002= animeden ayrılmamı sağladığın için çok mutluyum.
Egeneges= Bir anlık heves.
11041987asadas=🖤
[Zeytinlipogaca, Tardizzz]= Doctor who sevdalıları.
Gumus33= başka bir seviyede. Elinde değnek ve beyaz sakalllı biri gibi benim için.
[Aykax, Bursaland]= sapık gibi beni takip ediyorlar
[Yönetici ve modlar]= bir madalyonun iki yüzü.
7)Havalı sözler
-Bir sabah hayatta olmayacak annen veya baban, tek bir gün geçirme sarılmadan.
-Gül ağacına su veririz. Lakin su hem güle yarar hem de dikene... Yanımızda yöremizde su verdiklerimiz diken olmaya meyletmişlerse sonunda mutlaka budarız!
-Dostluk bir kitap gibidir, açıp okunmadıkça tozlanır, tozlandıkça karmaşıklaşır ve unutulur.
...Sanırım hepsi bu kadar değlidi tabiki, yüzlerce kişiyle konuştum ve benim de bir sınırım var. Aklıma gelenleri yazdım diğerleri alınmasın. İsmini geçirmediğim kişilerden özür diliyorum. Buralara kadar geldiğiniz için teşekkür ediyorum, yazım yanlışlarım için özür diliyorum ve size hayırlı günler ardından yorumlar kısmına davet ederim diyerek sözlerimi bitiriyorum...
submitted by galaksigezgini42 to u/galaksigezgini42 [link] [comments]


2020.08.10 19:24 karanotlar Herkesin ve hiç kimsenin filozofu: Nietzsche

“… Oturmuş bekliyordum orada, neyi? Hiçbir şeyi! Tadına varıyordum, iyi ve kötünün ötesinde, Bazen aydınlığın, bazen gölgenin, Derken dostum, ansızın bir, ikileşti. Ve yanımdan Zerdüşt geçti…” (Zerdüşt’ün İlhamı).
İnsanın prangalarından kurtulmasının ve tekrar insana dönüşmesinin hikâyesidir Böyle Buyurdu Zerdüşt. Filozofun felsefesinin yapıtaşlarını anlatan bu eser, kuşkusuz Nietzsche’nin en önemli kitaplarından biridir. Filozof olmasının yanı sıra iyi bir yazar olan Nietzsche, şiirsellik ve felsefeyi bu kitapta harman edebilmiş ve kendi felsefesini Zerdüşt ile anlatmıştır. Hani bir müzik dinlersiniz, bedeniniz sabit durur ama ruhunuz ve aklınız diyar diyar dolaşır. Bu yüzden notaların her yolculuğa bileti vardır. Nietzsche, Bizet’nin Carmen’ini dinledikten sonra başladı Böyle Buyurdu Zerdüşt’e. Müziğe oldukça ilgili olan filozof –ki Wagner ile sıkı dostlardı, ta ki Wagner’den nefret edene kadar– felsefesini notaların ilmekleriyle ördü. Bir Tanrı varsa dans etmeliydi misal, insan kaosta pes etmemeliydi, rağmenlere karşılık vererek yine de dans etmeliydi ve yine, zaten çağdaşlarının ona deli demesi müziğin sesini duymamalarındandı. Nietzsche’nin felsefesi başlı başına bir senfonidir. Bu senfoninin yazıldığı kitap ise; Böyle Buyurdu Zerdüşt’tür. Üstelik bu sanat eserinin her notasında aşk vardır. 1822’de Lou Salome ile buluştu Nietzsche… Deliliği ikiye katlandı filozofun; âşık oldu. Evlenme teklifi etti, reddedildi. Kışı geçirmek için ve hırpalanmış ruhuna bir inziva ortamı yaratmak için Rapollo’ya gitti. Nietzsche, burada Böyle Buyurdu Zerdüşt’ü on günde yazdı. Eser hiç ilgi görmedi, sadece filozofun dostları tarafından alındı. Ama Nietzsche, yazdığı eserin şimdiye kadar yazılmış en derin eser olduğundan emindi. Şöyle söylüyor Nietzsche: “Bazı insanlar öldükten sonra doğar. Benim zamanım da henüz gelmedi. Öyle veya böyle, insanların benim anladığım şekilde yaşayıp öğretecekleri kurumlara ihtiyaç duyulacak ve belki de o insanların Zerdüşt’ü yorumlamaları için akademik kürsüler kurulacak. Ama şimdi benim gerçeklerimi duyacak kulaklar, taşıyacak eller bulmayı beklersem kendimi tamamen kandırmış olurum. Henüz kimsenin beni duymamış ve nasıl anlaşılmam gerektiğini kavramamış olması yalnızca anlaşılabilir değil, doğru olan bir şeymiş gibi de geliyor bana. Başka biriyle karıştırılmak istemem; bu da kendimi bir başkasıyla karıştırmadığım anlamına gelir” (Nietzsche, Neden Bu Kadar Akıllıyım?, s. 53).
Nietzsche’ye göre felsefe, Sokrates-Platon’dan beri entellektüalist bir yola girmiş ve insanlık içgüdüsünü hiçe sayan salt akılcı bir bilgiye önem vermiştir. Nietzsche’nin bütün istediği, insanı kurtarmak, onu kuru akılcı uygarlıktan uzaklaştırıp kendisinin ne olduğu üzerinde düşündürmektir. Bu yüzden Nietzsche, doğa felsefesini salık verir çünkü orada insan tragedya ile var olur. Tragedyada ele alınan insan, alın yazısı ve karar özgürlüğü ile baş başa kalmış tek insandır (Akarsu, B. 130-131).
Trajik insan… Bir tarafta şarap, eğlence ve formsuzluğun tanrısı Dianysos, diğer tarafta ölçü, denge, biçim tanrısı Apollon. Apollon ve Dianysos’un sentezinden meydana gelir trajik insan. O, bu iki tanrı arasındaki gerginlikte var olur ve budur insanı insan yapan. Nietszche’ye göre eğlence tanrısı Dianysos, saphiens ve logos kurbanı olmuştur. Ama Dianysos’u yok etmek insanı kötürüm yapar. Öyledir ki insanla ilgili başarısızlıkların sebebinde insanın sentez bir varlık olduğunun gözden kaçırılması yatar. İnsanın özgürlüğü ve yaratıcılığı onun sentez bir varlık ve demens (çılgın) oluşundadır. Lâkin logos, Apollon’a bağlı öyle bir ahlak geliştirir ki, insanı ruha karşı bir şeymiş gibi gösterir. O yüzden Nietzsche tekrar insan olmak ister. Çünkü: özgürlük böyle başlar, isyanla, karşı çıkışla, “Hayır!” deme cesareti ile. Mesela; Âdem günah işleyince insan olmuş, kendinin farkına varmış ve özgür olmuştur.
Şu bir gerçektir ki ne kadar güçlü olursanız, o kadar var olursunuz. Kendi gücünüzü keşfetmek için bazen dolmak ve taşmak gerekir. Nietzsche, yalnız bir filozoftu. Sevdiği her şeye sonraları hep nefretle baktı. Çok sevdi, çok nefret etti. Duygularını uç noktalarda yaşayan filozof artık sesini duyuramaz olmuştu ki, Zerdüşt’ün ilhamı geldi. Var olan her şeye, bütün değerlere bir başkaldırı, oluşacak kaosun baş dansçısı, olumsuzluğun doğurganlığını gören bir gözdü Nietzsche. Var olan düzene, salt akılcılığa dayalı felsefeye, insanı insanlıktan alıkoymuş ve makineleştirmiş her şeye bir karşı çıkış. Bu isyan, insanlara doğayı, kendilik bilincini, kendini aşmayı öğütlüyordu. İnsanı tutsaklıktan kurtarıp yaşamı sevdirmek gerekiyordu. Kaderini sevmeliydi (amor fati) insan, dogmatiklikten arınmalı, Tanrı’yı öldürmeliydi.
Bir insan Tanrı’yı nasıl öldürür ve Tanrı neden ölmelidir? İnandığınız bir şeyin içinin aslında ne kadar boş olduğunu ve sadece inançtan ibaret olduğunu anladığınız an, o şeyi yargılamaya başlarsınız. Ve bir şeyi yargılamaya başlamak onu öldürmek ile aynı şeydir. Nietszche Tanrı’yı öldürdü çünkü; bu zamana kadar süregelen bütün inançlar, değerler, iyilik-kötülük, erdem kavramları Tanrı temelinde şekilleniyordu ve Tanrı temelli ahlak –ahlaksız sürü ahlakı– aslında bütünüyle ahlakdışıydı. Bu ahlak bir ayak takımı ahlakıydı. Artık değerlerin içi boştu ve bahsedilen değerler hiç de Tanrı’nın mükemmelliğini yansıtmıyordu. Artık din denilen şey sadece güçsüzlere yönelik bir umuttu. Öte dünya umudu insanı bu hayattan daha iyi bir hayat olacağı konusunda teselli ediyordu. İnsanın kendini kandırmasının ilahî bir yoluydu bu. Din çoğunluğa sesleniyordu ve bu artık tamamen iktidarla ilişkili bir durumdu. Düşünülen duyuüstü dünyanın duyuüstü temeli olan Tanrı’ya inanç yitirildi (Çevikbaş, S., s. 342). Ölen Tanrı değildi, ahlaktı, erdemdi, iyilik ve kötülük kavramlarının ve var olan diğer şeylerin sürü tarafından, iktidar ve din başlığı altında kirletilmesi sonucu oluşan, insanın kendi kendine yaptığı bir katliamdı bu. İnsanın tekrar insan olabilmesi için Tanrı’nın ve onun eli değmiş her şeyin yok olması lazımdı. Bir decadancetı bu. Mevcut düzen çökecekti ve yeniden doğacaktı, sonra tekrar çökecek ve tekrar doğacaktı. Çünkü; hayat dediğimiz şey ebedî bir dönüştü. Hiçbir değer insan için nihai bir çözüm olamayacaktı, ta ki üstinsana kadar. Böyle Buyurdu Zerdüşt bir arınma (katharsis) hâlidir. İnsan nasıl fazlalıklarından kurtulduğunda rahatlarsa, Nietzsche de insanı değerlerden, normlardan, zorunluluklardan arındırır çünkü insan, ancak böyle yükselebilecek ve kendinden iyisini var edebilecektir. İnsan bunu başardığında artık doğadır, doğadandır, üstinsana (Übermensch) vesiledir. Peki, nedir üstinsan? Şöyle diyor Nietzsche;
“İnsan, hayvanla üstinsan arasına gerilmiş bir iptir, -uçurum üstünde bir ip. Korkulu bir geçiş, korkulu bir geri bakış, korkulu bir ürperiş ve duraklayış. İnsanda büyük olan, onun köprü olmasıdır, erek değil: insanda sevilebilecek olan, onun karşıya geçiş ve batış olmasıdır. Ben, batışın dışında bir yaşamı bilmeyenleri severim, çünkü bunlardır karşıya geçenler. Ben, büyük hor görenleri severim, çünkü bunlar büyük saygılılardır ve karşı kıyıya duyulan özlem okları. Ben, batmak ve kurban olmak için önce yıldızların ötesinde bir neden aramayanları, yeryüzü bir gün üstün insanın olsun diye, kendilerini yeryüzüne kurban edenleri severim. Ben, bilmek için yaşayan ve bir gün üstinsan yaşasın diye bilmek isteyeni severim. Böyle ister o kendi batışını. Ben, üstinsana ev kurmak, toprak, hayvan ve bitki hazırlamak için çalışanı ve türeteni severim: çünkü böyle ister o kendi batışını. Ben, erdemini seveni severim: çünkü erdem batma istemidir ve özlem oku. Ben, kendisi için bir damla bile ruh ayırmayanı, baştanbaşa erdemin ruhu olmak isteyeni severim: ruh olarak böyle yürür o köprünün üstünde. Ben, erdeminden eğilim ve yazgı yapanı severim: böylece o, erdemi uğruna yaşamak ister, ya da hiç yaşamak istemez. Ben, bir sürü erdem istemeyeni severim. Bir tek erdem, iki erdemden daha erdemdir, çünkü yazgının asıldığı daha zorlu düğümdür o. Ben, gönlü har vurup harman savuranı severim. -Ne teşekkür bekler, ne de teşekkür eder: çünkü hep verir o ve kendini korumak istemez. Ben, zar kendine uygun düşünce utananı ve soranı severim: ‘Ben düzenci bir oyuncu muyum yoksa?’ -çünkü yok olmak ister o. Ben, işine başlamadan önce altın sözler saçan ve hep söz verdiğinden fazla yapanı severim: çünkü batışını ister o. Ben, gelecektekileri haklı çıkaranı ve geçmiştekileri kurtaranı severim: çünkü şimdikiler eliyle yok olmak ister o. Ben, tanrısını yola getireni severim, çünkü tanrısını sever o: tanrısının öfkesinden yok olması gerekir de. Ben, yaralanmada bile gönlü derin olanı ve küçücük bir şeyden yok olabileni severim: böyle geçer o köprüyü seve seve. Ben, gönlü dolup taşanı severim, öyle ki kendini unutur ve her şey onun içindedir: her şey onun batışı olur böylece. Ben özgür ruhlu ve özgür yürekli olanı severim: böylece kafası, yüreğinin yalnız içi olur, ama yüreği batmaya zorlar onu. Ben, insanların üstünde asılı o kara buluttan tek tek düşen ağır damlalar gibi olan herkesi severim: onlar şimşeğin gelişini haber verirler ve haberci olarak yok olurlar. Bakın, ben şimşeğin habercisiyim ve buluttan düşen ağır bir damlayım: oysa şimşek, üstinsandır. Yeryüzünün anlamı olacak üstinsan! Yalvarırım size, kardeşlerim, yeryüzüne bağlı kalın, inanmayın size dünya ötesi umutlardan söz edenlere! (Nietzsche, Böyle Buyurdu Zerdüşt, s.14-15).
Nietzsche’nin ahlakı ve felsefesi Darwin ile yakından ilişkilidir. “Evrimin amacı yığınlar yaratmak değil, dâhiyi yaratmaktır.” O hâlde bize lâzım olan boyun eğen, belli bir din öğretisine hapsolmuş, demokrasi adı altında iktidarın çobanlığında, sürüde olmaktan mutluluk duyan halk değil, insanın nihai ahlakının iyinin ve kötünün ötesinde olduğunu görebilen, güçlü, merhametle veya acımayla var olmayan üstinsandır. Hayvan insanı yarattı, insan da kendinden üstün olan üstinsanı yaratmalıydı. Üstinsanda iyilik yerine kuvvet, alçakgönüllülük yerine gurur, başkasını düşünmek yerine akıl, eşitlik yerine, güç kavramları vardır. Üstinsan, kamuoyundan biri olan görüntü insanı değildir.
Üstinsan kavramından sonra, eserde önemli bir nokta bengi dönüş (Ewige Wiederkehr) kavramıdır. Hayat kendinde bir evrim sürecidir, sürekli değişir, yenilenir, sonsuz bir dönüş hâlindedir. Bu dönüş hep devam edecektir o yüzden insan için nihai iyi yoktur. Nietzsche’nin nihilizmi hayatın bengi dönüşünün sonucudur aslında. Fakat bu nihilizm yaratıcı bir nihilizmdir. Daha iyisinin olması için var olanı yok etmek. Bu yüzden bu süreçte güçlü olan hayatta kalır ve bu yüzden her canlıda bir güç istencine (Wille zur Macht) rastlanır. Zaten evrenin kendisi başlı başına bir güç istencidir. Bütün savaşlar, bütün yok oluşların tek hedefi vardır: Güç. Başı sonu olmayan, sürekli değişen, kaoslarına rağmen yine de uyumu sağlayan, hiç yorulmayan ve sürekli kendi var oluşunu tekrarlayan bir güç. Bu Nietzsche’nin Dionysosca evrenidir. Ona göre evren, güç istencinden başka bir şey değildir (Akarsu, Bedia, s.133). O yüzden, bizi yığın olmaktan kurtaracak yeni değerler, yeni erekler lâzımdır. İnsan kaosta dans etmeyi bilemezse, yok olup gidecektir. Karanlığından bir yıldız doğurmazsa, ebedî karanlıkta hapsolacaktır.
Nietszche’nin felsefesi, toptan bir karşı çıkıştır ve Nietzsche insanın, insanlığın gerçek yüzüdür. O bize acımasızlığı, eşitsizliği, değerin değersizliğini anlatır ki kendimizin farkına varalım. Varlığımızı yeryüzüne bağlamak gerekir; umudu dinler, efsaneler, tanrı veremez, umut kendimizdedir. Hayatın zor yönlerini yok sayarsak ve sadece kurtarılmayı beklersek daima yeniliriz. Çünkü hayat dediğimiz şey, güçsüzleri ayıklamak üzerine kuruludur. Önemli olan yüzleşmek, korkmamak ve savaşmaktır.
Nietzsche, Böyle Buyurdu Zerdüşt senfonisinde, felsefesini okuyucuyu uyandırmak için kullanır, okuyucunun bilinçaltına sakladığı korkularını veya tutkularını, Zerdüşt ile bağdaştırır, bizlere yaşamı evetlemeyi, kaderimizi sevmeyi ama bütün bunları yapmak için önce yok etmeyi öğretir ve artık Zerdüşt, sadece bir karakter değil, okuyucunun kendi hayat sahnesinde, kendini anlama yolunda atılmış bir adımın vesilesidir.
Zihnimi aydınlatan tüm filozoflara, Beni hiç karanlıkta bırakmayan, ışığımın sönmesine izin vermeyen çok sevgili hocalarıma…
Kaynaklar: AKARSU, Bedia. (2014) Çağdaş Felsefe, İnkılap Yayınları. ER, Sadık Erol. (2013) Nietzsche Paris’te, Otonom Yayıncılık. KARDEŞLER, Kıvanç. (2017) Tanrı Öldü, Yason Yayınları. NIETZSCHE, Friedrich. (2011) Böyle Buyurdu Zerdüşt, (Çev. Irmak, Sadi). Kabalcı Yayınları. NIETZSCHE, Friedrich. (2016) Neden Bu Kadar Akıllıyım?, (Çev. Cemgil, Can Selin) Zeplin Kitap.
Yazar: Merve Karacan
https://dusunbil.com/herkesin-ve-hic-kimsenin-filozofu-nietzsche/
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.07.29 15:25 griljedi GRRM - 2012 Söyleşileri

  1. Şu ana kadar yayımlanan kitaplara eklediğiniz ve okuyucunun bulmasını umduğunuz ama bulamadığı şeyler var mı? Yahut çok az kişinin gördüğü?
Hayranların şu ana kadar her şeyi öğrendiğini düşünüyorum. İnsanlar düşüncelerini internette, bloglarda yazıyor. En anlaşılmaz, ücra ipuçları bile kısa sürede bulunuyor ve dikkat çekiliyor.
  1. Valyria’yı görecek miyiz?
Kıyamet öncesi mi şimdiki halini mi? Belki.
  1. Cevaplanmamış ama Kış Rüzgarlarında cevaplanacak üç soru söyler misiniz?
Söyleyebilirim ama söylemeyeceğim.
  1. Bronn’un hikayesi bitti mi?
Bronn’un hala bir rolü var, kesinlikle geri dönecek.
  1. Başlangıçta onlara vereceğiniz yolu ertelediğiniz veya yoldan saptırdığınız bir karakter var mı? Varsa, kim?
Hayır, var diyemem. Bazı durumlarda kronolojiler başlangıçta istediğimden farklı ama tüm karakterlerin hikayeleri aynı devam devam ediyor.
  1. Demiradamlar kuzeye saldırmamış ve Kızıl Düğün gerçekleşmemiş olsaydı Kuzey ve Nehirtoprakları bağımsız kalmaya devam edebilir miydi?
Kuzey olabilir ama Nehirtoprakları daha sorunlu. Gerçek doğal sınırlar olmadan, nehirtoprakları her taraftan saldırılara karşı savunmasızdır, bu yüzden tarihleri kan ve kargaşa ile dolu.
  1. Hayranların bulduğu ama sizin o amaçla yazmaya niyetlenmediğiniz en büyük kırmızı ringa balığı (yem) nedir?
Bu söylemek olurdu ama hayranlar, ufacık bir şeyden bile kuram çıkarıyorlar. Zaman zaman bunları bana e-posta atıyorlar.
- Dothraki aslında bir dizi bozkır ve ova kültürünün bir karışımı olarak tasarlandı ... Moğollar ve Hunlar, kesinlikle, ama aynı zamanda Alans, Sioux, Cheyenne ve çeşitli diğer Amerikan kabilelerinin ... saf bir fantazi ile terbiyeli hali. Araplara veya Türklere - orijinal olarak bozkırların atlıları olması haricinde- herhangi bir benzerlik tesadüfidir (bu emmiye biri Hunların da Türk olduğunu söylesin. Neyse). Bununla birlikte, genel olarak, tarihten ilham alırken, ister bireylerden isterse tüm kültürlerden olsun, doğrudan bire bir nakillerden kaçınmaya çalışırım. Robert'ın VIII. Henry veya Edward IV olduğunu söylemek nasıl doğru değilse, Dothrakilerin de Moğol olduğunu söylemek doğru olmaz.
- GRRM; “Ejderhaların Dansı sonunda pek çok uçurum vardı, 6. kitapta bunları çok erken çözeceğim. Kitabı inşa ettiğim iki büyük savaşla açacağım; Buz Savaşı ve Meereen-Köle Körfezi Savaşı ve sonra oradan alıp devam edeceğim.”
- Ned ve Robb’un ölümü... Bu iki karakterin sonunu en başından beri biliyor muydunuz yoksa zaman içinde mi karar verdiniz?
Neredeyse en başından beri biliyordum. Hikayenin büyük vuruşlarını biliyorum; ana karakterlerden kim ölecek, kim yaşayacak... hepsini. Yazım sırasında keşfettiğim çok ayrıntı var, küçük karakterler gibi... Yani ana karakter altı arkadaşıyla bir savaşa girecekse altı arkadaşın hepsine de ne olacağını bilmiyorum, buna yazarken karar veriyorum ama büyük oyuncular, büyük hayatlar ve hayat değiştiren büyük olayları en başından beri planlı.
- Bir çok kişi Jon’u öldürdüğünüzü düşünüyor. Geçmişte Starklara çok kötü şeyler yaptınız ama içimden bir ses Jon hayatta kaldı diyor. Bu konuda yorum yapmak ister misiniz?
[Güler] Bu konuda yorum yapmayacağım.
- Jon, Lord Kumdandan olarak resimden etkili bir şekilde çıkmış olsa da - yaşıyor olsa bile, Sur’un o kış geldiğinde Ötekileri geri tutma şansını sevdiğimden emin değilim. Kış Rüzgarları'nda Sur’un güneyine doğru hareket ettiklerini göreceğimizi varsayabilir miyiz?
Çok fazla şey söylemek istemiyorum ama Kış Rüzgarlarında kesinlikle daha fazla Öteki göreceksiniz.
- Kargaların Ziyafeti ve Ejderhalarla Dansta bölüm başlıkları olarak Kraliçe'nin Eli veya Demir Talip gibi etiketleri kullanmaya başladın, daha önceki ciltlerde ise her zaman Jon veya Ned ya da Arya idi. Bu kimlik sorunlarını keşfetmenin bir yolu mu? Özellikle Arya ve Sansa ve Theon ile tüm kimlikleri değişiyor gibi görünüyor.
Evet, tam olarak amacım bu. Bu kitaplarda birçok kimlik saldırı altında.
- Ortaya çıkan bir diğer tema da – her yerde var ancak ancak Ejderhalarla Dansa son pov’da daha da netleşiyor - taht oyununda oyuncu olduklarını düşünen karakterlerin piyonlardan daha sık olması. Gerçek güç gölgelerdedir. Bu fikri en başından itibaren keşfetmek istediniz mi yoksa hikaye geliştikçe mi ortaya çıktı?
Hangi durumdan bahsettiğinize bağlı. Bu seriye 1991 yılında ilk başladığımda, ne olduğunu gerçekten bilmiyordum. A Game of Thrones'a geldiğimde, ana temaların ne olacağını biliyordum ve bu kesinlikle onlardan biri. Gücün doğası ve gücün kullanımı ve insanların iktidara gelmesi için neler yaptıklarını - ele aldığım en önemli şeylerden bazıları.
Varys’ın 2. kitapta sorduğu kral, rahip, savaşçı bilmecesi buna hitap ediyor. Kim kime itaat ediyor? Asıl güç kimde? Asıl soru bu.
- GRRM, Tyrion karakterini, 1981 yılında Lisa Tuttle ile yazdığı Windhaven isimli kitaptaki bir cümleden ilham aldı; “Bir cüce var, gördüğüm en çirkin adam ama ayrıca en zekisi.”
- GE: Tyrion ve Daenerys, serinin en ünlü iki karakteri...
En popüler iki karakterden biri, ancak bence evrensel olarak en popüler olan ikisi Jon Snow ve Arya. Her karakterin hayranları ve büyük bir iltifat olarak aldığım aleyhte sözler var. Gerçek insanlar hakkında böyle hissederiz; bir kişi onları sever, başka bir kişi onlar tarafından tahrik olur ve başka bir kişi onların sahte olduğunu düşünür. Kurgusal bir karakter yaratıyorsanız ve herkes karakteri seviyorsa veya karakterden nefret ediyorsa, muhtemelen bir karton parçası yaratmış olursunuz.
- GRRM, Kargaların Ziyafeti’nde Brienne’nin asılırken yaptığı seçimin “kılıç” olduğunu doğruladı ve bunu küçük Payne’i kurtarmak için yaptığını da... Yani Podric Payne, hala hayatta.
- Karakterleriniz arasında bir seyahat arkadaşı seçmeniz gerekse kimi seçerdiniz?
Hedefe ve ne yapmak istediğime göre değişir. Eğer sadece gezi, manzara, farklı yerleri görmekle ilgiliyse Tyrion’u yanıma alırdım; asit yorumları (iğneliyici demek istiyor sanırım, söyleşi ispanyolcaydı, ben de otomatik sayfa çevirici kullandım) belli zamanlarda çok iyi olurdu. Daha romantik bir kaçış olacaksa da Daenerys’i alırdım çünkü eğlenceli olmasının yanı sıra çok güzel bir kadın.
- Kim daha seksi? Hayalinizdeki Daenerys mi yoksa Emillia mı?
Gerçek şu ki Emillia çok seksi ama farklılar. Benim için seçmesi zor çünkü ikisini de çok seksi görüyorum. Emillia düşündüğüm karakterin daha yaşlı bir hali. Kitaptaki Dany, cinsellik dünyasına girmiş bir genç kız ile küçük bir kız olma arasında değişiyor. Bazen bir kraliçecilik oynayan bir kız gibi davranırken, bazen de her açıdan tamamen işlevsel bir yetişkin gibi davranır. 23 yaşındaki Emillia 17 yaşında olması gereken (aslında 16) bir karakteri canlandırıyor.
- Westeros’ta ailelerin çok fazla çocuğu var, onları rahatça öldürebilmek için mi? Karakterleri öldürmeyi seviyor musunuz?
Bunu sevmiyorum ama bazen bunu komplo ihtiyaçlarıyla yapmak zorunda kalıyorum. Buna ek olarak ilham aldığım dönem Orta Çağ; o dönemlerde ailelerin şimdikilerden daha fazla çocukları olurdu çünkü kadınlar da çocuklar da sık sık doğumda ölürdü hatta çocuklarınızın ileride fazla yaşamayabileceğinizi bilirisiniz; kimisi erken yaşta kimisi biraz daha ileri yaşta ölürdü. Bu yüzden o dönemlerde çok çocuk olurdu. Ben de, her ne kadar bu bir fantezi de olsa, işime bunu yansıtmaya çalışıyorum, o dönemin şartlarına sadık kalmaya çabalıyorum.
- Yedinci kitabın ismi Kurtların Zamanıydı, bunu neden değiştidiniz?
Bu geçici bir başlıktı; bir isim seçmem istendi ve benim de aklıma ilk Kurtların Çağı ya da Kurtların Zamanı geldi ama hiçbir zaman sevmedim. Bir Bahar Rüyası daha iyi bir başlık.
- Ormanın Çocukları ile Ötekiler arasında göründüğünden daha yakın bir ilişki var mı?
Olabilir, olabilir. Hikaye devam ettikçe gelişecek bir konu, bu yüzden şu an bir şey söylemem (kendi de bilmiyor :D ).
- Jon Arryn’nın ölümünün LF ve Lysa eliyle olduğunu öğrendik, peki Sör Hugh’un ölüm emrini kim verdi? Cersei mi? LF mi?
İkisi de olabilir, kararınıza göre... Ancak bu, sadece bir Gregor olayı olabilir de. O cani ve acımasız biri, birini öldürmek için gerçek bir nedene ihtiyacı yok.
- Doran ve Mellario’un tartışma sebebi çocuklarını uzaklaştırma meselesi yüzünden ise Mellario neden Dorne’u terk etti? (Herkesin merak ettiği bir soru.)
İyi bir evlilik değildi. Yeni ve egzotik bir şeyin cazibesi nedeniyle evlendiler. Bazen cazibe en az beklediğiniz zaman olur. Uzak bir ülkenin prensi idi ve o da hayat dolu, çok çekici, çok farklı bir kültürden gelen bir kadın gibi görünüyordu. Dorne'a geldiğinde, Norvos'tan farklı olan, özellikle de çocukların başkalarına himaye edilmesiyle ilgili geleneklerin olduğunu görür. Bu ne siyasi bir evlilik, ne de büyülü bir evlilikti, sadece insan doğasının bir örneğiydi. Bazen ilişkiler iyi bir temel üzerinde başlar: tanışırsınız, büyük bir cinsel cazibe vardır, bir ilişki kurarsınız, evlenirsiniz ... ve sonra dört veya beş yıl içinde gerçekten ortak bir şeyinizin olmadığını fark edersiniz. Bir hata yaptınız ve yedi krallıktaki gibi boşanmanın yaygın olmadığı bir toplumda kolay çözümü olmayan bir durumdasınız... Bu sadece başarısız olan politik bir evlilik örneği değil, ayrıca aşk evliliklerinin bile başarısız olabileceğinin bir örneğidir.
Bazen Yedi Krallık'taki politik evlilikleri iyi gelir ve aşk için olan evlilikler iyi olmaz. Bazen bir çift birbirini sever ve sonra bir noktada sevmezler. Şehvetten gülüşmeler başka bir şeyden de gelişmeyen evlilikler vardır. İşlerin iyi gideceğine dair bir garanti yoktur ve bunun sonucu, hayal kırıklıklarının gelişmesi ve her insanın kendi yolunda gitmesi için yabancılaşmanızdır. Bu konuda Mellario'dan bir miktar acı var çünkü Dorne Prensi olarak Doran çocuklarıyla birlikte kalabildi ve Mellario, onları terk etmek zorunda kaldı (anladığım kadarıyla Doran, kadının çocukları alıp gitmesine izin vermemiş).
- Kitaplarda, krakenleri derinlerden uyandırabilecek bir boru hakkında hikaye var. Hiç kraken görecek miyiz?
Mümkün soruya şaşırmış görünür
- Ölü ulukurt ve yavrular hakkında... Bunlar eski ilahlardan bir hediye mi yoksa Bloodraven’dan mı? Bazıları ölü kurdun boğazına takılan geyik boynuzunu bir fs olarak görüp Stark-Baratheon çatışmasına işaret kabul ediyor.
Dostum, bu okuyucuların anlaması gereken bir şey. Eğer orada dikkatlice ince bir şekilde çalıştığım bir sembolse, bunun nedeni insanları düşündürmek için fikir verici olmaya çalışıyorum. Eğer görürseniz ve merak etmeye başlarsanız, bu bilerek yapılmıştır. Ama "Bu bir sembol! Bu bir sembol!" diye bağırmayacağım. Her okuyucu kendi okumalı ve sembollerin ne olduğuna ve ne anlama geldiğine kendileri karar vermelidir. Bu, karmaşık bir sanat eserinde yaptığınız işin bir parçasıdır, kasıtlı olarak yapılandırılmış ve nispeten belirsiz olan bir şey, böylece her okuyucu kendi sonuçlarını çıkarabilir.
- Jaqen, Kızıl Tanrı'ya ve başka yerlerde ateş tanrısına atıfta bulunur. R'hllor'dan mı bahsediyor? Arya'nın Yüzsüz Adamlar tarafından eğitildiğini gördüğümüzde, R'hllor onlar için özellikle önemli görünmüyor.
George bir an düşünür Eh, Jaqen’ın onu ne zaman andığına dikkat et; yakın zamanda neredeyse yanıyordu.
- İsyan sırasında neden Davos, Stannis’e yardım etti?
George güler Çünkü soğanı vardı! Ve kendi kendine şöyle düşündü: "Bunları en iyi fiyata nereden satabilirim? Onları King's Landing'e götürürsem bana soğan bedelini ödeyecekler ama onları açlık çeken insanlara götürürsem kesinlikle daha iyi ödeyecekler. "
- Varys ve Illyrio, Prens Doran ve Sör Willem Darry'nin yapmış olduğu nişan sözleşmesinin farkında mıydı? Ve neden Darry veya birisi Viserys'e ölümünden önce bu anlaşmayı söylemedi?
İlk soruya: hayır. İkincisi ise, Viserys karar verildiğinde olgunlaşmamış bir çocuktu ve bu bilgiye hazır değildi.
- Arthur Dayne, asil ve cesur bir şövalye olarak tanıtıldı. Jaime bile dehşete düşerken o nasıl Aerys’in acımasızlıklarını destekleyebildi?
Okumaya devam edin.
- İlk Daenerys, Daemon Blackfyre ve Dorne prensi arasındaki ilişkide neler olduğunu anlatır mısınız?
Daemon ve Daenerys'in aşık olmasına rağmen, kardeşi kral Daeron, sevgi meselelerinden daha çok devlet meseleleriyle ilgiliydi. Dorne ile uzun yıllar mücadele etmiş ve Yedi Krallığa taciz etmelerini engelleyemedikleri gibi onları Yedi Krallığa katamamıştı. Şiddetin başarısız olduğu yerde, belki de evliliğin düşmanlığa son verebileceğini fark etti ve böylece kız kardeşini Dorne prensi ile ittifak kurmak için kullandı. Bu politik bir evlilik, saf ve basit, Dorne ve Yedi Krallık arasında birliği garanti etmek için uygun bir evlilik. Ayrıca, kız kardeşini ki kendisiyle birkaç çatışması olmuş ve bir çok insanın tahtın gerçek sahibi olarak gördüğü piç erkek kardeşi yerine, Dorne prensine vermeyi tercih etti. Bu da Daemon’u ilk Blackfyre Taliplisi olmasına iten bardağı taşıran son damlaydı.
- Ejderhalarla Dansta, Brandon Stark’ın da Robert gibi kadınlara olan ilgisi hakkında daha fazla şey öğreniyoruz. Brandon'ın da piçleri var mıydı?
Brandon'ın çocuk sahibi olmadan önce öldüğünü söylemek abartı olurdu. Kitaplarda bakire olmadığı tespit edilmiştir. Ziyaret ettiği çeşitli yerlerde küçük snowlar bırakmış olabilir ama kesinlikle açık olan, meşru çocukları olmadığıdır.
- Meereen Düğümünün nasıl vuku bulduğunu artık biliyoruz. Asıl sorun neydi? Örneğin, Dany'nin çeşitli karakterlerle tanışma sırası mıydı, yoksa ejderhaları kim, ne zaman ve nasıl almaya çalışacağı mıydı?
Şimdi bir şeyler açıklayabilirim. Pek çok, birçok faktörün bir birleşimiydi: Xaro'dan Dany gemilerini vermek için teklifle başlayalım, reddedilmesi daha sonra Qarth'ın savaş ilanına yol açacaktır. Sonra şehri sakinleştirmek için Daenerys'in evliliği var. Sonra Yunkai ordusunun Meereen kapılarına gelişi var, çeşitli insanların yoluna çıkma sırası var (Tyrion, Quentyn, Victarion, Aegon, Marwyn, vb.) Ve sonra Daario var, bu tehlikeli kiralık kılıç ve Dany'nin onu gerçekten isteyip istemediğine dair bir soru var; salgın var, Drogon'un Meereen'e dönüşü var ...
Bütün bunlar havaya fırlattığım toplardı ve hepsi bağlantılı ve kronolojik olarak iç içe geçmişti. Drogon'un şehre dönüşü, farklı zamanlarda olduğunu keşfettiğim bir şeydi. Örneğin, Quentyn'in Meereen'e gelişinin üç farklı versiyonunu yazdım: biri Dany'nin evliliğinden çok önce geldi, biri daha sonra geldi ve diğeri evlilikten sadece bir gün önce geldi romanda olan da bu Ve bu farklı varış noktalarının diğer karakterlerin hikayelerini nasıl etkilediğini karşılaştırmak ve görmek için üç versiyonu da yazmak zorunda kaldım. Henüz gelmemiş bir karakterin hikayesi de dahil (Sonra da GRRM neden kitapları bitiremiyor, diyoruz :P ).
- Melisandre neden Stannis'i aradı? Onu alevlerinde gördü ve kendi başına aramaya mı karar verdi yoksa kırmızı rahipler adına bir göreve mi başladı? Rahipler tarafından gönderilen Moqorro ile karşılaştırdığınızda, sanki ikincisi gibi görünmüyor.
Haklısın, Melisandre kendi karar verdi, onun kendi gündemi var.
- Ejderha Kayası temelde volkanik bir ada ve bu nedenle, mağaralarına ne kadar derine girerseniz, o kadar sıcak olur ... ama derinliklerinde bu ısıya neden olan eski Valyri büyüsü olabilir mi?
Ejderha Kayası kalesinin nasıl inşa edildiğine ve bazı yapılarında taşın bir şekilde sihirle nasıl şekillendiğine bakarsanız ... evet, hala Valyria büyüsünün mevcut olduğunu söylemek mümkündür( Targların buradaki büyü yüzünden hastalanmadığı, ayrıldıkları için hastalanmaya başladıkları kuramım daha bir güçlendi :) ).
- Neredeyse her zaman birbirleriyle müttefik olmak isteyen aileler arasında evlilikler görüyoruz. Bu bağlam göz önüne alındığında, Tywin Lannister'in evliliğinin ilk kuzenle olması tuhaf görünüyordu ve hatta Tywin'in ne kadar pragmatik ve hırslı olduğunu düşündüğünüzde daha da tuhaf görünüyordu. Yoksa gerçekten bir aşk evliliği miydi?
Aşk olabilir ama ailenin kanını güçlendirmek için başka bir açık sebep var. Targaryenlar bu politikanın en uç örneğidir: sadece kanın saflığını korumak için aile içinde evlenirler ve böylece taht veya ailenin yönetimi için birkaç aday bulundurma probleminden kaçınırsınız. Beş erkek kardeşiniz varsa ve her birinin birkaç çocuğu varsa iki veya üç nesilden sonra kendinizi otuz potansiyel mirasçı ile bulabilirsiniz: Lannister veya Frey adında otuz kişi olabilir ve bu da çatışma üretir çünkü hepsi taht için kalıtsal kavgalara katılacaklar. Güller Savaşı'nın kaynağı budur; Taht için fazla aday, hepsi Edward III'ün torunları. Beş oğlunuz varsa ve bu tür bir problemden kaçınmak istiyorsanız, belki de en büyük oğlunun ilk doğan kızını üçüncü oğlunun çocuğuyla evlenmek o kadar da kötü bir fikir değildir; kavgalardan kaçınırsınız ve kan birleşik kalır, belki de Tywin'in evliliğinin amacı buydu. Belki Lord Tytos'un fikriydi hatta Tywin'in büyükbabasının fikri bile, evlilik ittifakının tam olarak hangi saatte yapıldığına göre...ancak notlarımı kontrol etmem gerekir çünkü hatırlayamıyorum.
- Valyria’yı görme şansımız var mı?
Belki ama kesin değil. Asıl soru geçmişteki mi yoksa şimdiki mi? (yukarıda vardı bu soru, evet. Kasıtlı tekrar ekledim çünkü adamın kafasındakini çözmeye çalışıyorum ama daha çözemedim. :D)
- Jaime, Diyar’ın tarihindeki en iyi kılıç ustalarından biri. Ned harika bir kılıç ustası denemez, daha çok yetkin bir kılıç ustası demek daha doğru olur, onun yeteneği başka yerde yatıyor. O daha çok iyi bir komutandır(ağabeyi iyi bir kılıç ustası).
(Bundan sonra yine bir İspanyolca çevirisi var ve yine oto sayfa çevirisi kullandım. Malum bu dili bilmediğim için olduğu kadar; çoğu genelde iyi çeviri görünüyor ama kelimelerde anlamsız kaçan noktalar vs. olabilir. Çok karmaşık, devrik olan; çeviriden emin olmadıklarımı çıkartıyorum yazıdan çünkü tamamen yanlış bir bilgi de verilmiş olunabilir, emin olamam.)
- İlk kitaplardan herhangi bir şey değiştirmek ister misiniz?
Ahm ... Bekle ... Neyi değiştirmek isterdim? Tyrion Lannister'ın ilk tanıtıldığı sahneyi değiştirmek isteyebilirim;Tyrion'un bir kapının tepesinden atladığı sahne; bu mümkün değil. O zamana kadar, böyle durumu olan insanlar hakkında çok az referansım vardı ve daha sonra fiziksel zorlukları hakkında daha geniş detaylar öğrendim. Yani bu değiştireceğim şeylerden biri.
- Dördüncü kitaptan, 'Peygamber' veya 'Kraken'in Kızı' gibi takma adlarla bazı bölümleri açığa çıkardınız. Bunu neden yapıyorsun?
Eh ... [Gizemli bir gülümsemeyle uzun zamandır düşünüyor] Bence en iyi bilim kurgu ve fantezi yazarlarından Gene Wolfe'yi tanıyor musunuz bilmiyorum.Eserleri bulmaca ve gizemlerle dolu ve söylediklerine çok dikkat etmeniz gerekiyor.Bir gün ona sorduğumu hatırlıyorum: “Bunu neden kullanıyorsun? Bunun ötesinde daha derin bir neden var mı? ”Ve başlangıçta hiçbir şey söylemedi. Sadece ironik bir şekilde gülümsedi ve bana dedi ki: “Bunun ne anlama geldiğini düşünüyorsun?” Ve ona teorilerimi söyledim.Sonra şöyle cevap verdi: “İlginç…” [Gülüyor].Benden kurtulmak istediğin tek şey bu, ama bunun bir kaza olmadığını söylemeliyim [Gülüyor].
- 2012 yılında 400 sayfasını yazmış kitabın ama ancak 200 tanesi tam manası ile bitmiş (son gözden geçirmelerle yani). Bu durumda şimdi sona gelmiştir inşallah. :)
- Kitabın sonunda herkesi memnun etmeyeceğini biliyorsun, değil mi?
Tabii ki bazı hayranlarımı hayal kırıklığına uğratacağım çünkü nihayet tahta çıkacaklar hakkında teoriler yapıyorlar: kim yaşayacak, kim ölecek… ve hatta romantik eşleşmeleri hayal ediyorlar ama bu fenomeni Rick Nelson'ın sözlerini tekrarlayarak yaşadım: “Kimseyi memnun edemezsin, bu yüzden kendini memnun etmelisin”. Bu yüzden son iki kitabı yapabildiğim kadar iyi yazacağım ve okurlarımın büyük çoğunluğunun bundan memnun olacağını düşünüyorum. Herkesi memnun etmeye çalışmak korkunç bir hatadır; Ben okuyucularınızı kızdırmanız gerektiğini söylemiyorum ama sanat bir demokrasi değildir ve asla bir demokrasi olmamalıdır. Bu benim hikayem ve rahatsız olan insanlar dışarı çıkmalı ve kendi hikayelerini yazmalı; okumak istedikleri hikayeleri.
- Hayran forumlarından uzak durmaya çalıştığını çünkü insanların olanları tahmin ettiğinde hikayeyi değiştirme güdüsü devreye giriyor ama onca ipucunu verdikten sonra bunu yapmanın doğru olmayacağını ve bunun hikayeyi de mahvedeceğini bildiğinden bakmamak en iyi seçenek. “Kitabı o kadar ipucuyla doldurduktan sonra değiştirmek beni yalancı yapar, ben yalancı değilim” diyor(Ama karısı giriyormuş forumlara :P ).
- Sen kötü bir yazarsın çünkü birçok ana karakteri öldürüyorsun. Bununla nasıl başa çıkıyorsunuz?
Şey… Okuyucularımın okuduklarına duygusal olarak katılmalarını istiyorum. Uzaktan okumayı sevmiyorum ve onların gerçekten dahil olmalarını istiyorum ve eğer korkunç şeyler olacaksa; Korkmalarını istiyorum. Bunu yapmanın ötesinde herkesin ölebileceğini belirtmek istiyorum. Benimki, kahramanın güvende olduğunu bildiğiniz, diğerleri gibi tahmin edilebilir bir kitap değil. Kahramanın ne kadar sorun yaşarsa yaşasın, karşılaştığı ihtimaller; o gelecek, çünkü o ... o John Carter, o kahraman. Gerçek hayatta böyle değil ve kitaplarımda gerçekçi olmak istiyorum, bu yüzden kimse kitaplarda güvende değil. Bir yazar olarak amacım her zaman güçlü bir kurgu hikayesi yaratmaktı. Okuyucularımın kitaplarımı ve rahat bir koltukta otururken geçirdikleri harika zamanı hatırlamalarını istiyorum.
- Ama Buz ve Ateşin Şarkısı'nın kahramanı kim ?
Bilmiyorum. Herkes kendi hikayesinin kahramanı ... ve bir düzineden fazla bakış açısı karakterim var ve hepsi kahraman …
- Kitaplarınızın bir başka ilginç yanı da bize Kızıl Tanrının alevleri, Yüce Yürek Hayaleti'nin sözleri veya Ölümsüz Evi'nin vizyonları aracılığıyla birçok ipucu vermenizdir…
-Güler- Onlar spoiler mı? Onların ne demek istediğini anlamak için çok dikkatli bir şekilde bakmanız gerekir. Hepsi de göründüğü gibi değil. Kehanetler beklemediğin şekillerde gerçeğe dönüşürler.”
- Elbette bize yardım etmek için verdiğiniz tüm kehanetlere rağmen hikaye çok öngörülemez …
Kehanetler, kabzasız kılıca benzer, çok dikkatli tutmak gerekir.” diyor ve kehanet işinin kitaba ilginçlik katacağına ama çok belirgin bir mana ile yahut çok kolay anlaşılır şekilde bunu yapmak istemeyeceğinden bahsediyor. Kehanet için Güller Savaşında yaşamış bir lordu örnek veriyor. Beyaz Kule’nin altında öleceğine dair bir kehanet duymuş ve ondan sonra o kuleye bir daha yaklaşmamış; savaşta öldürülüyor ve öldüğü yer de o kulenin resminin olduğu yerdir. “Kehanetler beklemediğin şekillerde gerçeğe dönüşürler.” diye bitiriyor. “Kehanetler beklenmedik şekillerde gerçekleşir. Onlardan ne kadar kaçınmaya çalışırsanız, onları o kadar çok gerçeğe dönüştürürsünüz ve ben bununla biraz eğlenirim.”
- Yani her zaman beklentilerimizi hayal kırıklığına uğratmak istiyorsun, değil mi?
Evet, her zaman niyetim buydu: okuyucunun beklentileri ile oynamak. Bir yazar olmadan önce çok iddialı bir okuyucuydum ve hala öyleyim ve çok öngörülebilir grafikleri olan çok sayıda kitap okudum. Bir okuyucu olarak aradığım şey beni memnun eden ve şaşırtan bir kitap. Ne olacağını bilmek istemiyorum. Benim için hikaye anlatımının özü bu ve bu nedenle okuyucularımın artan ateşle sayfaları çevirmelerini istiyorum: sonra ne olacağını bilmek. Çoğunlukla fantezi türünde, kahramana sahip olduğunuz ve o seçilmiş olan birçok beklentisi var ve her zaman onun kaderi tarafından korunuyor. Kitaplarım için istemedim.
- Serinin ismi neden Buz ve Ateşin Şarkısı? Sur ve ejderhalar ve ötesi için mi?
Bu bariz bir şey ama evet, bundan fazlası var. İnsanlar Robert F.’in şiirinden etkilendiğimi söylüyor, doğru. Ateş aşk, tutku, cinsel şevk ve diğer şeylerdir. Buz ihanet, intikam ve buz… biliyorsun, insaniyetsiz bir soğukluk ve kitaptaki diğer şeyler.
- Bana biraz kadın karakterleri hakkında konuş, çünkü onlar çok çeşitli ... Lady Catelyn, Kraliçe Cersei, Asha Greyjoy, Melisandre, Tarth Brienne ...
Şey ... Farklı olmalılar çünkü farklı yaşam deneyimleri olan farklı kadınlar. Tüm kadınların aynı olduğuna inanmıyorum, erkeklerin hepsi aynı değil. Bence “tüm kadınlar… boş olanı dolduruyor” gibi yaptığınız herhangi bir ifade yanlıştır. Bu tür genellemeler sizi her zaman sıkıntıya sokar, bu yüzden kadın karakterlerimi Westeros'un Yedi Krallığı gibi cinsiyetçi ve ataerkil bir toplumda bile büyük çeşitlilikte sunmak istedim. Kadınlar farklı roller ve farklı kişilikler bulabilirler, bu yüzden farklı yeteneklere sahip kadınlar bir toplumda kim olduklarına göre çalışmak için yollar bulabilirler.
- GRRM savaş karşıtı biri ama “mutlak pasifist” biri kesinlikle değil.
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.07.02 10:11 stillongrindr THE POETRY OF HATAYI (Shah Ismâ’il I) (1487-1524)

THE POETRY OF HATAYI (Shah Ismâ’il I) (1487-1524)
Shah Ismail I as depicted in a 1590s engraving by Theodor de Bry
Shah Ismâil I, the founder of the Safavid dynasty, was a poet who wrote under the penname, Hatayi (Khata’i). Early in his reign, with few exceptions, he composed poetry in Turkish dialect of Azerbaijan and Kizilbas (Kizilbash). The defeat at the battle of Caldiran (1514) against the Ottoman marked both the end of Safavid expansion into Anatolia and a turning point in the life of Ismâil, who abandoned himself entirely to a life of hunting, drinking, composing poetry and fathering children.
From the spiritual and significant viewpoint, it is possible to divide Hatayi’s poems into four groups;
  1. The poems, which contain the spirit of Sufism
  2. The poems, which have the Alevi sect themes
  3. The poems, which contain the sign of Hurufiye ecole.
  4. The poems, on love and human relationships
Hatayi was greatly influenced in his poems by the work of the Hurufi poet, Nesimi. Hatayi’s poetry, besides its literary merit, is important in that it contains data concerning the true nature of early Safavid Shi’ism. Shah Ismâil’s poetry reveals the influence on him of the beliefs of different Shi’ite groups. His poems were recited for centuries in Alevi-Bektashi circles of Anatolia. The Ahl-i Hakk, who incorporated him in the syncretic pantheon of their sect, considered him to be the pir of Turkestan, in whose person God spoke in Turkish, Hatayi de türki dedi, and finally the adepts of the Shabak sect in Irak included the poems ascribed to Hatayi in their secred book, the Buyruk.
The Divan collection by Shah Ismâil is one of eleven extant copies of the manuscript. The poems include both religious and secular subjects. Although the paintings in this manuscript relate to the secular verses, the most remarkable of Shah Ismâil’s poems are religious. We can devide Shah Ismâil’s poetry into four major collections corresponding to the following;
  1. Divan
  2. Dahnâmah
  3. The Nashatnâmah (a long mathnavi poem)
  4. Divan in Persian
We give examples below from his Divan and his Dahnamah.
  1. The Divan, the oldest and most authentic manuscript was completed in 1541, It contains 254 kasida ghazals, three mathnavis, one murabba and one musaddas. The great part of the content of Hatayi’s Divan consists of the lyrical poems. The Divan also reflexts Shah Ismâil’s ambitions as well as his introspective thoughts. Their fervid language and unorthodox claims were presumably aimed at whipping up the enthusiasm of Kizilbas (Kizilbash or Qizilbash) supporters. He also employed a poet laureate and two other poets, Riyadi of Zaveh and Abdullah Hâtifi; they were engaged in writing long poems in honour of Ismâil, but died before the poems were completed. It is thought that the manuscript was copied and illustrated for Sultan Ismâil himself, although the Divan of Hatayi has no colophon.(Some examples from his poems in Koşma style) Gönül ne gezersin seyran yerinde Âlemde her şeyin yerinde Olura olmaza dost deyüb gezme Bir ahdine bütün yâr olmayınca Yürü sofî yürü yolundan azma İlin gıybetine kuyular kazma Varub her dükkânda metâın çözme Yanında mürşidin var olmayınca Kalktı havalandı gönülün kuşu Kavga gıybet etmek kötünün işi Üstadın tanımaz bunda her kişi Anın kim mürşidi er olmayınca Varub bir kötüye sen olma nöker Çerhine değer de dolunu döker Ne Hudâ’dan korkar ne hicap çeker Bir kötüde nâmus âr olmayınca Şah Hatâyî’m edem bu sırrı beyan Kâmil midir câhil sözüne uyan Bir başdan ağlamak ömredir ziyan İki başdan muhib Yâr olmayınca Gele gönül hoş görelim bu demi Bu da böyle kalmaya bir gün ola Kişi çekmek gerek gussayı gamı Hak’tan gelür her ne gelse bir kula Er odur i’tikad ede pîrine Nazar ede evvel ü âhırına Elbet yok kadimdir ilter yerine Sana kim neylerse salagör yola Biz de biliriz ki dostu kardeşi Bulamadım bir kara gün yoldaşı Dost geçinüb yüze gülen kallaşı Bahâsıdır satmak gerek bir pula Her kişi bir hayâl ile eğlenür Dâim anın gönlünde ol eğlenür Böyle olur seydiğim gâh ağlanur Kimi gördük kıyâmete dek güle Kârun’u gör bunadı ya buldukça İnandı felek yüzüne güldükçe Sen iyilik et durma elden geldikçe Dediler Halk bilmezse Hâlik bile Gerçek olan kişi dosttan ayrılmaz Değme kişide hakîkat bulunmaz Sen seni satsan yedirsen bilinmez Bu zamanda kimse yaramaz ile Hatâyî dünyânın ötesi fâni Bizden evvel bunda gelenler kani Sanma dâim şad yürüye düşmeni Bir gün olub nevbet ana da gele Bu yolun yolcusu olayım dersen Elde iki karpuz tutmalı değil Derviş olub şalvar giyeyim dersen Gâhi giyüb gâhi atmalı değil Lâden bahçesinde gonca gül olmaz Kâmil ile yoldaş olan yorulmaz İki mahlûk vardır Hak’ka kul olmaz Mağrurluk gibirlik etmeli değil Mağrurlar orada olurlar yalan Kibr imiş yorulub yollarda kalan Eğer yolcu isen köprüyü dolan Göz göre çamura batmalı değil Koyun kuzusuna nasıl meledi Öküzün kulağına kimler enedi Garib bülbül gül dalında tünedi Her çalı başında ötmeli değil Şah Hatâyî İmam Câfer muhbiri Hak’kın yârânıdır Veyselkarânî Hak’kın haznesinden gelen güheri Müşteri olmayana satmalı değil (From gazels (ghazals) in the syllable metre) Var imdi var imdi var senin olsun Bir karârı bütünyâr senin olsun Eğer havalanıp yüksek uçarsan Yerlerden yukarı gök senin olsun Mürvet deyüb alçaklara inersen Bu yeter başına yer senin olsun Eğer bülbük olub dalda ötersen Üşte bağçe bağban bağ senin olsun Eğer sarraf olub cevher satarsan Üşte çarşu pazar şar senin olsun Özün Hak’ka tapşır sultan Hatâyî Üşte kara toprak sar senin olsun
  2. The Dahnâmah, which was composed in 1506 in the mathnavi style, and in the hazadj metre. The subject of this poem is the exchange of ten letters between the lover and the beloved, which ultimately leads to their union. It concludes a number of ghazals in the same metre. This Dahnâmah belongs to a literary genre which was very popular in the Persian and Turkish literatures of the 14th and 15th centuries.-Sıfât-ı gülşen-i bahar – Kış gitti yine bahâr geldi Gül bitti vü lâlezâr geldi Kuşlar kamusu figane düştü Aşk oldu yine bu câne düştü Yer geydi kaba-yi Hızr pûşan Cümle dile geldi leb hamûşan
Bibliography
Allouche, Adel, The Origins and Development of the Ottoman-Safavid Conflict (906-962 / 1500-1555). Berlin, 1983. Ergun, Sadrettin Nüzhet, Hatayî Divanı Şah İsmail-i Safevi, Hayatı ve nefesleri, Istanbul; Istanbul Maarif Kitaphanesi, MCMLVI (1956). Ervavı, H. Mustafa, “Safavi Hanedanı”, Türkler, vol.6, 882-892, Ankara, 2002. Hunt for Paradise, Court Arts of Safavid Iran 1501-1576 (exhibition catalogue), Jon Thompson and Sheila R. Canby (ed.), Milano, 2003. The Encyclopaedia of Islam, New Edition, vol. IV.:186-188, Lieden: E. J. Brill,1978.
http://www.turkishculture.org/literature/literature/poetry/shah-ismail-745.htm
submitted by stillongrindr to azerbaijan [link] [comments]


2020.06.15 13:48 karanotlar Vebayı Camus'nün felsefesiyle alt etmek

YİĞİT BENER
Albert Camus’nün Veba’sı, hem salgınla mücadeleyi hem de alegorik olarak faşizme karşı direnişi odağına alan çok katmanlı bir roman: Farklı bir gözle yeniden okunmayı denemeli…
Corona günlerinde tüm dünyada en çok okunan ve yorumlanan kitaplardan biri kuşkusuz Albert Camus’nün 1947 tarihinde yayımlanan romanı Veba.
Türkçede ilk kez geçtiğimiz Nisan ayında Artı Gerçek’te yayımlanan ve Camus’nün muhtemelen 1941’de – yani Veba’nın yayımlanmasından altı yıl önce- yazdığı Vebayla Boğuşan Hekimlere Tavsiyeler adlı metin, Veba’nın yeniden okunmasına zenginlik katacak birkaç kilit cümle içeriyor.
Bunlardan ilki, böyle bir dönemde kimsenin paçayı sıyıramayacağını, fildişi kulesine çekilemeyeceğini vurgulayan bir uyarı: “Vebanın hüküm sürdüğü bir ülkede hiç kimse hastalık bulaşmış bir nesneye dokunmadan edemez.”
Asıl püf noktası ise, ölümle baş etmenin önemi vurgulayan paragrafın ardından gelen şu cümle: “Size bir felsefe lazım.”
Başka bir deyişle, Camus bu mücadelede tıbbi bilginin, ilaçların, hekimlerin gayretinin tek başına yeterli olmayacağını düşünerek bir genel çerçeve, bir “mücadele felsefesi” öneriyor ve bu felsefenin ana hatlarını şu cümlelerde özetliyor:
“Her şeyden önce, asla korkmamalısınız. (…) Netice itibariyle korku insanı hastalığın etkisine açık hale getirir.” “Bu hastalığa veba adı verildiğinden bu yana hep olduğu üzere insanların sinek gibi ölmelerine asla, ama asla alışmamalısınız”. “Diğerlerini tedavi etmeyi reddedenlerin yapayalnız, kendini feda edenlerin ise topluca öldüğü; doyumun doğal sonucuna eremediği; liyakatin düzeninin bozulduğu; mezarlıkların dibinde dans edilen; hastalık bulaştırmamak için sevgilinizi kendinizden uzaklaştırdığınız; cinayet suçunun asla cani tarafından üstlenilmediği ve bir korku anının şaşkınlığında tayin ettiğimiz günah keçisi bir hayvana yüklendiği bu korkunç kargaşaya yönelik isyanınız asla dinmeyecek”. “En kadim ayinler kadar köhne olan dinin hizmetine girmeyeceksiniz. (…) Velev ki o din bize gökten inmiş olsun, o zaman da göğün adil davranmadığını söyleriz.” “Gün gelecek, herkesin korkusunun ve acısının sizde uyandırdığı tiksintiyi haykırmak isteyeceksiniz. İşte o gün, benim size önerebileceğim çareler de tükenmiş olacak…”
Yazarın birçok söyleşisinde açıkça belirttiği gibi, Veba dar anlamda salgınla mücadeleyi ele alan bir roman değil, aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı dönemine denk düşen yazım sürecine damgasını vuran faşizme karşı direnişin bir alegorisi. (dolayısıyla faşizme karşı mücadelede de militan gücün, eylemlerin, silahların yetmeyeceğini, bir felsefe gerektiğini düşünüyor)
Veba’nın güncelliğinin katmerli olmasını sağlayan, romanın bu çoğul katmanlı yapısı olsa gerek.
Bu da bize Veba’yı iki ayrı ana eksende ele almaya götürüyor. İlki, romanın hemen tüm salgın/afet/savaş/toplu felaket anlatılarına ortak olan yönleriyle, ikincisi Camus’nün özgün katkısı olan felsefesi ışığında. Bu ikinci eksende bundan belki bir ölçüde bağımsız olarak yine Camus’ye özgü yan açılımlara ayrıca değinebiliriz.
Camus, romanın “bireysel anlatı”yla “kolektif anlatı” şeklinde ayrıştırabileceğimiz ikili bir anlatım tekniğine sahip olduğunu açıklıyor bir söyleşisinde.
Bunun da roman içindeki beş ayrı bölüme denk düştüğünü belirtiyor: hastalık öncesi bireysel yaşam (bireysel anlatı); ilk hastalık belirtilerinin ortaya çıkmasıyla bireyle toplumsalın yollarının kesişmesi (bireysel ve kolektif anlatı); hastalık sürece tam hâkim olduğu andan itibaren her şeyin iç içe geçip bir “alaşıma” dönüşmesi (salt kolektif anlatı); hastalığın gerilemesiyle bireyle toplumsalın yeniden ayrışmaya başlaması (bireysel ve kolektif anlatı); sonrasında yeniden bireyselin öne çıkması (bireysel anlatı).
YAS SÜRECİ
Bir farklı yaklaşım, romanı, salgının kesinleşmesi ve kentin karantinaya alınmasıyla başlayan bir yas sürecinin (yani olağan yaşamın sona ermesinin yasının) aşamalarına koşut olarak ele almak olabilir.
Aslında Covid salgını dahil birçok toplumsal felakette ve bunları konu alan roman ve filmlerde bu aşamaların (inkâr, öfke, pazarlık, çöküntü, kabullenme) izini sürmek mümkün.
Şok / İnkâr / İnanamamak
“Vebalar da savaşlar da insanı hazırlıksız yakalarlar.”
Yazar, salgınla savaşlar arasında bir benzetmeye giderek, kendi başına gelmedikçe insanların felaketlerin gerçekten mümkün olduğuna inanmakta güçlük çektiklerini vurguluyor:
“Bundan böyle yurttaşlarımız bir şeyin farkına varıyorlardı: küçük kentimizin farelerin güneşte ölmesi ve kapıcıların tuhaf hastalıklardan yaşamlarını yitirmesi için belirlenmiş bir yer olabileceği asla düşünmemişlerdi”. (…) “Bir savaş patladığında insanlar, ‘Uzun sürmez bu, çok aptalca’ derler. Ve kuşkusuz bir savaş çok aptalcadır, ancak bu onun uzun sürmesini engellemez. Budalalık hep direnir.”
Bu aşamada insanlar ne kadar kırılgan olduklarını idrak ediyorlar. Tıpkı kentin kapıları kapanınca, uzun süreli bir ayrılığa hazır olmayan eşlerin, sevgililerin, aile fertlerinin bir anda -vedalaşma fırsatı dahi bulamadan- ayrı düşmeleri örneğinde olduğu gibi.
Öfke
Hastalık gerçeği artık inkâr edilemez şekilde kendini dayattığında, şaşkınlık ve inkâr yerini öfkeye ve bu öfkenin yönelebileceği bir sorumlu arayışına bırakıyor: Hastalığın ortaya çıkmasına neden olan bir günah keçisi ve/veya bu süreci iyi yönetemediği için yaşanan sıkıntılara yol açmakla suçlanacak idari bir sorumlu.
Romanda bunun tipik örneği, apartmanda fare ölülerinin çoğalmasına karşın inatla “bizde fare yok, dışarıdan birileri getirmiş besbelli” diyen kapıcının yaklaşımıdır.
Zaten salgınlarda “olağan suçlu” konumundaki belirli azınlıkların (örneğin Yahudilerin, Çingenelerin, “cadıların”, vb) ya da kırılgan başka toplumsal kesimlerin hastalığın yaygınlaşmasından sorumlu tutulması ve nefret nesnesine dönüşmesi sık rastlanan bir olgu değil midir? AİDS salgınında eşcinseller, Sars salgınında topluca katledilen Misk kedileri, Covid salgınında da “olur olmaz şeyler yeme alışkanlıkları nedeniyle” Çinliler…
Camus bu tür durumlarda söylentilerin, kehanetlerin ve komplo teorilerinin çok rağbet gördüklerini hatırlatıyor, tüm kehanetlerin ortak yönünün rahatlatıcı özellikleri olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Bir tek veba rahatlatıcı değildi!” Bu batıl inançların din yerine geçtiğini de ayrıca vurguluyor.
Günümüzde sosyal medya bu söylentilerin katmerli olarak ve daha hızlı yayılmasına da hizmet ediyor. Ancak geçmişte kulaktan kulağa yayılarak koca bir kenti bir anda yangın yerine çevirme potansiyelini taşıyan söylentilerin yarattığı tehlikeli durumdan farklı olarak, sosyal medyada kontrol ve denge mekanizmaları da var: Bu tür süreçlerde Teyit gibi sanal yayın organlarının ve onun bir türevi olan Covid-19 Postası’nın sağduyu katkılarının değeri gerçekten paha biçilmez.
Pazarlık
Romanda çeşitli örnekleri verilen üç tarz davranış ön planda: Alınan sert önlemlerin yumuşatılmasını talep edenler, en azından başkaları için değilse de “kendileri” için böyle bir talebi öne sürenler; hastalığın gerçek boyutlarını sorgulayanlar, örneğin ölü sayısının “abartıldığı kadar” çok olup olmadığını tartışmaya açanlar, bunun neye denk düştüğüne kuşkuyla bakanlar; bir de romandaki gazeteci Rambert gibi bireysel çözüm arayışına girerek kuralların dışına çıkmaya, kaçmaya çalışanlar.
Çöküntü / Acı / Hüzün
Camus, insanların belli bir aşamadan sonra manevi bir çöküntüye girdiklerini ve “veba düzlemine” geçtiklerini anlatıyor romanında. Vebanın düzlemi “vasat, monoton, renksiz bir yinelemeden” ibaret olduğu için insanların da sıradanlaştıklarını aktarıyor: “Kimsede yüce duygular kalmamıştı” saptamasını yapıyor.
Ayrıca herkesin kendi içine kapandığını, birbirlerinin duygularını anlamaz hale geldiklerini ve kimsenin kimseye yararı kalmadığını anımsatıyor.
Ölümün olağanlaşması oranında büyüklük, aşkınlık duygularının da yitirildiğinin, her şeyin basit bir hayatta kalma yarışına döndüğünün altını çiziyor.
Dostlukların, özellikle de aşkların anlamını, değerini yitirdiğini uzun uzun betimliyor. “Aşk var olmak için kendine bir gelecek hayal etmelidir oysa bizde sadece uçucu anlar kalmıştı” diye belirtiyor.
Yazar, vebanın değer yargılarını da sildiğini ekliyor. Kimsenin artık yediğinin, içtiğinin, üst başının kalitesine aldırış etmez hale geldiğini, “her şeyi toptan, olduğu gibi kabul etmeye” başladığını gözlemliyor.
Covid salgınında paradoksal olarak bu süreç örneğin AVM’leri kentin yeni “agorası” haline getiren bir yaşam tarzından AVM’lerin kapalı olduğu bir yaşama geçişte buna pekâlâ alışılabildiğinin saptanmasına, yani kapitalizmin dayattığı tüketim toplumu modelinin insanın gerçek ihtiyaçlarını karşılamaktan ne kadar uzak olduğunun kısmen de olsa sorgulanmasına olanak sağladı. Bunu da sosyal medyanın yaşanan bireysel deneyleri bir ölçüde paylaşama, birlikte yorumlama fırsatı sunmasına bağlayabiliriz ola ki.
Kabullenme
“Yurttaşlarımız yola gelmişti, uyum sağlamışlardı, öyle denir ya, çünkü başka türlü yapacak bir şey yoktu”.
Hastalıkla yaşamak zorunda kalınması gerçeğinin toplum tarafından kabullenildiğini, romanda uzun betimlemelerle aktarılan cenazelerin kaldırılışındaki evrimde izlemek mümkün: Önce sadece yakınların katılımıyla dini törensiz ama mezarlıktan kaldırılan cenazeler, ölü sayısının artmasıyla artık sadece görevlilerin eliyle ve alelacele, özel olarak açılmış kireç dolu çukurlara topluca atılıveriyor ya da yakılıyor.
Cenaze töreni başlı başına yas sürecinin önemli bir unsuru olduğu için aileler, başlarda nispeten daha gelişkin törenleri bile yetersiz bulup isyan ederken, salgın kente iyice çöreklendiğinde artık cesetlerin “tıbbi atık” muamelesi görerek kaşla göz arasında yok edilmesini dahi olağan karşılar hale geliyorlar.
O kadar ki, yazar bu süreci anlatırken kara mizaha bile başvurmaktan çekinmiyor: “(...) Çok iyi bir örgütlenmeydi bu ve vali memnun kaldı. Hatta Rieux’ye bunun eski vebaları anlatan tarih kitaplarında karşılaştığı Zencilerin ölüleri taşıdığı el arabalarından daha iyi bir şey olduğunu söyledi”. Hak veriyor Rieux: “Aynı türden gömme işlemi bu, ama biz fişler hazırlıyoruz. Tartışmasız bir ilerleme var.”
MÜCADELE FELSEFESİ
Toplu felaketin ve bunun insanlar üzerindeki etkilerinin betimlenmesi hem birçok başka yazarın benzer içerikli kitaplarda anlattıklarıyla hem de mevcut pandemi sırasında dünyanın dört bir köşesinde yaşananlarla büyük ölçüde örtüşüyor.
Camus’nün asıl özgün katkısını, hastalıkla mücadele sürecinde roman kişileri (özellikle Dr Rieux, yer yer Tarrou) aracılığıyla ortaya koyduğu genel felsefi yaklaşımda aramak gerek.
Hastalık toplumda zaten var olan sorunları, dengesizlikleri, hastalıklı yapıyı ortaya çıkarıyor; eşitsizlikleri körüklüyor.
Bunu romanın başlarındaki anlatımda, varlıklarından haberdar dahi olunmayan binlerce lağım faresinin birden ve topluca yüzeye çıkmaları alegorisinde ya da romanın değişik bölümlerinde betimlenen toplumsal eşitsizliklerde, karantina döneminde bunların yol açtığı sorunlarda, çatışmalarda görmek mümkün.
“Veba işini görürken çok etkili bir tarafsızlık sergilediği için bir eşitlik duygusuna yol açmalıydı, oysa bencilliklerin doğal işleyişi nedeniyle tam tersine, insanlar adaletsizliği yüreklerinde çok daha keskin biçimde hissediyorlardı.”
İnsanlıktan çıkma riskine karşı uyarı
Yazar, ölümlere ve hastalığa salt istatistiki bir bakışla yaklaşılmasına isyan ediyor ve insanlığından arındırılmış bir ölünün basit bir rakama dönüştüğünü vurguluyor. (“üç, beş, on, yüz terörist etkisiz hale getirildi” ya da “üç, beş, on, yüz şehit verildi” söyleminde olduğu gibi)
Hatta roman kahramanının zihninde, insanları ölüm gerçekliği ile yüzleştirmek için şaşırtıcı bir yöntem bile düşlüyor: “Madem insanlar ölümün gerçek anlamını ancak birinin cesedini gözle görünce anlıyorlar, o zaman bunu gözlerine sokmalı. Beş büyük sinemadan aynı anda çıkacak on bin kişiyi kent meydanında öldürmeli ki toplu cesetleri görünce herkesin kafasına dank etsin! Öyle olunca bu isimsiz yığının gerçek insanlardan oluştuğu, bir yüzleri olduğu anlaşılır…”
Başka bir deyişle, insanların sinek gibi ölmelerine asla alışmamak gerek! Dr. Rieux bu düşünceyi şöyle vurguluyor: “Felakete alışmak, felaketin kendisinden bile beterdir.”
Boyun eğmemek ve dine başkaldırı
Romanın kilit öneme sahip kişilerinden biri de “herkesin saygı duyduğu” papaz Panneloux.
“Becerikli bir hatip” olarak sunulan Panneloux’nun vaazı, yazara dinle hesaplaşma fırsatı veriyor. O andan itibaren salgının ortasında sivrilen iki temel ama zıt karakter olarak ortaya çıkan hekim Rieux ve rahip Panneloux’nun farklı bölümlere dağılan felsefi tartışmaları, bir yönüyle klasik din/ateizm/laiklik sorunsalının iki ayrı düzlemine denk düşüyor.
Daha soyut düzlemdeki tartışmada roman karakteri Rieux’yü (ve aslında belli ki yazar Camus’yü) isyan ettiren en önemli ahlaki mesele, dinin “tanrının yolundan uzaklaşmak” ve “günahkâr” olmakla suçladığı felaketzedeleri başlarına gelenden sorumlu tutuyor olması.
Panneloux’nun romanda tüm bir bölüme yayılan ve kutsal kitaptan, dini efsanelerden referanslarla süslü vaazı, dinci zihin dünyasını neredeyse karikatür düzeyinde ayrıntılarla betimliyor ve bu zihniyeti “Kardeşlerim, felaketin içindesiniz, kardeşlerim bunu hak ettiniz” sözleriyle billurlaştırıyor.
Vaazın içeriği okura zaman zaman “bu kadarı da olmaz” dedirttiği için bu bölümde bir Fransız aydını olan yazarın “laikçi/aydınlanmacı” hezeyanlara kapıldığını düşünmek mümkün. Gel gör ki Covid salgınında medyada rastladığımız benzer içerikleri suçlamalar, örneğin en yetkili dini otoritenin eşcinselleri hastalıkların yayılmasından sorumlu tutması yazarın pek de abartmadığını göstermiyor mu? Herkesi etkileyen toplumsal felâketler karşısında çaresiz kalan insanlarda ilahi adaleti bile sorgulama, hatta kendilerini korumayan Tanrılarına isyan etme eğilimleri belirlediği için, dini otoriteler söylemi sertleştirme ve Tanrının gazabı tehdidiyle korku salarak cemaati yeniden hizaya sokma ihtiyaç duyuyor belli ki.
İşler kötüleştikçe sertleşen bu dini söyleme kendi coğrafyamızda yıllardır maruz kalmıyor muyuz? (1999 Körfez depremi sonrasında sallanan “7.4 yetmedi mi?” pankartını unutmak ne mümkün!) Panneloux’nun sert sözleriyle bizim yöredeki dinci söylemin arasındaki temel fark, bizdeki suçlayıcı cümlenin romandaki kadar kapsayıcı olmayışıdır, yani “kardeşlerim” hitabından yoksun oluşudur. Bizde bu tarz bir dinciliğin sözcüleri aynı içeriği daima ötekileştirerek dile getirmeyi, doğrudan hedef gösteren bir nefret söylemine çevirmeyi tercih ediyorlar. (günahkâr olan daima “öteki”, cemaat dışı)
Bu zihniyet farkının bir başka örneği, romanda masum olduğu varsayılan bir çocuğun ayrıntılı ve sarsıcı bir biçimde betimlenen ölümünün rahip Panneloux’nun bile ilahi adalete inancını derinden sarsmasıdır. Bu anlamda Panneloux karakteri, örneğin Umberto Eco’nun Gül’ün Adı romanında betimlediği engizisyon sözcüsünden oldukça farklı, vicdan sahibi bir din adamı. Bizim coğrafyamızın dinci söylemi engizisyon dönemi söyleminin şiddetine daha yakın duruyor: Bu akımların sözcüleri benzer vakalarda “masum çocukların” ölümünün bile aslında “ebeveynlerinin günahının kefareti” olduğunu savunarak “günahkârları” toptan, aile boyu “cezalandırmaktan” yana tavır almıyorlar mı? Ne de olsa bizim yörelerde kan davaları bireyselden çok kavim ya da aile boyu hesaplaşmalarla yürütülüyor, cadılar teker teker değil topluca yakılıyor, günahkâr semtler, hatta koca kentler toptan yıkılıyor…
Panneloux ise, sonunda kendi de hastalandığında, tutarlı olmak adına hekimden yardım istemeyerek kendini Tanrının merhametine terk etmeyi yeğler… ve ölür.
Tanrıya karşı işlendiği varsayılan suçların faturasının bu kadar gaddarca kesilmesi Dr Rieux’yü “ilahi adalete” ve böylesi bir dini inanca karşı isyan ettirse bile, aslında yazar da insanları başlarına gelenden kısmen sorumlu tutmaktadır: Onun gözünde de adaletten ve akılcılıktan yoksun toplumsal düzen ve onun çıkarcı yönetim biçimi salgının etkilerinin bu derece yıkıcı olmasından doğrudan sorumludur.
Hatta bunun da ötesinde, insanlar kişisel yaşamlarında yaptıkları hatalardan ve birbirlerine karşı işledikleri bireysel suçlardan ötürü de suçlu ve sorumludur. Bunu en net biçimde romanın sonlarına doğru geçmişte kalan militan yaşamındaki hatalarını Dr Rieux’ye itiraf ederek adeta “günah çıkaran” Tarrou karakteri ifade eder: “Ben zaten buraya gelmeden de vebalıydım, insanlara veba bulaştırmamak için onlardan uzak durmaya karar vermiştim”.
Günümüzde de benzer şekilde, bu akıl dışı düzeni yarattığımız (ya da yeterince itiraz etmediğimiz) için hastalığı manevi olarak hak ettiğimize dair suçlayıcı bir söyleme rastlıyoruz. Ayrıca, doğayı tahrip ederek salgından bizzat sorumlu olduğumuzu vurgulayan bir söylem de sıklıkla karşımıza çıkıyor.
Öte yandan, kapitalist düzenin yarattığı çevre felaketleri ve bunların doğa üzerindeki yıkıcı etkileri, bunların da sonunda dönüp insanlara da büyük zararlar verdiği malum. Covid salgınında da bu süreci izlemek mümkün. Öte yandan, insanlar doğaya bu kapsamda zarar vermeden binlerce yıl önce de canlıları etkileyen ölümcül salgınlar yok muydu?
Doğanın düzeni bozulduğunda bunun dar anlamda biyolojik ve maddi açıdan fiili sonuçlarının olacağını belirtmek gerek elbette. Ancak bunun bir adım ötesinde geçerek doğanın bizleri “cezalandırdığını” iddia etmek ne derece mümkün? Doğa manevi bir düşünce yapısına, vicdani bir güdüye, yani “insanları yanlış davranışlarından ötürü cezalandırma” amacına sahip olabilir mi gerçekten? Böyle düşünürsek, Doğayı Tanrı düşüncesine ikame etmiş, yani bu sefer de “doğa temelli” yeni bir mistisizm üretmiş olmaz mıyız?
Romandaki dinle hesaplaşmanın daha ikna edici boyutu, soyut tartışmalardan çok, işin asıl pratik/pragmatik düzleminde ortaya çıkıyor. Camus’nün her şeyin Tanrı’nın iradesi olduğunu ve buna karşı çıkılamayacağını kabullenmeyi reddetmesinin daha temel ve pragmatik nedeni, böyle bir ön-kabulün salgınla mücadeleyi imkânsız hale getirmesi endişesidir.
Bu yaklaşımın şu cümlede billurlaştığını söyleyebiliriz: “Dr Rieux eğer mutlak güçte bir Tanrı’ya inansaydı, insanları iyileştirmeyi sürdürmez, bu görevi ona bırakırdı”.
Oysa Rieux bir hekimdir ve onun işi, görevi, her koşulda mesleğini yapmaktır. Onun, “mücadele etmekten başka seçeneği” yoktur. Camus için bu hem bireysel, varoluşsal bir tercihtir hem de ölüme teslim olmak dışındaki tek seçenektir.
Başka bir deyişle, “Tanrının var olup olmamasının” ve bu ilahi düzenin gerçekten “adaletli olup olmamasının” ya da “insanların başlarına gelen felaketi hak edip etmemelerinin” çok ötesinde, asıl mesele şudur: Salgınla, toplumsal felaketlerle, savaşla karşılaştığınızda, işi Tanrı’ya havale ederek duayla yetinmek, insanları yok edecek olan bu afete teslim olmakla eşdeğerdir.
Mücadeleden başka çare yok!
Dolayısıyla Camus’nün mücadele felsefesi bir yönüyle çok sadedir: “O sıralar kentimizde türeyen birçok yeni ahlakçı hiçbir şeyin işe yaramayacağını ve diz çökmek gerektiğini söylüyorlardı. Oysa şu ya da bu biçimde savaşmak ve diz çökmemek gerekiyordu. Tüm sorun ölü sayısını olabildiğince aza indirmek ve ayrılıkların sonsuza dek sürmesini engellemekti. Bunun için de tek bir yol vardı, vebayla savaşmak. Bu gerçek hoşa giden bir şey değildi, yalnızca tutarlıydı. Bununla birlikte getirdiği sefalet ve acıyı düşünürsek, vebaya boyun eğmek için deli, kör ya da korkak olmak gerekir”.
Sıradan insanların mücadelesi / işini yapmak / kahramana gerek yok
Camus’ye göre bu mücadele süper kahramanların, büyük şeflerin, dahi önderlerin, ulu kurtarıcıların değil, sıradan insanların işidir: “Anlatıcı yalnızca mantık çerçevesinde önemli gördüğü bir kahramanlığı ve iyi niyeti güzel sözlerle yüceltmeyecek”.
Nitekim Dr Rieux: “Tüm bunlarda kahramanlık diye bir şey söz konusu değil. Dürüstlük söz konusu. Bu gülünç gelebilecek bir düşünce, ama vebayla savaşmanın tek yolu dürüstlük” dediğinde, gazeteci Rambert ona “dürüstlük nedir?” diye sorar. Rieux’nün yanıtı da çok sadedir: “Bunun genelde ne olduğunu bilmiyorum. Ama benim durumumda mesleğimi yapmaktır”.
Zaten salgın tepe noktasına çıktığında sıradan insanlar gönüllü olarak mücadeleye katılırlar. Tarrou başı çeker, rahip Panneloux bile çabaya katkı verir. Başından beri hep kaçıp şehir dışına gitmeye çalışan gazeteci Rambert dahi “insan tek başına mutlu olmaktan da utanabilir” diyerek tam kaçabileceği gün kalmaya ve mücadeleye katılmaya karar verir.
Bunun iyi bir şey olduğunu kabul eden romanın anlatıcısı, “ama öğretmen iki kere ikinin dört ettiğini öğretiyor diye tebrik edilmez. Belki bu mesleği seçti diye tebrik edilir. Biz de Tarrou ve ötekilerinin, iki kere ikinin başka bir şey değil de dört ettiğini gösterdikleri için saygıya değer olduklarını belirtelim, ancak bu iyi niyetin öğretmenin iyi niyeti, öğretmenin yüreği gibi bir yürek taşıyan ve insanlık onuru uğruna sanılandan daha kalabalık gruplar halinde bir araya gelebilecek kişilerin iyi niyeti arasında ortak bir şey olduğunu da belirtelim; en azından anlatıcının inancı böyle”.
Anlatıcı zaten roman içinde aktardığı onca soruna, tanık olunan onca kötülüğe karşın, iyi insan sayısının kötülerden çok daha fazla olduğunu sürekli vurgular: “İnsanların çoğu kötü değil, iyiler daha çok…”
Anlatıcının -aslında yazarın- bu konudaki ısrarı çok temel bir ayrışmaya denk düşüyor aslında: Camus olağandışı meziyetlere sahip “ulu kurtarıcılara” tapınmaktan yana değildir; o nedenle sıradan insanların, milyonların mücadeleye verdikleri belirleyici ama “olağan” katkıların altını çizmeyi yeğler.
Oysa Nazilerin yenilgiye uğratılmasının ardından savaş sonrası yeni iktidarların belirleneceği bu geçiş dönemi, savaş galibi çeşitli siyasi güçler arasındaki güç paylaşımı ve iktidar savaşları dönemidir aynı zamanda. Güç devşirmenin bir yolu da savaş sırasındaki kahramanlık anlatılarının sunacağı meşruiyeti ve prestiji sömürmektir. Bir yandan De Gaulle mitleştirilirken, komünistler de “halkların babası” Stalin’i kahramanlaştırma çabasındadır.
Camus ise, örneğin ABD’nin Hiroşima ve Nagazaki’ye attığı atom bombalarını mahkûm eden nadir Batılı aydınlardan biridir. O bu eylemde “savaşı resmen sona erdiren” bir zafer değil, yüz binlerce insanı katleden bir barbarlık ve “insanlığı intiharını” görür.
Aynı şekilde Camus, sadece Nazilerin toplama kamplarını değil, Sovyetler Birliğindeki toplama kamplarını ve totaliter uygulamaları da mahkûm etmekten yanadır. Buna karşılık örneğin Sartre’ın başını çektiği aydınlar ise, yüceltilen Stalin’in yönetime, onun güdümündeki komünist partilere eleştirellikten arınmış bir destek vermekten yanadır.
YAN UNSURLAR
Ölüm cezası
Romanın sonlarına doğru, romandaki kilit kişilerden biri olan Tarrou, geçmiş yaşamıyla ilgili ayrıntıları Dr Rieux’ye anlatırken babasının savcı olduğuna da değinerek ölüm cezası karşıtı ayrıntılı savlar öne sürer.
Sanki romanın genel akışından kopukmuş izlenimi verebilen bu uzun ölüm cezası tartışmasını, “felsefi düzeyde ölüm kavramıyla hesaplaşan” bir romanda yer almasını çok da yadırgamamak gerek aslında.
Öte yandan, eğer romanın aynı zamanda bir faşizme karşı direniş alegorisi olduğunu düşünürsek, ölüm cezası konusunda savaş sonrası Fransa’da antifaşistler arası yaşanan tartışmalarla bağlantı kurmak da mümkündür.
Aydınların önemli bir kısmı bu dönemde “intikamcı” bir yaklaşım sergilemeyi yeğlemiştir. Bunun doğal bir uzantısı da “işbirlikçilerin” ve “hainlerin” kurşuna dizilmesidir.
Örneğin Sartre, hem savaş öncesinde hem de hatta savaş yılları sırasında bile saygısını ve hayranlığını eksik etmediği Céline’in “Almanlardan para aldığı için ırkçı görüşler savunduğunu” ileri süren bir makale yazar. Eğer o sıralar sürgünde olmasaydı, tek başına bu bile Céline’in de kuruşuna dizilmesi sonucunu doğurabilirdi.
Camus ise, ölüm cezasına çarptırılan ve Céline gibi ırkçı görüşlere sahip bir edebiyatçı olan Brasilliach’ın cezasının infaz edilmesini önlemeye çalışır, De Gaulle’e bu yönde bir mektup da yazar, ama başarısız olur.
Sürgün/Hapis
Yazar, karantina döneminde yaşananlarla sürgün ve hapiste yaşananlar arasında koşutluklar kurar: “Vebanın yurttaşlarımıza getirdiği ilk şey, sürgün oldu. O andan itibaren mahpus konuma geçmiştik bir bakıma ve geçmişimize indirgenmiştik. Bazılarımız her ne kadar gelecekte yaşama eğilimine sahip olsalar da bundan hızlıca vazgeçiyorlardı…” (…) “Böylece, tüm tutsakların ve sürgünlerin hiçbir işine yaramayacak bir bellekle yaşaması demek olan o derin acıyı duyuyorlardı. Durmadan düşündükleri o geçmişin de üzüntülü bir özlemden başka tadı yoktu.”
Zamanın akışı
Özellikle de zaman kavramının ele alınışında Veba’yla sürgünü ya da hapsi ele alan başka eserlerin anlatıları arasında bir dizi benzerlik, yakınlık bulmak mümkündür.
Örneğin romanın başlarında hastalığın ortaya çıkış süreci günlük temelde ele alınırken (”ilk fare”, “ilk hasta”, “ilk ölüm”, “karantinada ilk gün”, vb.) bir süre sonra zamanın akışı tamamen bulanıklaşır, hatta zamanın akışını bile hastalığın seyri belirlemeye başlar. Hastalık öncesi dönemi andıran bir zamansal devinim ancak mevsim dönüşlerinde gözlemlenebilir hale gelir.
Bellek
Salgın nedeniyle karantinaya alınmanın doğurduğu en önemli sonuçlarından biri, belleğin giderek bulanıklaşmasıdır. Romanda bu süreçler ayrıntılı olarak ele alınır: “Yaşadıkları şimdiki zamana karşı sabırsız, geçmişlerine düşman ve geleceği elinden alınmış olarak insan kaynaklı adaletin ya da nefretin parmaklıklar arkasında yaşamaya mahkûm ettiği kişilere benziyorduk biz de.”
Bu bulanıklaşma sonucu hem kapanma öncesi “normal” hayatın ve o andan beri görülemeyen yakınların yüzleri giderek bellekten silinmeye başlar hem de şimdiki zaman anlamını yitirir ve gelecek tasarımının ortadan kalkmasıyla tüm bir yaşam tarzı uçup gider.
Tanıklık
Yazar işte bu nedenle kendi işlevini de yaşananlara tanıklık etmek olarak belirler: “[Anlatıcı] niçin araya girdiğini açıklamak ve tarafsız tanık üslubunu seçmeye özen göstermesinin anlaşılması istiyor. Ama bunu uygun, ölçülü bir tutumla yapmak istemiştir. Genel olarak gördüklerinden fazlasını anlatmamaya, veba dostlarına, gerçekte sahip olmayacakları düşünceleri yakıştırmamaya ve yalnızca rastlantı ya da kötü talihin kendisine sunduğu metinleri kullanmaya özen göstermiştir”.
Hatta anlatıcı bir aşamada “sanatın sağladığı imkanları da kullanmadığını” belirterek, romanın dilinin ve anlatımının fazla “düz” olduğunu yönünde sonradan yöneltilecek kimi eleştirileri peşinen boşa çıkartmıştır: Yazar Camus’nün bu roman için seçtiği anlatım tarzı ve seçilen dilin sadeliği kasıtlıdır: Anlatıcının [yazarın] derdi kendini öne çıkarmak, kahramanlaştırmak değil, “herkes adına konuşmaktı”.
“Dürüst bir yüreğin kurallarına uygun olarak, isteyerek kurbanın tarafını tutmuş ve insanları, aynı kenti paylaştığı insanları, yalnızca aşk, acı, sürgün gibi ortak inançları çevresinde birleştirmek istemiştir. İşte böylece, tek bir acı yoktur kentlilerce paylaşmasın, ya da tek bir durum yoktur kendisi de sahiplenmesin. (…) Sadık bir tanık olmak için özellikle olayları, belgeleri ve söylentileri aktarmalıydı. Ama kişisel olarak kendi söyleyeceği, kendi bekleyişini, kendi geçirdiği sınavları dile getirmemeliydi”.
Kadınlar
Romana yöneltilebilecek önemli eleştirilerden biri, kadın karakterlerin silikliğidir: Romanda nice kadın vardır ama aslında yoktular… Kadın ya uzaklara gitmiş eştir ya uzaklarda kalmış sevgilidir ya da yanı baştaki sessiz, şefkatli, varlığını pek hissettirmeden hizmet eden annedir, başka bir değişle hiçbiri özne değildir.
Gerçi bu durum hem Camus’nün başka kitaplarında hem de dönemim birçok başka eserinde karşımıza çıktığı için ayrıca ele alınmayı hak etmektedir.
Araplar
Bir diğer önemli eksik özne de Araplardır. Hikâye Cezayir’in Oran kentinde yaşandığı halde romanda tek bir Arap karakter yoktur. Başka bir deyişle Araplar kendi ülkelerinde yan karakter dahi olamayacak kadar siliktir, ki bu da hele bugünden geriye dönüp bakıldığında sömürge gerçeğinin çarpıcı bir dışavurumudur.
Bunu vurgulayan ilginç bir cümle, hastalığa veba tanısı konma aşamasında iki hekim arasındaki bir sohbete yansıyan şu cümledir: “Hem sonra, bir meslektaşın dediği gibi: Olamaz bu, herkes Batı’da bunun ortadan yok olduğunu biliyor”.
Demek ki o dönemde Cezayir birçok Batılı aydın tarafından “Batı”nın bir parçası olarak algılanıyor. Belli ki “Batı” bir coğrafya değil, aslında bir “habitat”: Batılıların yaşadığı her yer “Batı”dır!
Romandaki bu çarpıcı eksiklik, Camus’nün Cezayir doğumlu olması, bir dönem Cezayir Komünist Partisinde militanlık yapması, sömürge sistemine açıkça karşı çıkmış bir aydın olması nedeniyle daha da tuhaftır.
Gerçi Camus birçok çevre tarafından Cezayir’in bağımsızlığını desteklemediği ve Cezayir Ulusal Kurtuluş Cephesi FLN’in sivilleri de hedef alan eylemlerine karşı çıktığı için çok eleştirilmiştir.
Öte yandan, Camus bağımsızlığı desteklememekle birlikte, sömürge sistemine son verilmesinden yana olduğunu her zaman açıkça belirtmiştir. Onun hayalini kurduğu sistem, bağımsızlığa gerek bırakmayacak şekilde eşitlik temelinde federal ya da özerklik türü yeni bir ortaklığa geçilmesiydi.
Camus’nün FLN’in sivilleri de hedef alınmasına karşı çıkması aslında Cezayir’e özgü değildi, daha genel anlamda “hedefe varmak için her yol mubah” anlayışına karşı çıkmasıyla alakalıydı.
Dolayısıyla, yazarın bu siyasi yaklaşımlarının doğruluğu yanlışlığı ayrı mesele, ama Veba’da bir Arap öznenin yer almayışını bu siyasi tartışmalara bağlamak pek doğru olmaz.
SONUÇ
Camus’nün Veba’yı yazarken bir yandan da bugün pandemi sırasında yaşayacaklarımızın bir kısmını neredeyse 80 yıl öncesinden görüp betimlemesi elbette hem onun dehasının hem de edebiyatın gücünün kanıtıdır.
Ancak Camus’nün asıl katkısı, toplumsal felaketlerle mücadele için bu romanda ortaya koyduğu felsefi yaklaşımdır.
Özetleyecek olursak: “İstesen de ‘bana ne’ diyemezsin/isyan edeceksin/ korkmayacaksın/insanların ölmesine razı olmayacaksın/gerekirse tanrıya bile karşı geleceksin/insanlık onuruna sahip çıkarak yılmadan mücadele edeceksin çünkü başka çaren yok/ama kendini de kahraman sanmayacaksın…”
Camus’ye göre edebiyatçıya düşen ise, bunu bir kahramanlık destanına dönüştürmeden mücadeleye tanıklık etmek, onu sonraki kuşaklara aktarmaktır.
Camus’nün bu romanda yaptığı tam da budur, anlatıcısı gibi o da: “Susanların arasında yer almamak, o vebalılardan yana tanıklık etmek, onlara yönelik adaletsizliği ve şiddete ilişkin en azından bir anı bırakmak ve felaketlerin ortasında neler öğrenildiğini, insanların içinde hor görülecek şeylerden çok, hayranlık duyulacak şeylerin bulunduğunu söylemek için burada son bulan anlatıyı kaleme almaya karar verdi.
Çünkü biliyordu ki insanlar kendilerini özgür sansalar da “felaketler oldukça kimse asla özgür olamayacak”; dolayısıyla tıpkı roman karakteri Rieux gibi o da “belki bir gün insanların bir mutsuzluk yaşaması ya da bir şeyler öğrenmesi için vebanın kendi farelerini uyandırıp mutlu bir kente ölmeye yollayabileceğinden haberi olmadığını biliyordu”.
İşte bunun için yazılışından onlarca yıl sonra yine ve yeniden okumak gerek Camus’nün romanını. Veba ya da Corona ya da başka kara vebalar, kılık değiştirmiş faşizmler geri gelecek: Hazırlıklı olmak gerek…
https://www.artigercek.com/yazarlayigit-benevebayi-camus-nun-felsefesiyle-alt-etmek
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.06.14 12:54 CashPasha Yok Yok Burda, Ne Ararsan Var Müzik Arşivi

Ağla — Özge Biroğlu - Ağla — Özge Biroğlu (3:47)
Ağlayacak — İlkan Günüç & Şiva - Ağlayacak — İlkan Günüç & Şiva (3:02)
Ah Ellerim Kırılaydı — Tuğçe Kandemir & Aysel Yakupoğlu - Ah Ellerim Kırılaydı — Tuğçe Kandemir & Aysel Yakupoğlu (1:12)
Ah Zaman — Derya Uluğ - Ah Zaman — Derya Uluğ (2:50)
Ahım Var — Tarık İster & Belma Şahin - Ahım Var — Tarık İster & Belma Şahin (3:05)
Ahmet Kaya — Kum Gibi - Ahmet Kaya — Kum Gibi (3:33)
Aila Rai & Nihad Melik & Dj Roshka — Turkish Mashup - Aila Rai & Nihad Melik & Dj Roshka — Turkish Mashup (3:35)
Aklım Gider Aklına — Can Yüce - Aklım Gider Aklına — Can Yüce (3:23)
Aklım Takıldı — Orhan Gencebay - Aklım Takıldı — Orhan Gencebay (4:15)
Alaaddin — VantaBlack - Alaaddin — VantaBlack (3:42)
Alain Delon — Ozan Doğulu & Sıla - Alain Delon — Ozan Doğulu & Sıla (3:52)
Aleni Aleni ── Volkan Konak - Aleni Aleni ── Volkan Konak (5:38)
Aleyna Dalveren — Karabiberim - Aleyna Dalveren — Karabiberim (3:50)
Ali Dayı — Çubuklu Yaşar - Ali Dayı — Çubuklu Yaşar (4:06)
Allah Allah — İbrahim Tatlises - Allah Allah — İbrahim Tatlises (3:42)
Allah Bilir — Esin Alp - Allah Bilir — Esin Alp (3:27)
Anlamıyosun — Gamze - Anlamıyosun — Gamze (4:05)
Anne — Pınar Süer & Heijan - Anne — Pınar Süer & Heijan (2:52)
As Bayrakları — Simge - As Bayrakları — Simge (3:08)
Aslı Güngör & Ferhat Göçer — Kalp Kalbe Karşı - Aslı Güngör & Ferhat Göçer — Kalp Kalbe Karşı (4:13)
Aşık Veysel & Çağrı Baki — Uzun İnce Bir Yoldayım - Aşık Veysel & Çağrı Baki — Uzun İnce Bir Yoldayım (3:28)
Aşk Layık Olanda Kalmalı — Irmak Arıcı - Aşk Layık Olanda Kalmalı — Irmak Arıcı (2:30)
Aşklarca — Elif Kaya - Aşklarca — Elif Kaya (3:45)
Ay Balam Gul Balam — Üzeyir Mehdizade & Sevcan Dalkiran - Ay Balam Gul Balam — Üzeyir Mehdizade & Sevcan Dalkiran (4:08)
AYA — Murda & Ezhel - AYA — Murda & Ezhel (3:16)
Ayça Aral — Aman - Ayça Aral — Aman (2:51)
Ayda — Alla Beni Pulla Beni - Ayda — Alla Beni Pulla Beni (3:10)
Aylin Aslım — Avare - Aylin Aslım — Avare (3:35)
Aysel Əlizadə — Yandırdın Qəlbimi - Aysel Əlizadə — Yandırdın Qəlbimi (3:23)
Aysel Yakupoğlu — Tarifi Zor - Aysel Yakupoğlu — Tarifi Zor (3:09)
Bahar Koçak — Alladı Pulladı - Bahar Koçak — Alladı Pulladı (3:22)
Bakta Gör — Orçun Karamuk - Bakta Gör — Orçun Karamuk (3:47)
Bana Bırak — Derya Ürkmez - Bana Bırak — Derya Ürkmez (3:30)
Banada Söyle — Ferdi Tayfur - Banada Söyle — Ferdi Tayfur (4:12)
Bangır Bangır — Gülşen - Bangır Bangır — Gülşen (3:52)
Banu Parlak — Aman - Banu Parlak — Aman (3:05)
Sarı Çizmeli Mehmet Ağa — Barış Manço - Sarı Çizmeli Mehmet Ağa — Barış Manço (2:43)
Bengü — Yaralı - Bengü — Yaralı (4:00)
Bergen — (Trap Remix) Elimde Duran Fotoğrafın - Bergen — (Trap Remix) Elimde Duran Fotoğrafın (2:17)
Bergen — Sen Affetsen Ben Affetmem - Bergen — Sen Affetsen Ben Affetmem (3:41)
Berrak Derin — Var Mısın - Berrak Derin — Var Mısın (4:10)
Bide Seviyom Dedi ── Aysel Yakupoğlu - Bide Seviyom Dedi ── Aysel Yakupoğlu (3:10)
Bilal Sonses — Yak - Bilal Sonses — Yak (3:48)
Bilir Mi — Feride Hilal Akın & Enbe Orkestrası - Bilir Mi — Feride Hilal Akın & Enbe Orkestrası (4:16)
Bilirkişi — Güliz Ayla - Bilirkişi — Güliz Ayla (3:00)
Billahi — Sitara - Billahi — Sitara (3:21)
Bin Arabama — Erci-E - Bin Arabama — Erci-E (4:01)
Bir Ayrılık Şarkısı — İbrahim Tatlıses - Bir Ayrılık Şarkısı — İbrahim Tatlıses (5:00)
Bir Hayli — Murat Dalkılıç - Bir Hayli — Murat Dalkılıç.mp3 (3:30)
Bir Naz Olmaz Ki — Aysun Kocatepe - Bir Naz Olmaz Ki — Aysun Kocatepe (4:19)
Bir Nefes — Aslı Hünel - Bir Nefes — Aslı Hünel (2:25)
Bir Şişe Şarap — Ankaralı Doğan - Bir Şişe Şarap — Ankaralı Doğan .mp3 (2:56)
Black Sheep — Ankaralı Yesim - Black Sheep — Ankaralı Yesim (4:24)
Bu Fasulye 7.5 lira — Ata Demirer - Bu Fasulye 7.5 lira — Ata Demirer (4:15)
Buldun Mu Yeri̇me Ki̇mseyi̇ Koydun Mu — DJ JANTİ - Buldun Mu Yeri̇me Ki̇mseyi̇ Koydun Mu — DJ JANTİ (4:34)
Bundan Böyle Yol Yok — Birsen Kavut - Bundan Böyle Yol Yok — Birsen Kavut (3:50)
Burcu Güneş & Yalçın Aşan — Gidiyorum - Burcu Güneş & Yalçın Aşan — Gidiyorum (4:38)
Büyük Soru — Suat Ateşdağlı & Gökçe Kırgız - Büyük Soru — Suat Ateşdağlı & Gökçe Kırgız (3:48)
Canan — Adam Olaydın - Canan — Adam Olaydın (2:46)
Canan — Əhməd Mustafayev - Canan — Əhməd Mustafayev (3:12)
Cem Belevi — Aç Kollarını - Cem Belevi — Aç Kollarını (3:23)
Cennetten Çiçek — Bilal Sonses - Cennetten Çiçek — Bilal Sonses (2:39)
Ceren Altun — İki Aşık - Ceren Altun — İki Aşık (3:15)
Cevapsız Çınlama — Aleyna Tilki & Emrah Karaduman - Cevapsız Çınlama — Aleyna Tilki & Emrah Karaduman (3:33)
Ciğerim Yanıyor — Nesrin Kopuz - Ciğerim Yanıyor — Nesrin Kopuz (3:53)
Cinare Melikzade — Bundan Öte - Cinare Melikzade — Bundan Öte (3:57)
Club & Gülü Soldurmam — Tuğçe Kandemir - Club & Gülü Soldurmam — Tuğçe Kandemir (3:52)
Club & Yanmadın Mı — Aysel Yakupoğlu - Club & Yanmadın Mı — Aysel Yakupoğlu (5:12)
Clup & Bir Daha Yak — Sura İskəndərli - Clup & Bir Daha Yak — Sura İskəndərli (3:48)
Çağla — Saz mı Caz mı - Çağla — Saz mı Caz mı (3:27)
Çağla & Emrah Karaduman — Ara Beni - Çağla & Emrah Karaduman — Ara Beni (3:12)
Çalgı Çengi — Elvan Dalton - Çalgı Çengi — Elvan Dalton (3:46)
Çalkala — Demet Akalın - Çalkala — Demet Akalın.mp3 (3:15)
Çare Gelmez — İbrahim Erkal - Çare Gelmez — İbrahim Erkal (3:36)
Çetin Ceviz — Ebru Polat - Çetin Ceviz — Ebru Polat .mp3 (3:25)
Çırpınırdı Karadeniz (Trap) — Azerin - Çırpınırdı Karadeniz (Trap) — Azerin.mp3 (3:27)
Çok Sevdim Yalan Oldu — Fatih Bulut - Çok Sevdim Yalan Oldu — Fatih Bulut (4:00)
Çok Tatlısın — Serap Sapaz - Çok Tatlısın — Serap Sapaz (3:47)
Çokta Deli Oynuyon — Ankaralı Yasemin - Çokta Deli Oynuyon — Ankaralı Yasemin (3:42)
Çöpcüler — Erkin Koray - Çöpcüler — Erkin Koray.mp3 (5:37)
Daha İyi — Hande Ünsal - Daha İyi — Hande Ünsal (3:00)
Dan Sonra — Sıla - Dan Sonra — Sıla (2:42)
Dandini Dandini — Nefes - Dandini Dandini — Nefes.mp3 (3:48)
Demet Aktaş — Sarıl Bana - Demet Aktaş — Sarıl Bana (3:03)
Deniz Toprak — Diz Dize - Deniz Toprak — Diz Dize (2:45)
Depresif Pollyanna — Alex - Depresif Pollyanna — Alex (3:58)
Dertler Derya Olmuş — Nesrin Kopuz
Derya — Yak
Derya Bedavacı & Bilal Sonses — Sende Kaldı Yüreğim
Derya Yıldırım ➖ Öyle Bir Yerdeyim Ki
Destur — Tuğba Yurt
Dibine Dibine — Ece Seçkin
Dilde — Macarena
Dilek Kavraal — Hakim Bey
Diriliş Ertuğrul — Jenerik Dizi Müziği
Dj Roshka & Nihat Melik & Aila Rai — Turkish Mashup 2
Dolanman — Amalia
Duman — Merve Özbey
Dur Ya Da Koş Bana — Taylan Kaya
Duy Sesimi — Ekin Uzunlar
Düz — Samida
Ebru Asnaz — Sarhoş Gibiyim
Ebru Yaşar — Ben Ne Yangınlar Gördüm
Ecemce — Şaşkın
Eh Baba — Murda
Eksik — Mustafa Ceceli & Elvan Günaydin
Eli Türkoğlu & Ainka & Telman Budagov — Turkish Mashup
Elimle — Serdar Ortaç
Elis Dubaz — Git İşine
Elmalıya Vurgunum Aman — Mine Geçili
Emanet — Yonca Lodi
Entarisi Ala Benziyor — Figen Genç
Erol Budan — Harabe Gönlüm
Esmerim Biçim Biçim — Karsu
Estarabim — Erkin Koray
Evlerinin Önü Boyalı Direk — Öykü & Berk
Farfara & Kesik Cayir — Dj Efsane
Faydası Yok — Nahide Babashli
Ferdi Tayfur — Bende Özledim
Feriğim — Bilal Hancı & Özkan Meydan
Fesuphanallah — Erkin Koray
Fırtına — Yeni Türkü
Galiba — Nigar Muharrem
Gamze Ökten — Turkish Mashup
Gece Gibi Gönlün — Irmak Arıcı
Gece Gölgenin Rahatına Bak — Çağatay Akman
Gelemem — Grogi & Khontkar
Geri Dönüş Olsa — Murat Boz
Gibi Gibiyim — Grup Gündoğarken
Gizli Aşk — Feride Hilal Akın & Hakan Tunçbilek
Gökçe Kırgız — Aşk Çiçeğim
Gökçe Kırgız — Padişah
Göknur — Kime Ne ⎸Exeis Ta Matia Pou Latrevo (Turkish & Greek)
Göksel — Günün Birinde
Gönlünü Gün Edeni — Mustafa Sandal
Görseydin Halimi — Ferdi Tayfur
Gururdan Gömlek — Aydın Kurtoğlu
Gülnur Gökçe — Çemberimde Gül Oya
Gülnur Gökçe — Yaktın Yandırdın Beni
Gülseren — Sinanay
Günah Benim — Mihriban Çınar
Günahkar — Aydan Ibrahimli
Güneş Doğmayacak — Ceylan
Güz — Enes İpek & Hala Asfoor
Hadi O Zaman — Nazan Öncel & Tarkan
Hadi Yine İyisin — Tayfun
Hande Ünsal — Daha İyi
Hangimiz Sevmedik — Müslüm Gürses
Hani Bekleyecektin — Sevda Özkaran
Hani Dünya Tatlısı — Yalçın Aşan & Dilek Acar
Hatıralar — Ferdi Tayfur
Havam Yerinde — Aleyna Dalveren
Hay Hay — Nazan Öncel & Tarkan
Hayır Olamaz — Seksendört
Hep Yek — Asuman Krause
Herşeyim Oldun — Ersan Er & Çağatay Akman
Hoşuna Mı Gidiyor — Ece Seçkin & Ozan Dogulu
Hulkar Abdullayeva — Misket
İbrahim Tatlıses — Dertler Derya Olmuş
İhanet — İlkan Günüç & Gizem Şensoy
İki Gözüm — Sezen Aksu
İki Melek — Bengü
İlle De Sen — Azer Bülbül
İlvanlım — Öykü & Berk - İlvanlım — Öykü & Berk.mp3 (3:21)
İrem Derici — Aşkımız Olay Olacak
İstiklal — Özgün
İstisnalar Kaideyi Bozmaz — Sagopa Kajmer
İşim Olmaz — Tarkan
Jonim Mani — Hulkar Abdullayeva
Kader — Murat Dalkılıç
KADR & Esra — Turkish Mashup
Kahraman Deniz — Uzak Gelecek
Kamuran Akkor — Ateşe Attın Beni
Kanaviçe — Burcu Furtun
Karanlık Dünyam — Elif Kaya
Karpuz — Ece Ronay
Kasaba — Murat Dalkılıç
Kâzım Koyuncu — İşte Gidiyorum
Kelle — Lal Sönmez
Kenan Adil — Göçmen Kızı
Khiva — Hulkar Abdullayeva
Kim Bu Gözlerindeki Yabancı — İbrahim Tatlıses
Kimbureyhan — Issız Duvarlar
Kime Bu İnat — Cansever
Kına — Berna Tan
Kiraz Dalı — Efe Güngör
Kolgen Qeder — Sevinch Mo'minova
Korkarum — Nesrin Kopuz
Korkma Söyle — Nesrin Kopuz
Köle — Aydın Kurtoğlu
Kulakların Çınlasın — Ömür Gedik & Yalçın Aşan
Kurban Düzgün — Salla
La Tes'alni|Enişte — Myriam Fares & Bendeniz
Leila — Reynmen
Leman Aliyeva — Nine Yarim Nine
Leyla Mecnun Aşk Görsün — Aysel Yakupoğlu
Leylo Zirave — Maral
Liki Liki O'yna | Shiki Shiki Baba — Mirjon Ashrapov & Elnur Valeh
Liman — Ayşegül Coşkun
Masge — Turkish Mashup
Mehtab Guitar — Atun Beni Denizlere
Mekanın Sahibi — Norm Ender
Melek & Ramina — MASHUP
Mevzum Derin — Irmak Arıcı
Meyhaneci — Lal Sönmez
Misafir — Simge
Miş Miş — Simge
Muhtelif Zamanlarda — Gülşen
Murat Boz — Kalamam Arkadaş
Murat Yaprak & Sevda Özkaran — Haram Geceler
Musa Eroğlu — Mihriban
Mustafa Sandal — Gidenlerden
Mutlu Ol Yeter — İbrahim Tatlıses
Müsadenle — Zehra
Nadide Sultan — Konyalım
Nadir Qafarzadə — Göndər
Nar Çiçeğim — Evir
Narin Yarim — Banu Parlak
Naz Dej — Ben Ne Yangınlar Gördüm
Nazlı Gülüm — Uğur Kavcı
Ne Bilsin Eller — Aysel Yakupoğlu
Ne Bu Neşe — Serdar Ortaç
Neden Dönmesin — Bergen
Nefis — Ayşe Özyılmazel
Nerdesin — Hande Ünsal - Nerdesin — Hande Ünsal (2:39)
Neslihan ── Yine Aylardan Kasım
Neşet Ertaş & Yasin Keleş — Gönül Dağı
Neyim Olacaktın — Bilal Sonses
Ninne Yarim (Evlerinin Önü Yonca) — Zamiq Memmedov
Niye — Sura İskəndərli
Nur Cennet — Yıkılsın Dünya
Oda Yanıyo Buda Yanıyo ── Ümit Özay
Oh Oh — Tuğba Yurt
Okyanus — Derya Uluğ
Olacak Olacak — Maral Ibragimova
Olan Var Olmayan Var — Beyza Durmaz
Olmaz Olmaz Bu İş Olamaz — Irmak Arıcı
Olmazsa Olmazımsın — Enbe Orkestrası & İlyas Yalçıntaş & Büsra Periz
On Numara — Aysu Baceoğlu
Ona Göre — Nigar Muharrem
Ona Söyle — Dilanur Şentürk
O'yna — Dilafruz Hayitmetova
Oyna Oyna — Hande Ünsal
Ozan Doğulu & Sezen Aksu — Gidiyorum
Ömrümün Geri Kalanı — Berkay
Öpücem — Simge
Öyle Sev — Güliz Ayla
Özgün — İstiklal
Özgür Ordulu Orka Orkestrası — Kime Ne
Pamuktan — Kalp Semanur
Pınar Süer — Sana Bir Şey Olmasın
Plevne — Mehter (Trap)
Poka Pok — Hulkar Abdullayeva
Qadasın Alaram — Shabnam Tovuzlu
Rafet El Roman & Derya ── Unuturum Elbet
Reynmen ── Derdim Olsun
Rüzgar Aldım — Sefa Topsakal
Sabahcı Kahvesi — Ferdi Tayfur
Sağı Solu Kes — Gazapizm
Sakin Ol — Tuğba Yurt
Sal Gitsin — Sagopa Kajmer
Sana Birşey Olmasın — Dilruba Yıldırım
Sana Vermezsem Kime Vereceğim — Melissa Boyner
Sanane Be — Ziynet Sali
Satmışım|Ya Alem Bel Hal — Myriam Fares & Bendeniz
Seda Tripkolic & Bilal Sonses — Sonu Gelmez
Seda Yiyin — Alışamadım
Selda Bağcan — Unutursun Mihribanım
Selim Gülgören — Cennet
Selim Gülgören & İmren — Gülün Soldu Mu
Sen Başkasın — Tarkan
Sen Bo'lmasang Boshqasi — Ozoda Nursaidova
Sen De Biliyorsun — Gamze Ökten
Sen Mutlu Ol — Ziynet Sali
Sende Sev — Müjde
Senden Başka — Göknur
Seni Sever Miydim — Hande Ünsal
Seni Severdim — Sura İskəndərli
Sevda Yelleri — Ferdi Tayfur
Sevgim Yılmaz — Bile Bile Yandı Yüreğim
Sevil Helvin — Dj Tayfun
Sevmek — Bergen
Shika Rika — Abadan Halmedova
SÓYDÜM SENI — Gozel Annamuhammedowa
Sultan Suleyman — Catwork Remix Engineers & Funda Oncu
SÜKSE & Orhan Sancak — Ne Na Na Na
Şarttır — Sinan Akçıl & Ferah Zeydan
Şımarık — Nilüfer Örer
Tabi Güzelim — Türkish & Greece
Tanrım — Ersan Er
Tanrim Nerden Sevdim — Ersan Er & Xumar Qedimova
Tapşini — Yegane
Tarık İster & Elif Buse Doğan — Telli Turnam
Tersine Tersine — Tuğçe Haşimoğlu
Tikla — İsmail YK
Tırlamışım — Alya Aslan
ToyBoks — Resul Abbasov & Xanim
Tövbe Tövbe — Elif Kaya
Tribin Olurum — Demet Telli & Gökhan Küpeli
Tuğçe Kandemir — Mağusa Limanı
Tupac & İbrahim Tatlıses & Wiz Khalifa & Eminem — Başı Belalım
Türkülerle Gömün Beni — Güler Duman
Tylla — Sen Olsan Bari
Unutamadım Adıni — Anıl Durmuş
Unutuverdim — İpek Demir
Uslanmıyor Bu — Zeynep Bastık
Uzaktan Kumandali — Herem
Vallah — Gunay İbrahimli
Vay — Sezen Aksu
Vay Aman — Leyla
Vazgeçtim — Sezen Aksu
Vermedin — Umut Timur
Vur Oynasin — Ankaralı Yasemin
Ya Ben Anlatamadum — Turan Şahin
Ya Sen Ya Hiç — Bendeniz
Ya Tutarsa — Gülşen
Yabancımıyım — Ferdi Tayfur
Yağmur Yağar İnceden — Ebrulimuharrem
Yak — Ahsen Almaz
Yakarım Romayı — Kenan Dogulu
Yalan — İbrahim Tatlıses
Yalelli (Mavili) — Grup Mecaz
Yalnızlar Şeheri — Nigar Muharrem
Yalvaramam — Pınar Aylin
Yandırdın Qəlbimi — Gozel Annamuhammedowa
Yanıyorum — Yasin Keleş & Neşet Ertaş
Yanmaz Ağzın — Funda
Yaparım Bilirsin — Ebru Gündeş
Yara — Bilal Sonses & Ziynet Sali
Yaradana Yalvartma — Ufuk Yıldırım
Yaram Derinden ── Sura İskəndərli
Yaren Doğan — Gel Hayalim
Yarim — Hasibe
Yarım Sevda — Enbe Orkestrası & Ezgi Ayçe
Yarınım Yok — Kaya Giray
Yasa Bana Be — Deniz Manyali & Salih Solist
Yasak — Ceylan Koynat
Yasin Aydın — Yare El Değdi
Yaz Beni — Korhan
Yerli Plaka — Ceza
Yeyasim Galdi — Hulkar Abdullayeva
Yıldızlar Da Kayar — Tan
Yine Sev Yine — Tuğba Yurt
Yolla — Tarkan
Yonca Evcimik & İrem Derici & Gökçe — Kendine Gel
Zalım — Ceyl'an Ertem
Zam — Mustafa Güngece
Zara — Hatıran Yeter
Zeytinyağlı Yiyemem Aman — Candan Erçetin
Ziller ve İpler — Selda Bağcan - Ziller ve İpler — Selda Bağcan (4:04)
Ziynet Sali — Bana Da Söyle - Ziynet Sali — Bana Da Söyle (4:06)
Zor Bolarsan — Sevinch Ismoilova - Zor Bolarsan — Sevinch Ismoilova (3:24)
Acemi Balık — İrem Derici - Acemi Balık — İrem Derici (4:09)
Aç Aç — Sinan Ceceli & Ezo - Aç Aç — Sinan Ceceli & Ezo (3:18)
Adeyyo — Abadan Halmedova - Adeyyo — Abadan Halmedova (3:17)
İNDİRME LİNKİ : DRİVE
submitted by CashPasha to u/CashPasha [link] [comments]


2020.05.23 17:23 tanitimvideosu Evlilik Yıldönümü Videosu Hazırlama

Evlilik Yıldönümü Videosu Hazırlama
Evlilik yıldönümü videosu hazırlama işlerinizi yaptırmak için tanitimvideosu.com/evlilik-yildonumu-videosu-hazirlama adresine girmelisiniz.
Evlilik yıl dönümünüz yaklaştıysa ve yaratıcı hediyeler araştırıyorsanız isme özel evlilik yıldönümü videosu hazırlama öneririz. Klişeleşmiş hediyelerin dışında yaratıcı evlilik yıldönümü hediyeleri arasında yer alan evlilik yıldönümü videosu hazırlama işinizi 2 günde tamamlayıp size teslim edebiliriz. Bunun için yapmanız gereken tek şey aşağıda bulunan sipariş formunu doldurarak bize göndermek veya sol alt köşede bulunan whatsapp ikonuna tıklayarak whatsapp'dan iletişim kurabilirsiniz. Aklınızdaki düşünceleri bize anlatın, teknik ekiplerimiz size fiyat bilgisi verecektir. Sevgilinize daha farklı videolar yaptırmak için tanitimvideosu.com/kat/videolaozel-gun-kutlamasi veya tanitimvideosu.com/kat/videolasevgiliye-videolar kategorilerimize göz atabilirsiniz.

Evlilik Yıldönümü Videosu Örnekleri


Evlilik Yıldönümü Videosu Hazırlama

https://reddit.com/link/gp6qfw/video/fl6qxmub8j051/player

Evlilik Yıldönümü Videosu Hazırlama Fiyatları

Evlilik yıldönümü yaklaştıkça hediye araştırmaları yapılmaktadır. Evlilik yıldönümü hediyeleri artık çok klişe hale geldiği için, daha yaratıcı fikir arayışına girdiğinizi biliyoruz. İşte tam bu esnada evlilik yıldönümü videosu sizin için en kurtarıcı hediyelerin başında gelir. Biz sizler için çok uygun fiyatlara evlilik yıldönümü videosu hazırlayarak, en kısa sürede tarafınıza ulaştırıyoruz. Üstelik yapmanız gereken tek şey iletişim formunu doldurarak bizimle iletişime geçmek. Gereksiz hediyelere verdiğiniz kalıcı olmayan hediyeler yerine, isme ve kişiye özel video yaptırarak evlilik yıldönümü hediyenizi ölümsüzleştirin. Özgün, farklı, sıradışı, ölümsüz ve aynı zamanda karşınızdaki kişinin kendisini çok özel hissedeceği evlilik yıldönümü videonuzu yaptırmak için hala neyi bekliyorsunuz?
Sizler için en uygun fiyata, size özel evlilik yıldönümü videosu hazırlıyoruz. Fiyatlarımız, istediğiniz evlilik yıldönümü videosunun uzunluğuna, çözünürlüğüne ve istediğiniz kurguya göre değişmektedir. Her bütçeye uygun evlilik yıldönümü videosu hazırlıyoruz. İletişim formunu doldurarak veya bizlere WhatsApp üzerinden yazarak detaylı bilgi alabilirsiniz.

Neden Evlilik Yıldönümü Videosu Hazırlama?

Herkes eşine hediye seçerken onun gözündeki mutluluğu, kalp atışlarındaki hızlanmayı görmek ister. Eşiniz de şu an sizin için bunu hayal ediyor olabilir. Kişiye özel evlilik yıldönümü videoları son zamanlarda eşler tarafından sıklıkla tercih edilmektedir. Sürpriz videolar karşısında eşinizi çok şaşırtacak ve ömür boyu yer kaplamadan saklayabileceği bir hediye olacaktır. Videolu evlilik yıldönümü mesajları artık demode oldu. Bizimle birlikte evlilik yıldönümü videoları çok daha profesyonel şekilde oluşturulmaktadır. Evlilik yıldönümü sürprizleri kadına ve erkeğe de hitap edebilir. Evlilik yıldönümü videosu yaptırdığınız takdirde "evlilik yıldönümü evde nasıl kutlanır" diye düşünmenize gerek yoktur. Örneğin eşiniz eve geldiği zaman, evinizdeki televizyonu açar açmaz karşısında size özel hazırlanmış ve sizin anılarınızdan oluşan bir animasyon video ile karşılaşacaktır. Veya klişeleşen evlilik yıldönümü yemeğinizi evlilik yıldönümü videonuzla yaratıcı bir evlilik yıldönümü sürprizine çevirebilirsiniz.
Hazırlamış olduğunuz evlilik yıldönümü sürprizi hangi mekanda olursa olsun, bizlerin sizler için hazırlamış olduğu o özel hediye "evlilik yıldönümü videosu" mekanın, ambiyansın önüne geçecektir. Evlilik yıldönümü şiirleri, veya eşinize yazmış olduğunuz bir akrostiş şiiri de dilerseniz evlilik yıldönümü videonuza ekleyerek daha romantik bir evlilik yıldönümü videosuna dönüştürebiliriz. Dilerseniz, evlilik yıldönümü şiirleri yerine eşinize içinizden geçen birkaç aşk cümlesini de evlilik yıldönümü videonuza ekleyebiliriz. Tercih sizin. Tasarımını, kurgusunu tamamen kendinizin oluşturabileceği, veya uzman ekibimizin sizler için sunacağı fikirleri değerlendirerek eşinize eşi benzeri olmayan bir hediye vermek sizlerin elinde. Yaşanılıp unutulacak olan anılarınızı gelin birlikte ölümsüz kılalım. Üstelik yapmanız gereken tek şey bizimle iletişime geçmek! Uzman ekibimiz evlilik yıldönümü videonuzun hazırlanma sürecinde, sizinle sürekli olarak iletişim halinde olacaktır. Size sunacağımız evlilik yıldönümü videosu tekliflerini kaçırmayın.

Evlilik Yıldönümü Videosu Hazırlama Nasıl Yapılır?

Evlilik yıldönümünde kocama ne alabilirim veya evlilik yıldönümünde karıma ne alabilirim diye düşünüyorsanız, aradığınız şeyi buldunuz. Uzman ekibimiz sizin talepleriniz doğrultusunda, hayalinizdeki evlilik yıldönümü videonuza kavuşmanızı sağlayacaktır. Anılar zamanla unutulup gider, bizim gönlümüz anılarınızın unutulmasına el vermiyor. Evlilik yıldönümü kliplerini bir filmden alınmış kısa bir görüntü olarak düşünebilirsiniz. Başrolünü sizin ve eşinizin paylaştığı bir film. Öncelikle nasıl bir evlilik yıldönümü videosu istediğinize karar vermeniz gerekmektedir. Dilerseniz halihazırdaki videolarınız ve fotoğraflarınızdan bir video oluşturabiliriz. Veya kurgusunu tamamen sizin hazırladığınız ve aşkınızın hikayesini ölümsüzleştirebileceğiniz bir video hazırlayarak eşinizi şaşırtmanıza vesile olabiliriz. Ardından evlilik yıldönümü şarkıları seçilmelidir.
Videonun fon müziği tercihen ikinizin şarkısı varsa o şarkıyı veya düğününüzdeki dans müziğini veya sizlere sunacağımız örnek fon müziklerini inceleyip karar vermenizi isteyeceğiz. Bütün bu süreçlerde teknik ekibimiz sizinle sürekli olarak iletişim halinde olacaktır. Videonun içeriklerine, kurgusuna, çözünürlük kalitesine ve uzunluğuna karar verdikten sonra; sizin için kişiye özel evlilik yıldönümü videosunu hazırlamaya başlıyoruz. Teknik ekibimizin iş yoğunluğuna göre değişmekle beraber, en kısa sürede evlilik yıl dönümü videonuzu tarafınıza ulaştırıyoruz. Fon müzik olarak aklınızda belirli bir şarkı veya melodi yoksa aşağıda bulunan en çok beğenilen 18 evlilik yıldönümü şarkısı listesinden seçim yapabilirsiniz.

En Çok Beğenilen 18 Evlilik Yıldönümü Şarkısı

submitted by tanitimvideosu to u/tanitimvideosu [link] [comments]


2020.04.01 21:15 bariscsknr Adı Olmayan Bir Kitabın İlk Sayfaları

‘Hadi kalk !’ demişti. Günlerden Pazartesiydi. Soğuk, bu kış gelmemiş, kendini Mart ayında göstermişti. İnanmazsınız belki ama yağmur dahi yağmayan kış mevsiminden sonra, Mart ayında İstanbul’a kar yağmıştı. Bu durum belki sizi çok şaşırtmamış olabilir dostlarım ama beni gerçekten şaşırtmıştı. Mart ayında hala mont giyip, bere, atkı, eldiven üçlüsüyle takılıyordum ki bu durum çok hoşuma gidiyordu. İçime bir huzur veriyordu.
Dün bütün gece aşağılık bir arkadaşın, aşağılık bir evinde pineklemiştim. Hani eskiden sizin için canını vermeye hazırmış gibi davranan ama tek derdi sizi ütmek olan pislikler olur ya, bu da onlardan biriydi. İnsan, böylelerini hiç tanımasa da olurdu ancak bir kere tanımış oldum. Maalesef hepimiz bu tipleri tanımak zorundaydık. Bu, hayatın bize oynadığı bir oyundu. Yıllar sonra ziyaretine gittiğimde, sen de nereden çıktın diye bana bakışı, başta canımı baya sıkmıştı ancak şimdi düşününce, insanları rahatsız eden bu varlığım, bir an olsun beni keyiflendirmişti.
‘Hadi kalk’ demişti. İşe gitmesi gerekiyordu. İyi bir işte çalışıyordu, dolgun bir maaşı vardı ve hayat standartını da dolgun maaşına göre belirlemişti. Eskiden, yokluğun karizmatik olduğu zamanlarda, paspal hallerimiz ve salaş yaşamlarımız, bizler için bir gurur kaynağıyken, bugün bu aşağılık herif, yaşam standardını yükseltmeyi, yaşamının tam ortasına koymuştu. Dolgun bir maaşı vardı ve ona göre, bir arabası, gözlüğü, kirada oturduğu evi, gömleği, televizyonu, kitaplığı, dergileri, kemeri, parfümü, jölesi, kravatı, donu, çarşafı, yastık kılıfı, tabak takımı veya yemek takımı, mutfak takımı, banyo takımı, yatak takımı, ayakkabı takımı, perde takımı, tıraş takımı ve daha birçok ıvır zıvırı vardı dostlarım. Telefonu vardı ki bu telefon bir aylık maaşına bedel bir telefondu. Eskiler para biriktirip ev alma derdine düşerken, bizim andaval parasını biriktirip bu son model cep telefonunu almıştı ve onu her fırsatta göstermekten çok büyük bir haz duyuyordu. Sigarası Marlboro’ydı ki ben bu yavşağın kaçak sigara içtiği zamanları biliyordum ve şuna da eminim ki dostlarım, bu yavşak o zamanlar halinden baya gurur duyuyordu.
‘Hadi kalk!’ demişti. Kalkayım ancak neden kalkayım? Dün işe gideceğini söylerken, istersen kalabilirsin gibi bir teklifte bulunmuştu ve benim rahatsız edici varlığım bu teklifi hemen kabul etmişti. ‘Yarın işe gitmek zorundayım, ondan bu gece fazla takılamayacağım ama istersen burada kal, sabah da kahvaltını yapıp öyle gidersin’ demişti. İnsanlar kendileri evde yokken, misafirlerin evde kalmasını hiç sevmezler ama her zaman bu durumdan rahatsız değillermiş gibi davranırlar. Modern olmanın ahlaki kuralları bunu gerektiriyordu çünkü. Bu andavalın rahatsız oluşunu görüyor olsam, o yokken evde kalmayı, evinin tam orta yerine sıçmayı, her şeyi kırıp dökmeyi ve en çok da tam düzen mutfağının bütün duvarlarına işemeyi çok isterdim dostlarım fakat tahmin edebilirsiniz ki bu evde kalmak bana da çok büyük bir rahatsızlık veriyordu. Bundan dolayı onun, o yalancı teklifini reddettim. ‘Gece neden orada kaldın o zaman?’ diye soracak olursanız da evim çok uzakta ve gecenin o saatinde, o kadar yolu çekebilecek bir insan hiç olamadım kardeşlerim.
‘Hadi kalk’ demişti. Kalkayım ama neden kalkayım? Yapacak hiçbir işim yoktu. Belki çalıştığım kafeye gidebilirdim. Bu kafede haftanın bazı günleri çalışıyordum ancak bugün o günlerden biri değildi. Aslında bu kafede pek çalıştığım gün de yoktu. Kafama eserse uğrayıp bir iki zehir içiyordum ve o gün para kazanıldıysa kendime harçlık alıyordum. Ancak o kafenin para kazandığını genelde kimse görmemiştir. Evet, bu konuda ciddiyim. Kafeyi işleten gencin mahalledeki herkese borcu vardı. Tam bir üçkâğıtçıydı. Ama hakkını yemeyelim, beni hiçbir zaman keklemedi. En azından iş konusunda. Yoksa kafeye getirdiğim bir-iki kız arkadaşıma asıldığına şahit oldum. Ancak kızlar da ona asılmışlardı. Bu duruma objektif bakarsak dostlarım, her iki tarafın da uygun gördüğü bir davranış beni rahatsız etti diye onları suçlayamayız. Gel gelelim insanların değer yargıları değersizleştirmekten öteye gidemiyorsa, benim de öyle davranmam gerekirdi. Yanımda gelen kızı patronumun düdüklemesine, modern ahlaki kurallar doğrultusunda, her iki tarafı da değersiz görüp, patronumun kız arkadaşımı düdüklemesine ses çıkarmadım, çünkü insani erdem bunu gerektirirdi ve yaptığım da tam olarak buydu sevgili kardeşlerim.
‘Hadi kalk!’ demişti. Kalk dostum uyan. Çekil git başımdan! İnsanlar her gün aynı şeyi yaparlarsa, bunun adı düzen oluyordu. Ve bu bizim aşağılık, tam bir düzen manyağıydı. Sabah olup işe gitmeyi, öğlen takıldığı yerlerden birinde bir şeyler yemeyi ve bir kadeh şarap içmeyi kendinde marifet görüyordu. Akşamları spor, salıları sinema, perşembeleri tiyatro, cumaları dostlarla tek atmak, düzenli seks hayatı, düzenli aşk hayatı, düzenli iş hayatı ve de düzenli düzenli hayatı. Evet, bizim aşağılık için bunlar, hayatın tam karşılığıydı. Eğer her sabah uyanıp işe giderseniz ve her akşam o işten arda kalan zamanınızda hayatınızı yaşarsanız, bu sizin hayatınız oluyordu ve bu iyi bir şeydi. Tüm bu düzen zırvalarını, bir bütün olarak hayatınızın tam merkezine koyduysanız da bu sefer de toplumda bir birey oluyordunuz dostlarım. Diğer türlü başıboş, bir aylak oluyordunuz kardeşlerim ve ben tam olarak buydum. Başıboş bir aylak.
‘Hadi kalk!’ demişti. Kalkayım ama neden kalkayım? Bir ara işe uğrayabilirim. Şimdi oraya gitsem kimse sen de nerden çıktın demezdi. Çünkü dostlarım hiç kimse bedavaya çalışacak birini reddetmez. Bir çıkayım evden, bir çay falan içerim. Midem de çok kötü, hiçbir şey istemiyor canım. Ama bu aşağılık herife de daha fazla dayanamayacağım. Diğer aşağılığı mı arasam. O salaktan da hiç hazzetmiyorum. Gerçi eminim o da benden çok hoşlanıyor değildir. Senin parfüm kokuna sıçayım. Lanet olsun neden geldim ki buraya. Bu salakla ben ne paylaştım o zamanlar. Bana üç fatura borcu var ancak dün bira ısmarlarken sanki canını istiyormuşum gibi davrandı. Seni bit yeniği, donsuz gezindiğin zamanları bilirim, bir kravat taktın da adam mı oldun. Evet oldun. Ben ise olamadım. Olsun. Bizim de adam olduğumuz yerler var. Mesela çalıştığım kafe, patronum bana kanka der ki kendisi benden yaşça çok büyüktür. Sana patronun ne der. Onu getir, şunu götür der. Ben patronumla oturup zehir içerim. Sen ise patronunun karşısında oturup bir bardak su bile içemezsin. Lanet olsun tüm bunlar yalan biliyorum. Ama seni böyle düşünmek beni mutlu ediyor.
Ah seni gidi düzen soytarısı seni. Sinekkaydı tıraş olursun işte böyle her sabah. Bak bana her tarafım kıllı. O taraflarım bile kıllı. Sabah sabah tıraş olma enerjisini, insan nereden buluyor. Ayrıca uyumaya çalışıyorum ve sen dangalak, yaptığın gürültünün farkında bile değilsin. Bir sigara mı içsem. Midem çok kötü. Kalk hadi. Sesin beynimde çınlıyor. Kalk hadi. Kalkmak veya kalkmamak işte bütün mesele bu kardeşlerim. Boş versene sen kalk, ben uyuyacağım. Kalk hadi seni aşağılık, daha derse yetişmelisin ve mutfakta bekleyen onlarca bulaşık var. Ayrıca müşteriler çoktan gelmiş ve patronun bir haftadan beri senden bir rapor bekliyor ve bu hafta belki de sana nöbet yazacaklar ve dosyalar işte tam olarak masanın üstünde ve öğretmenin ödevi de öylece duruyor. Kalk ve annene yakışır bir evlat ol çocuğum, kalk ve baban seninle gurur duysun. Kalk hadi sevgilin bekler, kalk ekmek al, kalk çay demle, kalk çamaşırları yıka, kalk faturaları öde, kalk hadi kalk, aşağılık pislik seni, kalk. Kalktım işte aşağılık piç kuruları, lanet olasıcalar, bakın işte kalktım.
Kaktım ve o aşağılığı, düzenli evinde rahat rahat hazırlanabilmesi için rahat bırakarak evden çıktım. İstanbul’da gün daha yeni başlıyordu. Karlı sokaklar arasında ne yapacağımı düşünerek yürüdüm. Hasanpaşa’dan Rıhtıma doğru bir yol uzanıyordu ve romanlarda geçen romantik yollara hiç benzemiyordu. Araba gürültüleri arasından ve bir yerlere yetişmeye çalışan insanlar arasından ve dükkânlarını yeni açan ve tek dertleri para kazanmak olan esnafların arasından ve trafik ışıklarının arasından ve kardan eser kalmayıp çamurlaşmış yolların arasından ve lanet olan bu düzenin arasından yürüyerek, düşünmeye çalıştım. Ne yapabilirim? Günlerden Pazartesiydi ve herkes tam takır hayatına devam ederken ben, tüm hayatım boyunca sorup ve cevap bulamadığım o soruyu yine kendime sormaktaydım. Ne yapabilirim? İnsan hayatının, bir şeyler yapabilmek için oldukça kısa olduğunu düşündüm. Her şeyi değiştirmek için, insan ömrünün çok kısa olduğunu düşündüm. Peki, bunca insan ne için bu kadar çabalıyordu, neyi düzeltmeye çalışıyorlardı, bunları düşündüm. Bütün amellerimiz neydi, düşündüm. Düşünmek de benim amelim olmalıydı. Bunu da düşündüm.
Çocuklarını okula yetiştirmeye çalışan, lüks arabalı, canti adamlar, çıtır karılar gördüm ve onların tohumu olan çocuklarını gördüm. Çok çok eskiden, paspallığımın hoş görüldüğü zamanlarda bir kız arkadaşım vardı ve bana çocuk yapmak istediğini söylemişti. Ben ise bu isteğine gülmüştüm. Şimdi düşününce o kızdan çok iyi bir ebeveyn olurdu. Ben olur muydum, bilmiyorum fakat düşündüm ki o kızdan bir çocuğum olsaydı güzel olurdu gibi hissettim. Ancak tahmin ediyorum, evliliğimiz çok uzun sürmezdi ki şu düzen denilen saçmalık, maalesef bana hiç gitmiyordu kardeşlerim. O, çocuğa çok iyi bakardı buna eminim. Ancak çocuk herhalde en sonunda it, kopuk bir şey olurdu ki bundan gurur duyardım sanırım. Tüm bu düşünceler arasında rıhtıma geldim. Saat 7’e yaklaşmıştı. Vapurla karşıya geçip, Eminönü’nden Galata’ya, oradan da Tünel’e doğru yol alırım diye düşündüm. En mantıklı olanı buydu. Vapur birazdan yanaşır diye düşündüm. Vapur yanaştı. İtişe kakışa vapura bindik, toplum olarak. Aşağılık olma durumu, toplumda içselleşmişti kardeşlerim. Bunu düşündüm. Bir afetten kaçan insanlar gibi birbirimizi ezerek, ittirerek, sona kalan dona kalır çocukluğuyla ki yaptığımız davranış, içinde çocukça bir neşe barındırmıyordu, tam tersine hayvanca bir içgüdüyle vapura bindik. Açıklığa oturdum ve bir sigara sardım. Marlboro içen aşağılığın tam tersine, ben hala kaçak sigara içmekteydim. Vapur hareket etti. Vapurla beraber martılar da ilk rızklarını almak için harekete geçtiler. Soğuk bir İstanbul günüydü ve rüzgâr kardeşlerim gerçekten suratımı kesiyordu. Toplum bütün sıradanlığıyla ve heyecandan uzak bir şekilde vapurun kapalı alanında yolculuğu sürdürmeyi tercih etmişti. Evet, bir tek salak bendim kardeşlerim. Martılar için bu durum çok üzücüydü ki bende onların işini görebilecek en ufak bir katık yoktu. Sigaramı yakmak bu rüzgârda baya zor olsa da bunu başardım. Deniz, efsanelerde anlatılanlar gibi gürlüyordu ve ben de o efsanelerdeki tanrılar gibi bir duruş sergileyip, içerde, sıcakta oturan topluma, rolümü tam takır oynuyordum. Bir martı olmak ister miydim onu düşündüm. Sonra martıların çok vahşi hayvanlar olduğunu düşündüm. En sonunda kararımı kargada kıldım. Bir karga olarak yola devam ettim. Sigaramı tüttürmeye çalışırken fark ettim ki rüzgar sigaramın yarısını benden önce içip bitirmişti. O soğuk, yüzü kesen aşağılık rüzgar tüm bedenime yaşadığımı hissettiriyordu. Tam her şey güzel derken birden etrafta dolaşan o aptal statüko, ete kemiğe bürünmüş şekilde karşımda durdu ve efsanevi repliği söyledi ‘burada sigara içmek yasak’. Canım sıkılmıştı. Ona sigaramın birazdan biteceğini, böyle bir havada sigara içmenin çok zor olduğunu ve sigara içmek için gösterdiğim çabayı taktir etmesini, ayrıca sigaramın yarısını da rüzgarın içtiğini ve tüm bunları söylerken sigaramdan bir fırt çekmek için ağzıma götürdüğümde, sigaramın yanan kısmını, alçak rüzgarın uçurduğunu fark ettim ve statüko mutlu ve ukala bir şekilde yanımdan ayrıldı.
Vapur karaya yaklaşmıştı. Martılar ise benden umudunu çoktan kesmişti. Dünü düşündüm. Yine böyle aylak aylak gezinirken ve ne yapmak istediğimi ararken, o aşağılık aklıma geldi. Elimi takozuma götürdüm ve onu aradım. Akşam müsait olabileceğini söyledi ancak dışarıda olamazmış, çünkü yarın işi varmış, çok uzun takılamayacağını da söyledi ama yine de sen bilirsin dedi, gelmek istiyorsan gel dedi. Evet kardeşlerim, bu aşağılık benimle buluşmak için çok can atar bir halde değildi, bunu ben de anladım. Ancak onu rahatsız etme fırsatını kaçıramazdım. En son, bir yıl önce gördüğüm bu aşağılık, üniversite zamanlarında ev arkadaşımdı. Çok yokluklar çektiğimiz zamanlarda, babalarımız, aslında sadece benim babam bize destek olmuştu ve bu aşağılık bu destekleme faaliyetinden sonuna kadar yararlanıyordu. Yanımda kaldı, kira ödemedi, fatura ödemedi, alışveriş yapmadı, bir tas yemek ısıtmadı ve börekler açmadı bana kardeşlerim. Buna rağmen her ay yatan kredisiyle de Taksimlerde takılmaktan geri de durmadı kardeşlerim. Evet, kahramanınız bir tavuk, kardeşlerim. Yolmak için birebir kardeşlerim. Dün evine gittiğimde beni gördüğüne sevinmiş gibi yaptı, hâlbuki rahatsız olduğu, biber gibi kızaran yanaklarından belli oluyordu.
Vapur karaya yanaşmıştı. İnsanlar aynı hayvansal içgüdülerle vapurdan indi, arkalarından ben indim. Çok acelesi olan bu toplum parçası, hep birlikte yavaş yavaş dağılarak kalabalığa karıştılar. Ben ise tek başıma yürüdüm ve kalabalık, ancak dışarıdan bakabildiğim, benden uzakta bir yerlerdeydi. Kabataş’tan Galata’ya çıkan yokuşa vurdum kendimi. ‘Aç mısın?’ diye sordu. ‘Dışarıda yemiştim, teşekkürler’ diye cevapladım soruyu. ‘Eee ne yapıyorsun, nasıl gidiyor hayat?’ Bir anlamsız soru daha diye düşünmüştüm o an. ‘Ne olsun, hiçbir şey yapmıyorum. Bildiğin gibi, hala aynı devam ediyorum’ dedim ve ekledim ‘Ama gördüğüme göre sen baya değişmişsin’. Son söylediğimden rahatsız olmuştu. Fakat kardeşlerim bu çok uzun sürmedi. Bu tipler kendilerini sorgulamaktan kaçarlar ve doğruya ulaştıklarında, o doğrunun doğruluğunu kendi iç dünyalarında çürütüp yerlerine yeni doğrular koyarlar ve buna derler ki hayat. Evet kardeşlerim, bu hayat. Bir ton zırva şeyler anlattı, işinden bahsetti, hayatından bahsetti, hayatın zorluklarından, paranın azlığından, her şeyin pahalılığından, -en samimiyetsiz şekilde- geçmişten, gelecekten, şimdiden bahsetti kardeşlerim. Hep kendinden bahsetti. Ben ise sadece dinledim. Çünkü bahsedeceğim hiçbir şey yoktu. Oturdum ve ilgimi çekiyormuş gibi yaparak ama bunda pek de başarılı olmayarak –anlattığı şeylerin ilgimi çekmediğini anlamasını istedim- oturdum, dinledim. Aşağılığın, dünyanın kendisi etrafında döndüğünü sandığını görerek dinledim. Hep anlattı, anlattıkça rahatsız oldu, rahatsız oldukça anlattı. Tüm sohbet boyunca haklı olmak istedi, bir yerden beni yakalamak istedi ama başaramadı kardeşlerim. Anlattığı zırvalar insanın dert etmemesi gereken şeylerdi. Nitekim her insan, aynı sorunları yaşıyordu ve bu sorunlar benim için özel, konuşulmaya değer şeyler değildi. Havanın soğukluğundan şikâyet etmek, soğuğun güzelliklerini görmezden gelmekti. Ayrıca soğuk anca birileri dışarıda donuyorsa konuşulmaya değerdi. Aşırı derece kombinin yandığı evden çıkıp, işe giderken üşümek, bu modern çağın aptalca dert zırvalarından biriydi. Durumlarımız iyiydi kardeşlerim. Hepimiz çok iyidik. Ama kötü olan bir şey vardı ki o şey her şeyi kötü yapıyordu. İşte bu çocuğu da o şey kötü yaptı diye düşündüm.
Yürüdüm. Bir hatun iniyordu sarmaşık merdivenden. Bu merdivenin adı ne acaba diye düşündüm. Çünkü bu merdivenin tarihi bir yanı olduğu apaçık ortadaydı. Bir ismi olmalıydı ama ben bilmiyordum. Bundan dolayı sarmaşık merdiven diyordum. Bu merdiveni ben yapsaydım adını sarmaşık koyardım diye düşündüm. Merdivene yaklaştım sağa doğru, hatun sola geçti. Lanet olsun sana da güzel kadın. Ne olur merdivenlerde karşılaşsaydık. Ah insanlar diye düşündüm. Bütün olasılıklar mümkünken, sadece olmaması için olasılıkları düzenliyoruz diye düşündüm. Halbuki olmak üzerine bir olasılık yapsak, ulaşmak istediğimiz bütün olasılıklar, mümkün olabilirdi.
Dün bahsini kapattım kafamda. Kediler gördüm artık. Miyavlayan, mırlayan kediler. Onu mu arasam diye düşündüm, korktum o an. Daha erken dedim, umut doğdu içime. Lanet olsun bana da, onu arayacağım belli oldu. Yürümeye devam ettim ve tekrar düşündüm korkarak. Korku büyüdü ve büyüdü.
submitted by bariscsknr to u/bariscsknr [link] [comments]


2020.02.14 14:19 karanotlar Sosyalizme Çağrı – Gustav Landauer – 1

Sosyalizme Çağrı – Gustav Landauer – 1

Sosyalizme Çağrı
Landauer’in bu eserinin tarihi 1911. Henüz bir Sovyet “devrim”i yok. Fakat 1. Enternasyonal’de otoriterler ile özgürlükçüler arasında çekişmeler ve tartışmalar olmuş, anarşistler bir komplo ile uzaklaştırılmış ve etkileri devam etmekte. Landauer’in o zamandan bugüne dair gerek Marksizme getirdiği eleştiriler ve gerekse “devrim” denen şeyin ne olduğu ve olması gerektiğine dair fikirleri entelektüel kaygılara sahip insanlar için bugün dahi dikkate değer önemdedir kanısındayım. Bu duygularla iyi okumalar diliyorum.
Alişan Şahin
İkinci Basıma Önsöz
Devrim geldi, gerçi ben onu bu şekilde beklememiştim. Savaş ise tam da beklediğim şekilde geldi ve bu savaşta ben yenilgi ve devrimin amansızca yaklaştığını çok geçmeden gördüm.
Gerçekten içten bir hoşnutsuzlukla söylüyorum: Şimdilerde işbu (kitabım)Sosyalizme Çağrı’da ve dergim Sosyalist’teki makalelerde özde haklı olduğum anlaşılmıştır. Almanya’da siyasal bir devrim henüz gerçekleşmemişti; şu anda tamamlanmıştır ve eğer tepki, yeni imtiyazlı güçlerin yeniden tesis edilmesini sağlayacaksabundan sadece devrimcilerin bilhassa yeni ekonomiyi ve dahi yeni özgürlüğü ve self-determinasyonu (kendi kaderini tayin hakkını) inşa etmedeki yetersizlikleri sorumlu tutulabilir. Tüm Marksist Sosyal Demokrat partiler, tüm çeşitleri dâhil, siyasal pratik ortaya koyma, insanlığın anayasasını ve onun popüler kurumlarını ve emek ve barışı temsil eden bir hükümet kurma (konularında) acz içerisindedirler, tıpkı sosyal hadiselerle ilgili teorik kavrayışa erişememelerinde olduğu gibi. Nitekim bunu, savaş sırasında ve sonrasında, Almanya’dan Rusya’ya, temelde birbirileriyle ilişkili ve ilginç bir biçimde bağlaşık olan militarist heveslerinde ve ruhsuz ve yaratıcı olmayan terör devirlerinde korkunç bir şekilde göstermişlerdir. Bununla birlikte, hem bazı gazete haberleri hem de umudumuzun mağfiret ve mucize için titrek arzusu tarafından öne sürüldüğü üzere, eğer doğruysa, Rus Bolşevikleri, Avusturya’da Friedrich Adler ve Almaya’da Kurt Eisner tarafından sergilenene nazaran, benzer bir biçimde güzel ve hatta daha da dönüştürücü bir büyüme ile, kendilerinin, kendi teorik dogmatizmlerinin ve kısır eylemlerinin üzerinden yükselmiş ve merkeziyetçilik ve militer-proleter otoriter örgütlenmeye karşı federasyona ve özgürlüğe öncelik vermiş; yaratıcı hale gelmiş ve Rus köylüsünün ruhu, Tolstoy’un ruhu, tek bir sonsuz ruh ile (ki bu ruh gerçekte Marksizimden çok devrimin ilahi ruhundan kaynaklanmaktadır) sanayi işçisi (meselesinin) ve içlerindeki ölüm müderrisinin üstesinden gelmiştir. (Devrimin ilahi ruhu) ihtiyacın sıkı denetimi altında ve hızlı mancınığında insanın (özellikle Rus insanının) ruhunda gömülü katmanları ortaya çıkarmış ve bilinçaltı gücün gizli kaynaklarını açmıştır.
kapitalizm, kendisinden beklenen yavaşça ve barışçıl bir şekilde sosyalizme dönüşme ilericiliğini sergilememiştir; ne de ani, mucizevi bir çöküş ile sosyalizm üretmiştir. Ve şer, baskı, hırsızlık ilkesinin ve incelikten yoksun şablonun (rutinin) mucize gerçekleştirmesi nasıl beklenilebilir?
Ayrıca kapitalizm, kendisinden beklenen yavaşça ve barışçıl bir şekilde sosyalizme dönüşme ilericiliğini sergilememiştir; ne de ani, mucizevi bir çöküş ile sosyalizm üretmiştir. Ve şer, baskı, hırsızlık ilkesinin ve incelikten yoksun şablonun (rutinin) mucize gerçekleştirmesi nasıl beklenilebilir? Bu zamanlarda, rutin, habis bir musibete dönüştüğünde, devrime öncülük etmesi gereken, mucizeleri gerçekleştiren ruhtur; bu cihetle, ruh, Alman İmparatorluğu’nun anayasasını bir gecede değiştirmiş, Alman profesörlerinin dokunulmaz bir şekilde kutsal olduğunu düşündüğü hükümet yapısını Alman mülk sahibi ve sanayici olan asilzadelerinin eski dönemlerine indirgemiştir. Hükümet çökmüştür; sosyalizm tek kurtuluştur. Sosyalizm, kesinlikle kapitalizmin gelişmesi (tomurcuk vermesi) sonucunda meydana gelmemiştir; sosyalizm, öz olmayan babasının cesedinin çürüdüğü kapının arkasında bekleyen varis ve reddedilmiş oğuldur. Milli servetin ve görkemli ekonominin zirvesi olarak o güzel toplum bedenine de eklenemez; sosyalizm kaosun ortasında neredeyse hiç yoktan yaratılmalıdır. Çaresizlikle sosyalizme çağrı yaptım; fakat o çaresizliğin içinden büyük bir umut ve neşeli bir çözüm çıkardım ve ben ve benim gibilerin kalplerimizde beslediği çaresizlik daimi bir hale dönüşmedi. Şu anda inşa işine başlaması gerekenler umut, çalışma arzusu ve dayanıklı bir yaratıcılıktan yoksun olmasınlar.
Burada çöküşle ilgili söylenen her şey tümüyle sadece şu anki Almanya’ya ve gönüllü ya da gönülsüz Almanya’nın kaderini paylaşan uluslara uygulandı. Söylendiği üzere, kapitalizm haddizatında kendisine içkin imkânsızlığın sonucu olarak çökmüş değildir; otokrasi ve militarizm ile beraber hareket eden bir grup ulusun kapitalizmi, askeri olarak daha zayıf, kapitalist olarak daha güçlü bir alanda, en nihayetinde kendi halkının popüler öfkesinin volkanik patlaması ile birlikte liberal bir biçimde yönetilen diğer bir ulus grubu tarafından yıkılmıştır. Daha zeki kapitalizm temsilcisi olan diğerinin ve emperyalizmin çöküşünün ne zaman ve ne şekilde olacağına dair kehanette bulunmayacağım. Herhangi bir devrimin gerçekleşmesi için gereken toplumsal sebepler her yerde mevcuttur. Ancak, bir devrimin bir hedefe doğru ilerlemesi ve bir isyandan fazlası haline gelmesi için tek neden olan siyasal özgürlük için duyulan ihtiyaç, demokratik siyasi devrimleri tecrübe etmiş ülkelerde değişken güce sahiptir. Aşağıdakilerin bariz olduğu görünmektedir: bir ülkede özgür politik hareketlilik ne kadar çoksa hükümet kurumlarının demokrasiye uyumu da o kadar fazladır; toplumsal zorluklar, adaletsizlik ve yozlaşma en nihayetinde devrim hayaletini ve neticesinde hepsi de çok gerçek olan iç savaşı ürettiği zaman, sosyalizmi tesis edecek adımlar derhal atılmazsa mücadele de bir o kadar berbat ve verimsiz olacaktır. İlk kez İsviçre’de –savaş, savaş vurgunu, İsveç savaş-ersatzı (ikamesi) ve İsveç olmayan savaş-yolsuzluğu ile çirkin bir tertip içerisinde ortaya çıkan belirtiler, yaratıcı çalışmayı talihsiz bir şekilde zalim aşırılıklardan ve aralıklı (yaşanan ) vahşetten ayırabilecek herhangi biri için yeterince açıktır.
Çünkü devrim sadece siyasal olabilir. Esir edilmiş kitleler, toplumsal baskı ve ekonomik zorluklardan azat olmayı da istemezlerse eğer, devrim onların desteğini kazanamaz. Bununla birlikte, toplumsal kurumların, mülk ilişkilerinin, ekonomi biçimlerinin dönüştürülmesi devrim kanalıyla olamaz. Bu meselelerde, aşağıdan gelen hareket sadece bir şeyleri silkip atar, yok eder ya da terk eder; yukarıdan gelen hareket, devrimci bir hükümet kanalıyla olsa dahi sadece lağveder ve emreder. Oysa sosyalizm yeni bir ruhtan inşa edilmeli, tesis edilmeli, örgütlenmelidir. Bu yeni ruh devrimde fazlasıyla ve tutkuyla bulunmaktadır. Robotlar insana dönüşürler. Soğuk, tahayyülsüz insanlar şevkle ateşlenir. Statükonun tamamı, buna pozitif ve negatif düşünceler de dâhildir, şüpheye kapılır. Daha önce sadece bencil çıkara odaklanan akıl rasyonel düşünüşe dönüşür ve odalarında oturan ya da huzursuzca odalarını arşınlayan binlerce insan hayatlarında ilk kez ortak refah için planlar yapar. Her şey lehte ulaşılabilir olur? İnanılmaz mucize, imkân alanına getirilir. Aksi halde ruhlarımızda, sanatın yapılarında ve ritimlerinde, dinin inanç-yapılarında, rüyada ve aşkta, dans eden ağaç dallarında ve parıldayan bakışlarda saklı olan gerçeklik, bundan böyle memnuniyet için baskı yapar. Fakat, eski tekdüze yolun ve boş taklidin devrimcilerin yerini alacağı ve onları, toplumun dönüştürülmesinin sadece aşk, emek ve sessizlikle mümkün olacağını bilmeyen ya da bilmek istemeyen çınlayan retoriğe sahip kaba jestli sığ, kültürsüz radikallere dönüştüreceği şeklindeki o muazzam tehlike hala ortada durmaktadır.
Acı çeken adam, sen hala bariz ve çocukça kolay çözümün önünde çaresizce duruyor musun? Bu ihtiyaç anında dahi senin de siyasal eylem saatin miydi? Çok uzun zamandır beklediğin için, içgüdülerini yitiren ve akılla aptallaştırılan hayvanlar gibi misin?
Onlar, geçmiş devrimlerin tecrübelerine rağmen bir başka hususu dagözardı etmektedirler. Tüm bu devrimler ulusların büyük bir yenilenmesi, köpüren bir tazelenmesi, yüksek bir noktasıydı; fakat kalıcı sonuçları azdı. Nihayetinde, sadece siyasal hak mahrumiyeti biçimlerinde değişiklik getirdiler. Siyasal özgürlük, olgunluk, samimi gurur, self-determinasyon ve kitlelerin birleştirici bir ruhta organik, tüzel (corporative) insicamı, kamusal yaşamda gönüllü birlikler- tüm bunlar, sadece büyük bir uyum ile, ekonomik ve toplumsal adalet ile, sosyalizm ile elde edilebilir. Hristiyanlığın tüm insanların çocuklarının köken, haklar ve kader bakımından eşitliğini teyit ettiği çağımızda gerçek toplumlardan (community) müteşekkil milletler topluluğu (commonwealth) nasıl olabilir; kölelik, mirastan mahrumiyet ve sürgün her şekil ve kılıkta var olmaya devam edecekse, tümüyle kendi kendini gerçekleştiren, heveslice ilerlemeci erkeklerin ve derin, güçlü kadınların dinamik ruhu ile dolu özgür bir kamusal yaşam nasıl olabilir?
Ruhu iktidara taşıyan ve onu en güçlü zorunluluk ve belirleyici uygulama kılan siyasal devrim, sosyalizm için, yenilenmiş bir ruhla koşulların değişmesi için yolu açabilir. Fakat resmi buyruklar insanıen fazla hükümetin köleleri olarak ordu-benzeri bir ekonomiye dahil eder; yeni adalet ruhu kendi ekonomi biçimlerini yaratmalıdır. Burada mülahaza, uzun vadeli bir bakış açısıyla anın ihtiyaçlarını kapsamalı ve onları gayretli bir biçimde şekillendirmelidir. Önceden sadece bir ideal olan, devrimden doğan yenilenme çalışması ile gerçekleşir.
Sosyalizm için ihtiyaç ortadadır. Kapitalizm çökmektedir. Kapitalizm artık işlememektedir. Kapitalin işlediği aldatmacası bir baloncuk gibi patlamıştır. Kapitalisti kendi iş türüne, servetini tehlikeye atmasına, teşebbüsün liderliğine ve yönetimine çeken tek şey, yani kar, kapitalisti artık çekmemektedir. Kapitalin, çıkarın, tefeciliğin çağı sona ermiştir; deli savaş karları ölüm dansıydı. Almanyamızda helak olmayacaksak, kelimenin tam manasıyla helak olmayacaksak tek kurtuluş bencil olmayan, kardeşlik ruhu ile yapılan, uygulanan ve örgütlenen emek, gerçek emektir. Emeğin yeni biçimleri geliştirilmeli; emek, sermayeye ödenen haraçtan azat edilmelidir; fasılasız yeni değerler ve yeni gerçeklikler yaratılmalı, doğanın ürünlerini insan ihtiyaçları için dönüştürmelidir. Emeğin verimlilik çağı başlıyor; eğer böyle değilse yolun sonuna gelmişiz demektir.
Teknoloji hem uzun zamandır hem de yeni keşfedilen doğal güçleri insanın hizmetine sunmuştur. İnsanlar dünyayı ne kadar çok ekip biçip ürünlerini dönüştürürse hasat da o kadar zengin olur. İnsanlık onurluca ve bakım olmaksızın yaşayabilir. Kimse kimsenin kölesi olmak zorunda değildir, kimse dışlanmak ve mirastan mahrum edilmek zorunda değildir. Emek, yaşamın aracı, çetin bir işkenceye dönüşmek zorunda değildir. Herkes ruha, tine, oyuna ve Tanrıya açık olarak yaşayabilir. Devrimler ve onların acı verici uzun, baskıcı tarih-öncesi bize öğretmiştir ki sadece en uç sıkıntılar, sadece tam bir ümitsizlik hissi insan kitlelerinin aklını başına getirir, o akıl ki akıllı insanlar ve çocuklar için her zaman doğal bir biçimde gelir; eğer bu mukadder saatte, akıl, sosyalizm, ruhani liderlik ve bu ruhaniyete riayet insanın aklına düşmezse, hangi dehşetleri, yıkımları, zorlukları, afetleri, vebaları, yangınları ve vahşi zalimlikleri beklemeliyiz?
Şimdi, en büyük ihtiyaçtan en büyük erdemin nasıl tesis edilmesi gerektiğini ve de kapitalizm çöküşü sonrasında yeni emek şirketlerini ve yaşayan kitlelerin baskılayıcı ihtiyaçlarını tüm dünyaya haykıracağım.
Asalak efendi olagelen sermaye, hizmetçiye dönüşmelidir – fakat bu, toplumu, karşılıklılığı, takas eşitliğini temsil eden bir sermaye biçimi olmalıdır. Acı çeken adam, sen hala bariz ve çocukça kolay çözümün önünde çaresizce duruyor musun? Bu ihtiyaç anında dahi senin de siyasal eylem saatin miydi? Çok uzun zamandır beklediğin için, içgüdülerini yitiren ve akılla aptallaştırılan hayvanlar gibi misin? Böbürlenen kibrinde ve kalbinin miskinliğinde var olan hatayı hala görmüyor musun? Yapılması gerekenin ne olduğu o kadar açık ve basittir ki her çocuk bunu anlar. Vasıtalar oradadır; etrafına bakan kim olursa olsun onu görür. Devrime yol açan ruhun zorunluluğu büyük tedbirler ve taahhütler üzerinden bize yardımcı olabilir. Bu ruha boyun eğin; küçük çıkarlar buna engel olmamalıdır. Fakat tümüyle uygulanması koşulların ve hatta kitlelerin ruhları üzerinde birikmiş yığınla moloz tarafından engellenmektedir. Devrimi getirmek ve mevcut sistemi çökertmek için bir yol açıktır, hiç olmadığı kadar açıktır: küçük çapta işe başlamak için ve gönüllü olarak, derhal, tüm taraflar, sizler çağrılıyorsunuz, sizler ve arkadaşlarınız!
Aksi halde sonumuz gelmiştir: sermaye ekonomik koşullar, hükümet talepleri ve uluslararası yükümlülükler yüzünden geri dönüşlerini kaybetmektedir; bir ulusun diğer uluslara ve kendi kendisine borçlu oluşu finans politikasında daha fazla borç ile ifade bulmaktadır. Fransa, büyük devrim zamanında, toprakların dağıtılması ve serflikten azat yoluyla serbest bırakılan teşebbüs ve işteki neşe ile başlayan büyük uyum ile eski rejimin (ancien regime) borçlarında ve kendi finansal çalkantısında muazzam bir iyileştirme gerçekleştirmiştir. Bizim devrimimiz toprakları büyük ölçüde dağıtabilir ve dağıtmalıdır. Yeni ve yeniden canlandırılmış çiftlik ahalisi yaratabilir ve yaratmalıdır, fakat muhakkak işte ve teşebbüste kapitalist sınıf neşesini veremez. Kapitalistler açısından devrim sadece savaşın sonudur: çöküş ve yıkım. Kapitalistler, onların sanayi müdürleri ve satıcıları sadece gelirlerini kaybetmekle kalmaz ham maddelerini ve dünya pazarını da kaybederler. Ayrıca, sosyalizmin negatif bileşeni orada durmaktadır ve hiçbir güç bu bileşeni yeryüzünden silemez: işçilerin eksiksiz, sürekli artan gönülsüzlükleri, esasen kendilerini kapitalist koşullar altında kiralamaya devam etme noktasındaki ruhsal yetersizlikleri…
Dünyada hiçbir şey ama hiçbir şey iyilik kadar böylesi bir karşı konulamaz fetih gücüne sahip değildir. Siyaseten geri zekâlıydık, en kibirli ve en kışkırtıcı dalkavuklardık; bizim için ortaya çıkan zarar, kaderin kaçınılmazlığı ile birlikte efendilerimize karşı bizleri öfkelendirmiş, devrime sevk etmiştir.
O halde sosyalizm, inşa edilmelidir; çöküşün ortasında, tehlike, kriz, doğaçlama durumlarında, eyleme konulmalıdır. Şimdi, en büyük ihtiyaçtan en büyük erdemin nasıl tesis edilmesi gerektiğini ve de kapitalizm çöküşü sonrasında yeni emek şirketlerini ve yaşayan kitlelerin baskılayıcı ihtiyaçlarını tüm dünyaya haykıracağım. Sadece kendilerini işçiler olarak gören sanayi proleterlerini, dar kafalılıkları, vahşi inatçılıkları, uzlaşmazlıkları ve entelektüel ve duygusal yaşamlarının kabalığı, pozitif ekonomik örgütlenme ve teşebbüslerin liderliği için mesuliyet sahibi olmayışları ve yetersizlikleri nedeniyle azarlamaktan geri durmayacağım. İnsanı suçluluktan aklayıp toplumsal koşulların yaratıkları olarak ilan ederek kişi, toplumun zikredilen ürünlerini, olduklarından daha farklı kılmaz. Bununla birlikte yenidünya, insanların nedenleriyle değil insanların bizzat kendileri ile inşa edilecektir. Bu harekete yardım etmek için, alçak gönüllülükle, ustalıkla ve cansiperane, toplum ve şahsi özgünlük ruhuyla, hükümet ve belediye yetkililerine, kooperatiflerin ve büyük fabrikaların liderlerine, teknik ve ticari çalışanlara ve müdürlere, avukatlara ve mevcut sistemde rolleri gereksizleşecek memurlara çağrı yapmayı tehir edeceğim. Şimdilerde para politikası ismiyle bilinen hükümetin kâğıt para basımını ve özellikle, sözüm ona bu parada oluşturulan işsizlik tazminatını keskin bir biçimde eleştireceğim. Gerçi her sağlıklı insan, daha önce hangi mesleği yapmış olursa olsun, toplumu en büyük tehlikeden korurken, ne mümkünse inşa edilip planlanma yapılmalı iken, yeni ekonominin inşasına dâhil olmalıdır. Kapitalizmin işsizleri, kurutuluşu sağlaması gereken acil ekonominin ihtiyaç duyduğu pozisyonlara yönlendirilebilsinler diye şu anki verimsiz askeri bürokrasinin kullanılmasını tavsiye edeceğim; gerçekliğin toplumsallaşmasına ve kurtulmasına yol açacak olan en güçlü devrimci enerjiyi çağıracağım. Bu noktada kısa bir ön özet yapmama izin verin: müteakip çağrılarımda ve onu tamamlayan Sosyalist’teki makalelerimde defalarca tekrar ettiğim üzere sosyalizm tüm ekonomi ve teknoloji biçimlerinde mümkündür ve gereklidir. Kapitalizmin ne sınai ve ticari teknolojisine ne de bu canavarlığı üreten zihniyete ihtiyacı vardır. Sosyalizmin başlaması gerektiği için ve de ruh ve erdemin gerçekleşmesi hiçbir zaman kitlevari ve normal olmadığı için, daha çok azınlığın sırf kendini feda etmesinden ve öncülerin yeni girişimlerinden kaynaklandığından dolayı sosyalizm, kendisini yoksulluktan ve işteki neşeden kendisini arındırmalıdır. Sosyalizmin iyiliği için kırsal yaşama ve sanayi, zanaat ve tarımın birleştirilmesine geri dönmeliyiz, kendimizi korumak ve adaleti ve toplumu öğrenmek için. Peter Kropotkin’in, önemli ve şimdilerde meşhur kitabı Tarla, Fabrika, Atölye adlı kitabında yoğun toprak ekimi ve entelektüel emeğin ve el emeğinin birleştirilmesine ilişkin yöntemleri bize öğretmiştir. Ayrıca tüm yeni kredi biçimleri ve parasal işbirlikleri (monetary cooperative) şu anda, en köklü ihtiyacımızda ve yaratıcı hazla test edilmelidir. İhtiyaç, gönüllü olarak fakat kıtlık tehlikesi altında, yeni bir başlangıç ve inşa talep etmektedir ki bunlar olmadan kayboluruz.
Son bir sözü, en ciddi olanı eklememe izin verin. En büyük zorluğu en büyük erdeme dönüştürürsek ve kriz yüzünden gerekli kılınan acil emeği sosyalizmin koşullu başlangıcına dönüştürürsek, aşağılanmamız onurumuza tahvil edilecektir. Yenilgi ve yıkımdan yükselen sosyalist cumhuriyetimizin muzaffer ulusların ve elan kapitalizme adanmış güçlü ülkelerin arasında nasıl ayakta kalacağı sorusunu göz ardı edelim. Yalvarmayalım, hiçbir şeyden korkmayalım, çekinmeyelim. Uluslararasında harekete geçelim, tıpkı Tanrı’ya ve dünyaya hizmet etmek için Tanrı ve dünya tarafından terkedilen Eyüp’ün ıstırabıyla harekete geçmesi gibi. Ekonomimizi ve toplumumuzun kurumlarını inşa edelim ki böylelikle zor işten ve kıymetli bir yaşamdan zevk alalım. Bir şey kesindir: bizler açısından yoksullukta işler yolunda giderken, ruhlarımız memnunken, diğer tüm uluslardaki fakir ve onurlu insanlar, her biri bizim örneğimizi takip edeceklerdir. Dünyada hiçbir şey ama hiçbir şey iyilik kadar böylesi bir karşı konulamaz fetih gücüne sahip değildir. Siyaseten geri zekâlıydık, en kibirli ve en kışkırtıcı dalkavuklardık; bizim için ortaya çıkan zarar, kaderin kaçınılmazlığı ile birlikte efendilerimize karşı bizleri öfkelendirmiş, devrime sevk etmiştir. Dolayısıyla bir anda, yani bize vuran darbede, liderlik üstlendik. Sosyalizme giden yolu göstermeliyiz; örneğimizden gayri ne ile öncülük edebiliriz? Kaos burada. Yeni eylemler ve kargaşa ufukta belirmiş durumda. Zihinler uyanıyor, ruhlar sorumluluğu kabul ediyor, eller eyleme geçiyor. Devrim yeniden doğuşu getirsin. Yeni kadar başka hiçbir şeye bu kadar ihtiyaç duymadığımız için, bilinmeyen karanlıktan ve derinliklerden yükselen yozlaşmamış insanlar, bu yenileyiciler, saflaştırıcılar, kurtarıcılar ulusumuzda eksik olmasınlar. Devrim sen çok yaşa, büyü ve zorlu, harika yıllarda yeni seviyelere yüksel. Uluslar, görevlerinden, yeni koşullardan, tarih öncesi, ebedi ve koşulsuz derinliklerinden yeni, yaratıcı ruhla, gerçekten yeni koşullar yaratan yeni ruhla dolu olsun. Devrim; dini, insanları mutlu eden, kurtaran ve imkânsız durumların üstesinden gelen eylem, yaşam, aşk dinini üretsin. Hayatne ifade eder? Yakında öleceğiz, hepimiz ölüyoruz, hatta hiç yaşamıyoruz. Kendimizden ne çıkardığımızdan, kendimizle ne yaptığımızdan gayri hiçbir şey yaşamaz. Yaratım yaşar; yaratılan değil, sadece yaratıcı yaşar. Dürüst ellerin eylemi ve saf, hakiki bir ruhun idaresi dışında hiçbir şey yaşamaz.
Münih, 3 Ocak 1919
Gustav Landauer
Devam Edecek
Çev: Nesrin Aytekin
İtaatsiz.org’un notu: Bu makale serisi Türkçede itaatsiz.org’da hakkında yayınlanmış kısa bir biyografik yazı dışında (Gustav Landauer’in Komüniter Anarşizmi – Larry Gambone) başka yazı ya da eseri bulunmayan komüniter ve mistik temayüle sahip anarşist Gustav Landauer’in “Sosyalizme Çağrı” kitabıdır. Bu eserinin şimdiye kadar kitap olarak basılması “Marksizm” hayranı bazı yobaz kafalardan dolayı mümkün olmadı. Çevirisini, Nesrin Aytekin’in diliyle, burada sunuyoruz.
https://itaatsiz.org/2020/02/02/sosyalizme-cagri-1-gustav-landaue
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2019.11.19 23:10 fragmanlife Azize Oyunculari Karakterleri ve Kadrosu (Tum Oyuncular)

Azize Oyuncuları Karakterleri ve Kadrosu (Tüm Oyuncular) Süreç Filmin yeni dizisi Azize 19 Kasım Salı günü itibari ile Kanal D ekranlarında yer alacak. Azize dizisi çekimleri 30 eylül 2019 itibari ile İstanbul’da başlamıştı.
Azize Dizisi Yapımcısı Yönetmeni ve Senaristi
Süreç Film’in 19 ekim de Kanal D ekranlarında izleyicisi karşısına çıkaracağı yeni dizisi Azize’nin başrol oyuncuları belli oldu. 2019 2020 yeni sezonuna Kuzey Yıldızı ve Sevgili Geçmiş dizileri ile başlayan Süreç Film Azize dizisi için son olarak Halka dizisinde yer alan Hande Erçel ve Kızım dizisinde yer alan Buğra Gülsoy ile anlaşmaya vardı. Buğra Gülsoy Azize dizisinde Kartal Hande Erçel ise Azize karakterine hayat verecek. Azize dizisinin senaristleri ise Başar Başaran, Meryem Gültabak ve Emre Özdur olacak.
Eylül ayı sonunda çekimlerine başlanacak Azize dizisinin yönetmen koltuğunda ise son olarak Halka ve Savaşçı gibi dizilerin de yönetmenliğini üstlenen başarılı yönetmen Volkan Kocatürk oturacak.
Azize Dizisi Konusu
Azize dizisinde Azize’nin intikam ve aşk hikayesi izleyicisi karşısına çıkarılacak. Alpanlar ailesi Türkiye’nin önde gelen mafya ailelerinden biridir. Azize’nin ailesi de bizzat Alpanlar ailesinin eli ile dağılmıştır. Babasına yapılan zulümlerde Azize daha küçücük bir çocuk olarak her şeyin canlı şahididir. Gerçek ismi Melek olan Azize şimdilerde büyümüş ve serpilmiştir. Azize’yi hayata bağlayan tek şey kardeşidir. Kardeşi için ayakta durmayı başarmış Azize aslında intikamını da unutmuştur ama Alpanlar bir kez daha yıllar sonra kardeşine Yiğit’e de dokunmaya kalkar. Kardeşinin başına gelenlerden sonra yemin eden Azize kenisine bu acıları yaşatan Alpan ailesinden intikam alacaktır. Artık tek bir amacı var hayatta, ailesinin intikamını almak.
Alpan ailesinin içine girmek için harekete geçen Azize Alpanların oğlu Kartal’a aşık olacak. Kardeşine verdiği intikam sözü ve aşkı arasında kalan Azize bakalım aşkı mı seçecek yoksa intikamımı ?
Azize Dizisi Oyuncuları Buğra Gülsoy (Kartal Alphan) Buğra Gülsoy’un tam adı Behiç Buğra Gülsoy’dur. 22 Şubat 1982 Ankara doğumlu yakışıklı oyuncu artık 37 yaşındadır. Çok küçük yaşlarda Ankara’da tiyatrolarda yer alan ve yeteneğini fark edilen mimar olmak isteyince Kıbrıs’a Mimarlık eğitimi almak için gitmiştir. Üniversitede okurken bir yandan da çok sevdiği tiyatroya devam eden Buğra Gülsoy Kıbrıs Devlet Tiyatrosunda yer alma başarısı göstermiş; hatta Kıbrıs’da tiyatro ve sineme sektörünü canlandırmak için dernek bile kurmuştur.
İlk olarak oyuncu arkadaşı Burcu Kara ile 2011 de 1 yıllık kısa bir evlilik yaşayan yakışıklı oyuncu 2018 de ise Nilüfer Gürbüz ile evlenmiş ve mutlu bir yuva kurmuştur. Buğra Gülsoy yapımcı ve oyuncu Mahsun Kırmızıgül tarafından fark edilmiş ve Güneşi Gördüm filminde yer verilmiştir. Bu filmde hayat verdiği Berat karakteri ile filme renk katan Buğra Gülsoy çok sevilmiş ve oyunculukta ki kritik virajı aşmıştır. Daha sonra Fatma Gülün Suçu Ne? dizisinde hayat verdiği Vural karakteri ile dünyanın da tanıdığı bir isim olmayı başarmıştır. Aşk Yeniden dizisinde hayat verdiği Fatih Şekercizade ile Türkiye’de de artık çok sevilen biri isim olmuştur. Son dönemde 8. Gün dizisinde yer ala Buğra Gülsoy dizinin tutmaması ile hayal kırıklığı yaşasa da Tv8’de yayınlanan ve baş rolünde yer aldığı Kızım dizisi başarıyı yakalamıştır.
Kartal yakışıklı, sorumluluk sahibi mert ve yürekli bir adamdır. Babasının mafya olduğunun farkındadır; ancak onun tek amacı ailesini korumaktır. Kartal ailesini korumak için bazen babasının veliahtı gibi davranmasını da bilir. Her ne kadar Alpan ailesinin bir üyesi olsa da yufka yüreklidir. Azize’ye olan aşkı Kartal’ın en büyük zaafıdır.
Hande Erçel (Azize Günay) 24 Kasım 1993 de öğretmenler gününde Balıkesir doğan Hande Erçel 26 yaşının içindedir. Son dönemde yaptırdığı estetik ameliyatlar ile önce çok tepki çekse de sonradan çok beğeni alan Hande Erçel üniversite eğitimini Mimar Sinan Üniversitesinde Güzel Sanatlar bölümünde almıştır. Hande Erçel yurt dışında oyunculuk dersleri alarak kendini geliştirmiştir. İlk olarak Azerbaycan’da güzellik yarışmasına katılan tescilli güzel ikincilik kazanmış ve Çılgın Dershane Üniversitede filminden teklif almıştır. Filmde güzelliği ile Türk izleyicisinin beğenisini kazanan Hande Erçel daha sonra Güneşin Kızları dizisinde Selin Yılmaz karakteri ile gençlerin sevgi ve ilgisini yakalamıştır. Hande Erçel ilk büyük yükselişini ise bir yaz dizisi olan Aşk Laftan Anlamaz dizisinde hayat verdiği Hayat karkateri ile yaşamıştır. Daha sonra Siyah İnci dizisinin tutmaması ile bir hayal kırıklığı yaşan Hande Erçek daha sonra Halka dizisinde yer alsa da bu dizisi de tutmamıştır; ancak ünlü şarkıcı Murat Dalkılıç ile sevgili olan Hande Erçel popülerliğini korumayı başarmıştır.
Anne ve babasını Alpanların ailesine yaptığı saldırıda kaybeden Azize koca hayatta kardeşi Mert ile baş başa kalır. Ailesinin canice katledilmesini izleyen Melek intikamını kalbine gömer ve isim değiştirerek yeni bir hayata başlar. Azize ismi ile kurduğu hayatta mutludur ancak şimdi de Alpanlar yıllar sonra kardeşi Mert’e zarar verir. Azize intikam yemini eder ama Alpanlara hiç benzemeyen Alpan’ların yakışıklı oğlu Kartal’a aşık olur. Şimdi Azize amacına ulaşmak için bir de kendisi ile mücadele edecektir.
Tugay Mercan (Okan) 1982 İstanbul doğumlu olan deneyimli oyuncu Tugay Mercan Haliç Üniversitesi Tiyatro bölümü mezunudur. Oyunculuğa ilk olarak tiyatro ile başlayan Tugay Mercan Bakırköy Tiyatrosunda çalışmıştır. Suskunlar dizisinde hayat verdiği Zeki karakteri tanınan Tugay Mercan Muhteşem Yüzyıl Kösem ve Asla Vazgeçmem gibi çok büyük projelerde de önemli roller de yer almıştır. 2018 de ise Tv8’in Kızım dizisi kadrosunda yer alarak büyük çıkış yakalamıştır.
Okan Azize’nin babasının yakın arkadaşıdır. Azize’nin babası baş komiseriken Okan’da onun yardımcısıdır. Şehit düşen amirinin arkasından yetimlerine sahip çıkar ama Azize büyüdükten sonra Azize’ye aşık olmaktan kendini alamaz.
Mustafa Yıldıran (Balkan Alpan) Nisan 1980 de doğan Mustafa Yıldıran 39 yaşındadır. Mustafa Yıldıran Dokuz Eylül Üniversitesi Oyunculuk Bölümü mezunudur. 70 Kg olan Mustafa Yıldıran 178 cm uzunluğundadır. İlk olarak Filinta dizisi ile tanınan Mustafa Yıldıran Uğur Yıldıran’ın da abisidir.
Balkan Kartal’ın abisi Alpan ailesinin de büyük oğludur. Azize’nin babasını da Alpan acımasızca öldürmüştür. Bir polisi öldürmekten uzun yıllar hapis yatmıştır. ,Gençliği hapiste geçen yıllar sonra hapisten çıkmıştır ve şimdiki amacı Karakaya ailesinin de başına geçmektir.
Başak Daşman (Yıldız Alpan) Başak Daşman son olarak Payitaht Abdulhamid dizisi kadrosuna Şivenaz Hatun karakteri ile dahil olmuş ve performansı ile çok büyük beğeni toplamıştır. 1981 yılında İstanbul doğan Başak Daşman 37 yaşındadır. Yüz Yüze ve Rüzgarın Kalbi dizileri ile ilk çıkışını yaşayan Başak Daşman asıl yükselişini ise Kara Ekmek dizisi ile yaşamıştır. Sadece oyuncu olarak dizi ve sinema piyasasında yapımcı ve yönetmen kimliği ile de tanınmaktadır.
Yıldız büyük bir aile olan Karakaya ailesinin kızıdır aynı zaman da Balkan’ın da karısıdır.
Çetin Sarıkartal (İskender Alpan) Çetin Sarıkartal son olarak Çukur dizisinde Paşa karakterine hayat vermiş ve çok sevilmiştir. Çetin Sarıkartal 1959 Ankara doğumludur ve Ankara Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunudur. 60 yaşında olan Çetin Sarıkartal Türkiye’nin önemli tiyatrocularından biridir. Bir çok tiyatro oyununda yer almıştır.
İskender Alpan ailesinin babası yer altı dünyasının da en güçlü mafya babalarından biridir. İstanbul’da nam salmayı başarmıştır ve tüm İstanbul’u kontrol etmek istemektedir.
Selen Öztürk (Tuna Alpan) Selen Öztürk 1980 İzmir doğumludur ve 49 yaşındadır. Hacettepe Üniversitesi Tiyatro eğitimi alan Selen Öztürk uzun yıllar tiyatro da çalıştı ve büyük bir deneyim kazandı. 2011 de Muhteşem Yüzyıl kadrosunda yer alan Selen Öztürk büyük beğeni kazanmıştır. Daha sonra Benim Adım Gültepe ve Çilek dizilerinde de yer alan Selen Öztürk son olarak Payitaht Abdulhamid dizisi kadrosunda Seniha Sultan rolü ile yer almış ve 2019 da ayrılmıştır.
Tuna Kartal’ın halası ve İskender’in de otoriter kız kardeşidir. Alpan ailesinin iç işlerinden sorunlu olan Tuna’nın hayatta ki tek amacı başkasına anne diyen öz oğluna kavuşabilmektir.
Ufuk Şen (Hasan Alpan) Ufuk Şen denilince akla Küçük Gelin dizisi gelmektedir. 1980 de Bursa da doğan yakışıklı oyuncu Ufuk Şen Selçuk Üniversitesi’nde oyunculuk bölümü mezunudur. İlk olarak Tek Türkiye dizisi ile kendini gösteren Ufuk Şen Şefkat Tepe dizisinden sonra Küçük Gelin dizisinde hayat verdiği Devran karakteri ile çok sevilmiştir. Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz dizisinde Kudret olarak yer almıştır.
İskender’in sağ kolu olan Hasan Alpan ailenin silah gücünün başındadır. Ölen Hasan’ın oğludur. Karısı Gül’ü çok sevmekte ve değer vermektedir.
Zeynep Kızıltan (Gül Kızıltan) Zeynep Kızıltan denilince akıllara Cesur ve Güzel dizisinde hayat verdiği Hülya karakteri gelmektedir. Daha önce bir çok dizi de yer alan Zeynep Kızıltan daha sonra da Diriliş Ertuğrul gibi bir efsanesinde oynayınca artık ismi bilinen bir kadın oyuncu olmuştur. Zeynep Kızıltan 1985 Ankara doğumludur ve 34 yaşının içindedir. Hacettepe Üniversitesi tiyatro mezunudur.
Gül Hasan’ın eşidir. Kaynanası Aynur’la birlikte müştemilatta ki mutfak işlerine bakar. Aynur ile Gül pek anlaşamazlar, aralarında tatlı bir çekişme vardır. Gül’ün oğlu muhtemelen Balkan’dan olmadır; Balkan ile Gül’ün yıllar önce bir yasak ilişkisi olmuş sonrasında da gül Hasan ile evlendirilmiştir. Askerde ki oğlan Balkan’ın oğludur.
Efekan Can (Kuzey Alpan) Efekan Can Ufak Tefek Cinayetler dizisinde Serhan’ın gençliğini oynaması ile ünlendi. Efekan Can 1994 yılında Bilecik de dünyaya gelmiştir ve 25 yaşındadır. Bilecik Üniversitesi İşletme Bölümünden mezunun olan Efekan Can İstanbul Üniversitesinde yüksek lisansını eğitimini bitirmiştir. Atölye Craft’ta oyunculuk eğitimi alan Efekan Can yakışıklılığı ile dikkat çekmiştir. Sporu çok seven ve sporla birlikte solist olarak da hayatını kazanan Efakan Can gitar ve piyanoda çalmaktadır.
Kuzey Yıldız ve Balkan’ın oğludur. Hem İskender’in tek veliahtı hemde Barbaros Karakaya’nın tek torunudur. Babası Balkan’dan nefret etmektedir. Hassas bir gençtir.
Ece Miray Okur (Selin Alpan) Selin Yıldız ve Balkan’ın kızıdır. Abisi Kuzey’i ve amcası Kartal’ı çok sevmektedir. Akıllı bir kızdır. Babası ile hiç bir bağı yoktur; hapisteyken hiç görüşmemiştir.
Asuman Çakır (Aynur Alpan) Asuman Çakır 1964 Antalya Doğumludur ve 55 yaşındadır. İstanbul Belediye Tiyatrosu Konservatuvarında oyunculuğu seven ve eğitim alan Asuman Çakır Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinden mezun olmuştur. Son olarak Erkenci Kuş dizisinde Aysun karakteri ile yer almıştır. Daha önce Unutma Beni ve Ötesiz İnsanlar gibi dizilerin kadrosunda yer almış bir tiyatrocudur.
Aynur İskender’in ölen abisi Hasan’ın eşidir. İskender’in sağ kolu Hasan’ın da annesidir. Müştemilattaki işlerin ve mutfağın başındadır.
Ceylan Batı (Ceyda Alpan) Ceyda İskender’in son çocuğudur. Zorbazorların oğlu ile nişanlı olsa da Orhan’a aşıktır. Bu durum babası ile arasını açacaktır.
Galip Erdal (Cevat Zorbazor) Galip Erdal hem tiyatro ve dizi oyuncusu aynı zamanda da çok önemli bir seslendirmendir. 1966 da Adada’da doğan yetenekli oyuncu 53 yaşındadır. Mimar Sinan Üniversitesi Tiyatro mezunu olan Galip Erdal Trabzon da Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü yapmıitır. Özellikle Kurtlar Vadisi dizisi ile tanınan Galip Erdal mafya dizilerinin bir çoğunda er almıştır. Son olarak Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz dizisi kadrosunda da yer almıştır.
Cevat da İstanbul’un büyük mafyalarından biridir. İstanbul’da onu tanımayan yoktur.
Duygu Sarışın (Asya) Duygu Sarışın denilince akla tabi ki sevgilisi Çağatay Ulusoy gelmekte. 24 Kasım 1987 de İzmir’de doğan Duygu Sarışın 32 yaşındadır. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi oyunculuk bölümü mezunu olan güzel oyuncu oyunculuk deneyimini ise İzmir Devlet Tiyatrosunda kazanmıştır. 2017 yılına damga vuran Duygu Sarışın Ufak Tefek Cinayetler dizisinde hayat verdiği Burcu karakteri ile Türkiye’nin tanınan isimlerinden biri olmuştur. 1.70 boyunda ve 56 kilo olan Duygu Sarışın 2011 yılında Cennetin Sırları dizisi ile televizyona geçmiştir.
Asya Gündoğan Mafya ailelerinin içindeki tek kadın liderdir. Mafya liderlerinden en genci olan Asya Kartal ile çok samimidir. Kartal Asya’yı kendine yakın hisseder ve Asya’nın kendini anladığını düşünür ancak Asya Azize ve Kartal aşkının önündeki en önemli engeldir.
Taha Baran Özbek Taha Baran Özbek bizim hayatımıza Bir Litre Gözyaşı dizisi ile girdi ve sevildi. Daha sonra Dip isimli internet dizisinde ve Bizim Hikaye dizisi kadrosunda da yer alan Taha Baran Özbek yakışıklılığı ile dikkat çeken bir genç oyuncudur.
Gül ve Balkan’ın oğlu. Babasını Hasan olarak bilmektedir. Askerdedir.
Cenk Kangöz (Osman TARVAN) Cenk Kangöz 1974 yılında İstanbul’da hayata gözlerini açmıştır ve 45 yaşının içindedir. Daha önce Kurtlar Vadisi Pusu, Fatmagül’ün Suçu Ne? ve Medcezir gibi dizilerin kadrosunda yer alan Cenk Kangöz son yıllarda ise Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz ve Diriliş Ertuğrul dizisilerinde yer alarak büyük başarı göstermiştir. Cenk Kangöz son olarak 2018 de Vurgun dizisi kadrosunda yer almış ve Hiram karakterine hayat vermiştir ama dizisi tutmamıştır.
Osman kiloları ile başı dertte ilen önce midesine kelepçe taktırmış sonra da Londra’da saç ektirmiş bir mafya babasıdır. Masa da bürokratik işler Osman’dan sorulur. Çözemeyeceği iş; bulamayacağı adam yoktur. Yabancı istihbaret servisleri ile de çalışır. Osman’ın İskender Alpan’a vicdan borcu vardır. Osman her şeye rağmen gizlice Barbaros Karakaya’ya da çalışmaktadır. Çünkü Barbaros, Osman’ı sırrıyla tehdit etmektedir.
Mustafa Avkıran (Barbaros) Mustafa Avkıran denilince akıllara Yeni Gelin dizisi gelmektedir. 1963 Gaziantep doğumlu olan Mustafa Avkıran Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı mezunudur. İlk olarak İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda çalışan Mustafa Avkıran sayısız sinema filmi ve tiyatro oyununda yer almıştır. 56 yaşında olan Mustafa Avkıran’ı eski izleyiciler Kınalı Kar dizisi ile tanır.
Barbaros Karakaya Yıldız’ın babası Balkan’ın da kayın babasıdır. Koltuk sevdasına kızı Yıldız’ı Balkan’ın önüne yem olarak atmıştır ve kızının mutsuz olacağını bile bile sırf İskender Alpan’a akraba olabilmek için evlendirmiştir. Torunlarını çok sever ama her şeyden çok parayı ve gücü sever. Kötü kalpli bir adamdır.
Orhan Kılıç (Adnan) Orhan Kılıç son olarak Diriliş Ertuğrul dizisinde Atsız Bey olarak yer almıştır. 1974 de gurbetçi bir ailenin çocuğu olarak doğan Orhan Kılıç 45 yaşındadır. Berlinde oyunculuk dersleri alan Orhan Kılıç Elveda Rumeli dizisi ile Türkiye’de ismini duyurmuştur. Özellikle baş rolünde yer aldığı Kara Kutu dizisi en çok tanındığı projedir ama tutmamıştır.
Bardar ailesinin reisi olan Adnan Tuna Alphan’ın eski gizli sevgilisidir. Güçlü ve korkusuz bir adamdır Adnan. Önemli bir mafya babasıdır masa da o da vardır.
Serkan Altıntaş (Yaman) Serkan Altıntaş 1983 İstanbul doğumludur. Haliç Üniversitesinde Tiyatro eğitimi alan Serkan Altıntaş 36 yaşındadır. Karadayı dizisi ile ilk kez ismini duyurmayı başaran Serkan Altıntaş Muhteşem Yüzyıl Kösem dizisinde de çok büyük ustalar ile çalışma şansı bulmuş ve kendini geliştirmiştir. Son olarak Kalbimde ki Deniz dizisi kadrosunda yer alan Serkan Altıntaş dizi de Serdem karakteri ile büyük bir çıkış yakalamıştır.
Yaman Kartal’ın yakın koruması ve en iyi dostudur. Ceyda’dan hoşlanan Yaman aşkını itiraf etmek istemez bu aşkı Kartal’a ihanet sayar.
Fahri Öztezcan Fahri Öztezcan 1980 Bilecik doğumludur ve 39 yaşındadır. Eskişehir Anadolu Üniversitende İşletme eğitimi alan oyuncu Ayla Algan’dan oyunculuk eğitimi almıştır. Yunus Emre dizisi ile ünlenen Fahri Öztezcan 2017 de Diriliş Ertuğrul dizisinde yer almıştır. 2018 de ise Sen Anlat Karadeniz ve Bir Mucize Olsun dizilerinde oynamıştır.
Azize’nin babası Mehmet 2001 de başkomiser iken Alpanlar’a düzenlenen bir operasyonda şehit edilmiştir.
Yasak Elma Fragman Kadın Fragman Bir Zamanlar Çukurova Fragman Elimi Bırakma Fragman Kuruluş Osman Fragman Hercai Fragman Mucize Doktor Fragman Çukur Fragman Kuzey Yıldızı Fragman Dizi Fragmanlar Yeni Fragmanlar Sesli Chat Zalim İstanbul Fragman Benim Adım Melek Fragman Arka Sokaklar Fragman Çocuk Fragman Güvercin Fragman Ferhat İle Şirin Fragman Sevgili Geçmiş Fragman Aşk Ağlatır Fragman
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2019.11.19 12:30 fragmanlife Can Borcum Dizisi Oyunculari Kadrosu ve Karakterleri

Can Borcum Dizisi Oyunculari Kadrosu ve Karakterleri Can Yaman’ın Gold Film için çekeceği yeni dizisinin ismi belli oldu. Gold Film’in sahibi Faruk Turgut daha önce Can Yaman ile bir dizi çekeceklerini açıklamıştı. İşte bu dizinin ismi şimdilik Can Borcum olarak planlanıyor.
Son olarak Erkenci Kuş dizisinde Demet Özdemir ile partner olan Can Yaman Can Borcum dizisinde çok ünlü bir kadın başrol oyuncusu ile partner olacak ancak şuana kadar anlaşılan bir isim yok. Can Borcum dizisinin komedi ve aksiyon türünde olması bekleniyor.
2019 da en çok çıkış yapan oyuncu olan Can Yaman son yıllarda en çok değişen isimlerden biri de oldu. Gönül İşler dizisinde Can Yaman’ı Bedir karakter ile izleyenler şimdiki Can Yaman’ı gördüklerinde tanıyamazlar zira Can Yaman öyle bir kas yaptı ki yaptığı kaslar sonucunda dünyada en çok yıldızı parlayan starlar arasına girdi. Son olarak iş gezisini İtalya’ya giden Can Yaman İtalyan hayranlarının yoğun sevgisi ile karşılanmış ve İtalya sokaklarında ilgiden yürüyememişti.
Erkenci Kuş, Güzel Köylü ve Kardeş Çocukları gibi efsane dizilerin yapımcısı olan Gold Film Can Yaman ile bir efsaneye daha imza atmaya hazırlanıyor. Can Yaman Gold Film’in sahibi Faruk Turgut’un elinde ki senaryoyu görünce bayıldı ve projede yer almak için bir sezonu atlamak zorunda kaldı.
Kuruluş Osman Nerede Çekiliyor? Dizi Seti Nerede? İşte Detaylar Kuruluş Osman Nerede Çekiliyor? Dizi Seti Nerede? İşte Detaylar
Can Borcum Oyuncuları Can Yaman Can Yaman 8 Kasım 1989 İstanbul doğumludur ve 30 yaşının içindedir. Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olan Can Yaman şuanda bir Can Yaman hukuk bürosunun sahibidir ve oyunculuktan arta kalan zamanlarında bürosunda çalışan avukatlara yardım etmektedir. İlk olarak Gönül İşleri dizisinde Sinem Kobal ile yer alan Can Yaman dizi de çok arka planda olan Bedir karakterine hayat verse de dizinin parlayan yıldızı olmayı başarmıştır. Aslında zengin bir aileni oğlu olan Can Yaman avukatlık yaparken hobi olsun diye oyunculuğa başlamış ve yıldızı bir anda parlamıştır.
Daha sponra 2015 de İnadına Aşk dizisinde başrolü kapan Can Yaman Trt 1 de yayınlanan Hangimiz Sevmedik dizisinde bir kez daha başrolde yer almıştır. 2017 de Dolunay dizisinde yer alan Can Yaman 2018 ve 2019 da Erkenci Kuş dizisinde yer almıştır.
Can Borcum dizisine yeni gelen oyuncular oldukça detaylar bu sayfadan sizler ile paylaşılacaktır.
Can Borcum Nerede Çekilecek? Can Borcum dizisinin nerede çekileceği şuanda belli değil ancak şimdiden mekan araştırılmaya başlandı; dizinin hem yurt içi hemde yurt dışı çekimleri olacak; ama Can Borcum dizisi setinde ana mekan İstanbul olacak gibi
Can Borcum Ne Zaman Başlayacak? Can Borcum dizisi ocak 2020 den sonra yayında olacak. Can Borcum dizisinin şuanda hangi kanalda yayınlanacağı belli değil ancak Star Tv ve Show TV gibi kanallar Can Borum dizisi için sırada bekliyor.
Benzer Konular Trt 1 Kore Dizisi Hapishanedeki Çiçek Oyuncu Kadrosu ve Karakterleri Trt 1 Kore Dizisi Hapishanedeki Çiçek Oyuncu Kadrosu ve Karakterleri 18 Kasım 2019 Azize Asya Kimdir? Duygu Sarışın Kimdir? Kaç Yaşında? Azize Asya Kimdir? Duygu Sarışın Kimdir? Kaç Yaşında? 17 Kasım 2019 Kurşun Kerim Paşa Kimdir? (Ünal Silver) Kurşun Kerim Paşa Kimdir? (Ünal Silver) 15 Kasım 2019 İkimizin Yerine Yeni Ganga (Aasiya Kazi) Kimdir? Aasiya Kazi Nereli Kaç Yaşında İkimizin Yerine Yeni Ganga (Aasiya Kazi) Kimdir? Aasiya Kazi Nereli Kaç Yaşında 13 Kasım 2019 Azadlık Saka Oyuncuları Kadrosu Azadlık Saka Oyuncuları Kadrosu 9 Kasım 2019 Limit Dizisi Oyuncuları Kadrosu ve Karakterleri Limit Dizisi Oyuncuları Kadrosu ve Karakterleri 27 Ekim 2019 Yorum yaz Adınız Yorumunuzu buraya yazabilirsiniz. Azadlık Saka Oyuncuları Kadrosu
Türkiye’nin dünyada en çok tanınan ve en yakışıklı başrol oyuncularından Çağatay Ulusoy yeni bir film hazırlığında. Son olarak Netflix’te Hakan Muhafız dizisini iki sezon çeken Çağatay Ulusoy çok beğenilen projesinden sonra kendi film ve dizilerini çekmek için harekete geçti. Daha önce dünyaca ünlü oyuncumuz Erken Petekkaya’da kendi dizisini çekmek için yola çıkmış çektiği Kayıtdışı dizisi tutmayınca ve çok büyük zarar ederek geri yerine oturmuştu. Çağatay Ulusoy ise Erkan Petekkaya’dan ders çıkardı ve yüksek maliyetli bir dizi çekmek yerine bir sinema filmi ile kendini denemeye çıktı.
Daha önce İçerde dizisinde beraber yer aldıkları Nebil Sayın’ı da film için ikna eden Çağatay Ulusoy yeni filmi Azadlık Saka’nın senaryosunu da kendi yazdı. Profesyonel bir senarist olan Tolga Aydın da senaryo için de destek alan Çağatay Ulusoy en çok da Azadlık Saka da yönetmenlik yapacağı için heyecan yaşıyor. Böylelikle Çağatay Ulusoy bir filminde hem yapımcı; hem senarist hemde yönetmen olacak. Türk izleyicisi zaten Çağatay Ulusoy’un 10 parmağında 10 marifet olduğunu biliyor. Daha önce gitarı eline alan Çağatay Ulusoy milyonları peşine takmayı başarmıştı güzel sesi ile.
Çağatay Ulusoy yeni filmi Azadlık Saka için Kırklareli’ne de giderek mekan araştırmaya başladı. Azadlık Saka filmi için bir kaç cast ajansı ile de anlaşan Çağatay Ulusoy çok profesyonel bir iş çıkarmak istiyor ve beyaz perdede rekorlar kırmak istiyor. Son olarak İçerde dizisinden partneri Aras Bulut İynemli’nin 7. Koğuşta ki Mucize filminde yakaladığı başarı da Çağatay Ulusoy’un iştahını kabarttı.
Azadlık Saka Oyuncuları Çağatay Ulusoy 1990 da İstanbul’da hayata gözlerini açan Çağatay Ulusoy 29 yaşındadır ve kariyerinin zirvesindedir. Türkiye’nin açık ara en yakışıklı ve en çok sevilen erkek başrol oyuncusu olan Çağatay Ulusot Best Model of Turkey 2010’da da yakışıklılığı tescillemiştir. İstanbul Üniversitesinde Sulama Sistemleri eğitimi alan Çağatay Ulusoy Ayla Algan ve Akademi 35 Buçuk da oyunculuk eğitimleri almıştır. İlk olarak Adını Feriha Koydum dizisindeki Emir karakteri ile tanınan Çağatay Ulusot başrol olarak başlamadığı bir dizi de başrolü kapan tek oyuncudur herhalde dünyada. Daha sonra dizinin ismi Emir’in Yolu olarak değişmiştir. Medcezir ve İçerde dizileri ile bir dünya yıldızı olan Çağatay Ulusoy son projesi Hakan Muhafız dizisi ile dijitalde tüm dünyanın en çok izlenen dizilerinden birinde baş rolde yer almıştır.
Kuruluş Osman Nerede Çekiliyor? Dizi Seti Nerede? İşte Detaylar
Nebil Sayın 1971 İstanbul doğumlu olan Nebil Sayın 48 yaşındadır. Ankara Üniversitesi Devlet Konservatuvarı tiyatro mezunu olan Nebil Sayın uzun yıllar tiyatroda yer almış ve televizyon işlerinden uzak durmuştur; ancak kendisine Muhteşem Yüzyıl gibi bir diziden teklif gelince dayanamamış ve ilk kez bir dizi de yer almıştır. Daha sonra Suskunlar ve İntikam gibi dizilerde yer alan Nebil Sayın’ın en çok tanındığı proje ise İçerde dizisinde hayat verdiği Coşkun karakteri olmuştur. Daha sonra Ay yapım ile yoluna devam eden Nebil Sayın 2018 de Çukur dizisinde Berber Muhittin karakter ile milyonları ekrana kilitlemeyi başarmıştır. 2019 da ise Payitaht Abdülhamid dizisi kadrosunda yer almıştır. Yasak Elma Fragman Kadın Fragman Bir Zamanlar Çukurova Fragman Elimi Bırakma Fragman Kuruluş Osman Fragman Hercai Fragman Mucize Doktor Fragman Çukur Fragman Kuzey Yıldızı Fragman Dizi Fragmanlar Yeni Fragmanlar Sesli Chat Zalim İstanbul Fragman Benim Adım Melek Fragman Arka Sokaklar Fragman
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2019.11.03 15:42 masalokucomtr Deneme

Deneme
https://preview.redd.it/5l3jwcsxghw31.jpg?width=720&format=pjpg&auto=webp&s=6197574d1e24e06d215b100d74f17e2884fc2541

Bugün Altı Yaşındayım

Bugün ruhum bi garip. Bugün altı yaşındayım. Düşe kalktığım sokaklarda kulağındaki yarım yamalak çeken radyoda türküler dinliyorum. Forsumdan geçilmiyor. Dağlar, tepeler, kırlar benim. Yüksek yerlerde daha iyi çekiyor radyom. Belki de hala bu yüzden seviyorum dağları, tepeleri. Hele bir de bildiğim bir türkü çalıyorsa, benim sesim radyodan daha çok çıkıyor. O kadar mutluyum ki bilmediğim türküye bile eşlik ediyorum. Ahh ne güzel kırlara uzanıp gökyüzüne aşıklar gibi gazeller dizmek. Ahh ne güzel hayatımda para ve madde yok, sadece insanlar ve çocukluğum var. En büyük derdim radyomun biten pili. Biten pili güneşte bekletip, güneş enerjisiyle yeniden çalıştırıyorum, hışırtılı radyomu.. Uçmayı yeni öğrenmiş kuşlar gibi gökyüzünü yeniden keşfediyorum. Kayboluyorum hayallerde… Miss kekik kokuları arasında ruhumu dinliyorum. O kadar kaybediyorum ki kendimi günün bitmek üzere olduğunu akşam serinliğinde esen rüzgarın üşümesi ile fark ediyorum. Apar topar toparlanıyorum. Güneşin yüzünde, beni karanlığa bıraktığı için kızıl bir utanma var. Güneş gidince radyomun da enerjisi bitiyor ve son türkü yarım kalıyor… Ama ben güneşi o kadar çok seviyorum ki bırakıp gitmesine bile kızamıyorum. Son türkümü yarım bıraktın, diyemedim. Hayatımın sadece altı yaşına kadar olan kısmını hatırlıyorum. Eve her gün paçaları çamurlu gelirdim. Babam, bir gün de eve temiz gel, diye kızardı hep bana. Ben ona hiçbir zaman “baba ben gökyüzüne aşık oldum ve gökyüzüne aşık olanın kalbini dünya kirletemez.” diyemedim. Hayatı boyunca fakir yaşamış babama deseydim bu sırrımı, bana “gökyüzüne bakacağına önüne baksaydın paçaların temiz gelirdin eve” diyeceğini biliyordum. Hala önüme bakamıyorum, gökyüzüne bakmaktan ve üstelik hala paçalarım kirli.
Beni hiçbir zaman bırakmayan gökyüzünü ben de bırakmayacağım, paçalarımın kirli olması pahasına da…
Hikaye Oku Hikayeler Hikayeler Kısa
Yazan: Metin Zengin

Papatyalar ve İnsanlar

Daha önce bahar görmemiş gibi tatlı heyecanıyla geldi yine ilkbahar. Çiçekler anavatanına tekrar dönmenin sevinci içinde. Ağaçlar şen şakrak rüzgarla dans etmekte. Bahara aşık ne kadar kelebek varsa hepsi üç günlük ömürlerinin baharına dönüyor. Kuşların mutluluktan uçtuğu tek mevsim olan ilkbaharda yatağına sığmayan nehirler, bahara muştu hacı leylekler ve yeniden şenlenip coşan dağlar tepeler… Güneşin doğduğu yerden gelen ilkbaharda sitemli olan tek çiçek, kırlara sarı ve beyaz elbisesini giydiren papatyalardır. John Steinbeck yaşasaydı, fareler ve insanlar yerine insanlar ve papatyalar diye başlardı, hayat hikayesine. İnsan evladı ne acaip bir varlık! Adına sevmek diyerek, tüm özgürlüklere kafes oldu. Emin olduğu veya olmadığı duygusunun sağlamasını bir papatyanın yaprağına kıyarak yapan insanoğlu hayatta aradığını hiçbir zaman bulamamıştır. Seviyor, sevmiyor diyerek bir papatyanın yaprağında bir kaderi aramak, ne büyük keder!
Deneme Denemeler Hikayeler Hikaye

Beşir Yetişir Yetişir Beşir

Güneşten önce uyanır, adeta güneşe meydan okurdu. Güneşten sonra uyandı mı büyük bir günah işlemiş gibi kendini suçlar, affetmezdi. Bu halini gören ahali, kendisine deli lakabını uygun görmüştü. Deli Beşir demelerine aldırmadan avazı çıktığı kadar bağırarak susardı, “deliyim delilim de yaşamak” diye. Kimse bilmezdi, adı deliye çıkmış Beşir efendinin hikayesini. Aslında kimse onun hikayesini anlayacak ya da anlamaya çalışacak samimiyete de sahip değildi. Herkes kolay yolu bulmuştu; deli, meczup de geç. Kimin umrundaydı ki deli Beşir? Hem dünyalık değildi ki yaşadığı, neden kıymet görsün ki? Yaşam delisi yaptıkları deli Beşir için alaylı ve kafiyeli satırlar da düşünmüştü, dünya akıllıları: “Beşir yetişir, yetişir Beşir” diye. Yine kolayı ve kaybetmeyi seçmişti, akıllılar. Günler ayları, aylar yılları, yıllar Beşir’i kovaladı ve nihayet Beşir de yorgun düştü, yetişemeden. Şimdi kulaklarda “Beşir yetişir, yetişir Beşir” sesleri maziden… Beşir de yetişemedi, yaşayacaklarına. Belki de yetişemeyeceğini bildiği için güneş doğmadan, o kör karanlıkta uykunun canına kıydı. Belki de… Kimse bilmedi bu delinin belkilerini… Aylar mevsim, mevsimler ölüm oldu ama kimse yetişemedi belkilerine, kimse yetişemedi yaşayamadıklarına…
Hikaye Oku Hikayeler Hikayeler Kısa
Yazan: Metin Zengin

Bu Gördüğün Ben Değilim

Kalbimdekilerle bir ömür sussam Senden kaçarken sana yakalansam Ve sadece gözlerinde konuşsam Bu gördüğün ben değilim…
Martı gagasinda bir parça susam Olsun bir umudum sende yaşasam Varlık denizinde sende boğulsam Deniz tutsun beni bir el çırpınırsam
Aşk Şiir Aşk Sözleri Sevgiliye Sözler Şiir Oku Şiirler Aşk Şiirler

İnsan Hangi Kelimelerle Susar

Son kez konuşacağım, ölümlü olmak için… İnsan en çok hangi kelimelerle susar? Sakladıklarımı artık ben de bilmiyorum. Gözyaşlarımla sildim. Duyduklarımı görmüyorum. Gördüklerim beni herkese kör etti. Ama içimdeki çocuk bahçesine duvarlar inşa ettirmem. Ben yalnız da oynarım. Hem yalnızlık öyle herkesle paylaşılmaz ki zaten. Ee konuşacağım dedin ama hala konuşarak susuyorsun! Gökyüzü neden mavi? Kuşlar neden uçuyor? Dağlar neden hala bu yükü taşıyor? Bak hep farklı sorular ama hepsinin cevabı aslında aynı. Sorduğun sorunun cevabı da belki aynıdır…
Deneme Denemeler Hikayeler Hikaye
Yazan: Metin Zengin

Bu Gördüğün Son Bahar

Bir garip rüzgar dokundu duygularıma. Aklım tutsak, kalbim kırık… Umutlar, suskun uçurumlar… Varlık ateşten kor. Bir yalnız ağaç ve son yaprak… Artık ruhum hür… Bu gördüğün son bahar.
Aşk Şiir Aşk Sözleri Sevgiliye Sözler Şiir Oku Şiirler
Yazan: Metin Zengin

Bir Damla Bengisu

Uzun patika bir yol… Güneş, sanki işlenen her günah için, için için yanmakta. Ortalıkta en ufak bir yaşam belirtisi yok. Hayale aldanmış gerçekler kadar uzak bir yerden gelen hayat yorgunu,yaşam delisi bir adam… Bir nefes dinlenmek için nefessiz bir ağacın yarı gölgesinde buldu kendini. Sırtında taşıdığı dünyasından(çantasından) yaşam belirtisi olarak görülen bir şişe su çıkardı. Bir kaç yudum içtikten sonra geri kalanını dalında bir tek yaprağı kalmış bu kuru ağaca bir vefa burcu olarak verdi ve gitti(gelecek). Buna şahit olan bir kuş, hemen gelip nasibini aldı o bengisudan ve o son bir yaprağı kalmış bu kuru ağacın dalına kondu. Sonra diğer kuşlar da o son yaprağın verdiği umutla, kuru ağaçta birer yaprak misali o ağaçta bitiverdiler. Kuru ağaç şaşkın ve yıllar sonra heyecanlı… Kalbinin çarptığını hissetti.
Hey gidi son bir yaprağı kalmış kuru bir ağaç olan dünya, bir damla bengisuya hasretsin sen de, her yürek gibi.
Hikaye Oku Hikayeler Hikayeler Kısa
Yazan: Metin Zengin

Ah İstanbul Ahh

Ahh İstanbul ahh! Bu kadar külfetle bi o kadar sitem dolu sana. Yalnızlığının gölgesinde bi ton umutsuz kalabalık. Ama seni büyük yapan da bu yalnızlığın değil mi? Anlamak seni ve yaşamak o eşsiz ruhunu… Kendi gözyaşlarinda boğulan kız kulen… Yalnızlığının bilinmeyen yüzü Ayasofyan… Ağlayan gökyüzünde açan Gülhanen.. Karacaahmet dedikçe yanan boğazın.. Ölüm telaşını kıskandiran Kapalıçarşın.. Sana gelirken seni unutan Beyoğlun.. Yeditepende sana aşık yedi güzel insan…
Hikaye Oku Hikayeler Hikayeler Kısa
Yazan: Metin Zengin

Zamansız Sorular

Zamansız Sorular Zaman, en gerçek aynayken aynada gördüğün nedir? Düşler, en büyük tuzakken en büyük suç nedir? Hayat, en büyük oyunken en büyük kural nedir? Yalan, tek gerçekse ölüm nedir? Kalp, en hassas teraziyse en büyük ceza nedir?
Aşk Şiir Aşk Sözleri Sevgiliye Sözler Şiir Oku Şiirler
Yazan: Metin Zengin

Gülümseyin Çekiyorum

Fotoğraf çeken ve çektirenlerdeki anlık telaşı bilirsiniz. Hemen tez bir el çabukluğuyla üstbaş düzeltmeler… Ve sizden gülmeniz istenir, içinizdekileri bilmeden. Her şey o anki kare içindir. Çünkü o karenin sonsuz olacağına inanırlar ve o yüzden o karede yalandan da olsa mutlu görünmek isterler.. Hayat kaç kare ya da hayat kaç kere ? Kaç karesinde sonsuz, kaç karesinde ölümlü , kaç karesinde masum, kaç karesinde vicdan mahkumu ve kaç karesinde özgürüz? Ya da insan bir kare içinde ne kadar özgür olabilir ki? Neyse siz bana bakmayın. Hadi gülümseyin çekiyorum…
Deneme Denemeler Hikayeler Hikaye
Yazan: Metin Zengin

Araftaki Boşluk

Geceden süzülen ay ışığı alıyor, kayıp benliğimi. Bir ulvi alemde yalnızlığa dans eden yıldızlar sarmış karanlıkları. Hayale aldanmış gerçekler kadar uzak bir yerlerde arıyorum zamanı. Sonsuzluk hayalinin yolunda yakamozlar canım…
Yazan: Metin Zengin

Derdimiz Sayılar

Benim bu hayatta hiç sayı takıntım olmadı. Sayıyla ifade edilebilen her şey anlamsız ve değersiz geldi hep bana. Bir sayıyla başka bir sayı arasındaki tek fark yine bir sayı sadece. Size bir sır vereyim mi bay bayan insan ? Sayılarla ifade edilemeyen , anlatılamayan duygular gerçektir sadece bu hayatta. Ne kadar mutlusun? Ne kadar yalnızsın? Ne kadar insansın? vs Bizi insan yapan duygularda sayılar sadece bir sembolik yorumlama. Başkada bir kıymeti yok. Şimdi bu adamın neyi var diyeceksiniz? Benim sayılarla ifade edebileceğim hiçbir şeyim yok sayın insan.
Yazan: Metin Zengin
Konu: Denemeler

Dün Bugün Yarın

En yakın durağı ölüm olan uzun bir yoldu hayat..Zamanın bittiği bir zamanda ortaya çıkan DÜN BUGÜN ve YARIN bu yolun ilk yolcuları oldu. Dün pişmanlıklarını düşünmekten gideceği yolu unuttu. Yarın ise içine düştüğü bu endişe bataklığında kendi sonunu yazdı bugünden. En yakın durağa(ölüm) en uzak olan yarın, doğasına aykırı bir tezatla ilk o indi bu durakta. Yarın, bu yolculuğuna son verince onun telaşını da bugün aldı. Yarının telaşı ve dünün pişmanlıkları da sırtına yüklenen bugün, her şeyi eline yüzüne bulaştırdı ve bu yolculuğun ikinci kaybı oldu. Şimdi bu yolculukta geriye sadece dün mü kaldı ? Dedi boşluk!
Hayır! Eğer dün yaşasaydı, bugün ölmezdi zaten dedi, olmayan zaman. Ne kadar zor bir yolmuş bu? Kimse kalmadı, dedi boşluk. Aslında o kadar da zor değil. Her şey sadece bir adıma bağlı. Yarına bir adım atacaksın ama dünden de bir adım uzaklaşmayacaksın, dedi zaman. Ama bu nasıl olur ki ? ileriye bir adım at ama geçmişten de uzaklaşma! Marifet bu yaa ! Yoksam herkes yaşardı, dedi zaman. Nerden mi biliyorum bunu? Çünkü ben de öldüm !
Yazan: Metin Zengin
Konu: Hikayeler

Eskidi Zaman

Eskidi zaman, tren raylarında. Geçmişe düştü notlar, gözyaşlarıyla. Beklemek, ölüm tabutunda açacak çiçekleri. Var mi gökyüzünden haber, gidenlerden? Neden küskün uçuyor kuşlar? Bir şiirlik ömrümüz vardi. Onu da uçurtma yapıp uçurttuk suskun uçurumlara. Belki de bu yüzden hüzünlü uçuyor kuşlar. Gelmedi baharı bekleyen gözler. ..
Yazan: Metin Zengin

Yokluğun Kader

Avazın çıktığı kadar suskun Sustuğun kadar yandın Yandığın kadar varlığın Varlığın kadar yokluğun Yokluğun kader….
Yazan: Metin Zengin

Onu Bekledi

Yorgun ve hüzünlü bir gecenin gölgesine karışıyordu.. Yüzünde esen sert poyraza rağmen üşümüyordu. Kulaklarında hafif bir tınıyla onu yaşıyordu. Yüreği yansa duymayacak kadar bi haber kendinden… Öylece yürüyordu. Yürüdükçe düşündü. Düşündükçe yürüdü. Yürüdüğü yaşam yolu dünyadan başka ne sunmuştu ki?
Yüzü gölgelendi.. Sonra sessizliğe gömüldü. Her adımda bir zaman tutulması yaşıyordu. Iraklar gibi uzun uzun terkediyordu bu bedeni. Mevsimlerin yaşanmadığı, zamanın bittiği bu kentte daha kalamazdı… Zaman dondu bi an… Sonra beyninde şimşekler çaktı. Böyle düşündüğü için suçluluk duymaya başladı. Başka bir gökyüzü var miydi ki? Kimden , nereye kaçacaktı? “insan önce kendinden özür dilemeli sonra af dilemeli” sözlerini hatırlamıştı. Hem bu sözü de o söylemişti. Bunu nasıl yok sayabilirdi ki? Belki söylenecek çok söz , çok sitem vardi ama Süleymaniye’nin hatırı vardı. Kapısında çöktü… Onu bekledi.
Yazan: Metin Zengin

BEN i Öldür Bu Mevsim Değişsin

İster kuzeyden güneye, ister güneyden kuzeye ya da doğudan batıya veya batıdan doğuya gidin artık her yer soğuk. Hepimiz tek bir mevsimi yaşıyoruz:”Ölüm”. Bu mevsimde bırakın ağacı çiçeği, insan bile yetişmez. Kim bizi inandırdı, savaştan sonra barışın geleceğine? Daha kaç barış öleceğiz, savaş için? Suçlu mu kim? Çare mi ne? Hangi soru daha önemli acaba? Bakın sorunun altında 4 veya 5 hazır seçenek olmayınca düşünmeyi bile unutmuşuz. Ya yazılmayan ama daha keskin çözümlü başka bir seçenek daha varsa! Kafan çok mu karıştı? Düşünmeye başladın, ondandır. Kızma hemen ,sana demedim. İçimdeki BEN le kavga ediyorum. Zaten tek bir savaş olmalı, o da BEN le… Ee sen de bir şeçenek sundun, sistem gibi; der halin! Tamam korkma ben sistem değilim! Biraz düşünürsen sen de bir sürü seçenek üretebilirsin zaten. Nasıl mı? Bak yine düşünmeyi unuttun! Sistemin sana müsade ettiği kadar düşünmen varlığına delil değil, bay varlık! Çok uzattın amaa!! Bak ne güzel, yine düşünmeye başladın. Biraz daha zorlayalım mı o varlığına inandığımız ama kullanmadıkça bize yük olan kutsal emaneti? Dur hemen heyheylenme! Dedim ya BEN le kavga ediyorum. Yaa ne uzattın amaa! Ben uzatmadım bay varlık, hayat kısa ondan. Tamam tamam söylüyorum, patlama hemen. Suçlu kim demiştin? Bize aynada kalbimizi göstermeyen aklımız. Çare ne demiştin? “BEN i öldür, bu mevsim(ölüm) değişsin. Şeyy sen ama senn…. Hiç bana öyle bakma! Aklım olsaydı bunları yazamazdım….
Yazan: Metin Zengin
Kaynak: https://masaloku.com.tdeneme
submitted by masalokucomtr to u/masalokucomtr [link] [comments]


2019.06.11 16:17 fragmanlife Hercai Dizisi Oyunculari Yapimcisi Yonetmeni Konusu Kanali ozeti

Hercai Dizisi Oyunculari Yapimcisi Yonetmeni Konusu Kanali ozeti Çok yakında ekranlara yeni bir dizi daha geliyor. Adı Hercai olan dizi 2019-2020 yeni sezonunda izleyici ile buluşacak. Güçlü kadrosuyla dikkat çeken ‘Hercai’de Gülçin Santırcıoğlu, Macit Sonkan, Tansu Taşanlar, Oya Unustası, İlay Erkök, Servet Pandur, Edip Saner, Güneş Hayat, Gülçin Hatıhan, Aydan Burhan ve İnci Şen başlıca rolleri paylaşıyorlar.
Hercai Dizisi Oyuncuları Karakterlerine göz atacak olursak; Miran Aslanbey, Reyyan Şadoğlu, Yaren Şadoğlu, Azat Şadoğlu, Gül Şadoğlu, dedeleri Nasuh Şadoğlu, Reyyanın babası Hazar Şadoğlu, Annesi Zehra Şadoğlu, Miranın eşi Gönül Aslanbey ve Miranın Annesi, Cihan ve Handan Şadoğlu ise Yarenin anne babası olarak Hercai dizisinin kadrosunda bulunuyorlar. İşte resimlerle Hercai dizisi oyuncu kadrosu:
Hercai dizisi oyuncu kadrosunda kimler var? Karakterleri Hercai dizisi oyuncu kadrosunda kimler varHercai dizisi oyuncu kadrosunda tüm karakterler
Hercai dizisi oyuncu kadrosu
Bizde bu konumuzda sizler için Hercai Dizisi Oyuncuları Yapımcısı Yönetmeni Konusu Kanalı Özeti çıktığında Fragmanı ve Hercai dizisi nerede çekiliyor sorularına cevap vermeye çalışacağız. Hemen başlayalım Hercai dizisi hakkında detaylı bilgiler vermeye..
Atv’nin yönetmen koltuğunda Cemal Şan’ın oturacağı Mia Yapım imzalı Hercai dizisinin kesinleşen oyuncuları: Akın Akınözü – Miran Ebru Şahin – Reyyan Gülçin Santırcıoğlu – Sultan Aslanbey Macit Sonkan – Nasuh Ağa Oya Unustası – Gönül İlay Erkök – Yaren Tansu Taşanlar – Azad Serhat Tutumluer – Reyyanın babası Hazar Edip Saner Serdar Özer – Cihan Şadoğlu Ayda Aksel – Azize Ebrar Demirbilek – Gül Şadoğlu Güneş Hayat – Esma Feride Çetin – Reyyanın annesi Zehra Gülçin Hatıhan – Handan Şadoğlu Aydan Burhan – Hanife İnci Şen – Nigar
Hercai Dizisi Reyyan’ı canlandıran Ebru Şahin Kimdir? Reyyan Hercai dizisinin kadın başrolü. Reyyan annesinin ilk evliliğindendir. Bu yüzden gerçek Şadoğlu değildir. Ama Miran bunu bilmediği için Reyyanla evlenerek Şadoğlu ailesinden intikam almayı planlar. Reyyan ise Miran’ın ona olan hislerini aşk zanneder. Reyyan ona aşık olur ancak zamanla Miran’da ona aşık olacaktır.
Hercai dizisinde Reyyan karakterini Ebru Şahin canlandırıyor. Ebru Şahin 1994 doğumludur. Atölye Craft Kamera Önü Oyunculuk ‘ta oyunculuk eğitimleri alan güzel oyuncu bu zamana kadar bir çok reklam filmi ve dizi de yer almıştır. Ebru Şahin Babam ve Kan Parası filmlerinde rol aldı.
Hercai dizisinin başrolü olan Ebru Şahin’in daha önceki dizileri ; Savaşçı, Yasak Elma, İstanbullu Gelin. Güzel oyuncu Hercai dizisinde Reyyan’ı canlandıracaktır. Hercai dizisinde Reyyan kendini şöyle anlatıyor; ” Ben mucizelere inanırım, aşka hercai kelebeklere, ne zaman hayal kursam hoyrat bir el dağıtır hepsini. Ben Reyyan Şadoğlu Kaf dağının ardındaki masal prensesi bir kötü devin esiriyim. Bir gün bitecek bu esaret ve o gün başlayacağım kendi güzel masalımı anlatmaya. ”
Hercai Dizisi Miran’ı canlandıran Akın Akınözü Kimdir? Miran Hercai dizisinin başrolü. Miran küçüklükten intikam hırsıyla büyütülmüştür. Bu yüzden de kimseyi sevmeyi düşünmemiştir. Reyyan’ı ilk gördüğünde aşk kalbindeki çatlaktan yüreğine sızar. Ama o bunun farkına varamaz. O Reyyanla evlenerek Şadoğlu ailesini cezalandıracağını düşünür. Ancak Reyyan Şadoğlu kanından değildir bakalım bu bilgiyi ne zaman öğrenecek Miran?
Hercai dizisinde Miran karakterini canlandıran Akın Akınözü Kimdir? Akın Akınözü 1990 yılında doğmuştur. Akın Akınözü oyunculuk üzerine eğitimler almıtşır. Azrail isimli bir kısa filmde rol almıştır. Akın Akınözü Arkadaşlar İyidir, Payitaht Abdülhamid ve Aslan Ailem dizilerinde rol almıştır.
Hercai dizisinde Miran Aslanbey kendini şöyle tanıtıyor; ”Yüreğimin bir yanı aşk bir yanı intikam. Öyle çok nefret var ki içimde, sevmeyi bilmiyorum dedim hep. Oysaki aşkın bir küçücük çatlaktan sızıp kök salabileceğini bilmiyordum.”
Hercai Dizisi Gülçin Santırcıoğlu Kimdir Hangi Rolde Oynayacak? Hercai dizisinde Sultan karakterini canlandırıyor. Sultan Miran’ın annesidir. Miran’ın intikam planında onun yardımcıdır. Şadoğlu ailesinden intikam almak için Gönül’ü sakinleştirme görevi de ona düşer.
Aslanbey ailesinin konağında Hanımağa Azize’nin entrikacı gelini Sultan’a ise Gülçin Santırcıoğlu hayat verecek. Hercai dizisinde Gülçin Santırcıoğlu Sultan karakterini canlandıracak. Ekranlarda yeni bir Hürrem Sultan rüzgarı esecek. Hercai dizisinde rol alan Gülçin Santırcıoğlu Kimdir? 1977 yılında İzmir de dünyaya gelen oyuncu Dokuz Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Opera Şan bölümü mezunu oldu. 2002 yılında İstanbul’a geldi ve Gül Sabar’dan şan eğitimi aldı. Çeşitli gruplarda solistlik yaptı. Sonrasında şan eğitmenliği yaptı.
2005 yılında rol aldığı Türev filmi Altın Portakalda en iyi film ödülü aldı. Dizi oyunculuğunun yanı sıra dizi müzikleri seslendirdi. Elveda Rumeli, Doktorlar, Sensiz Yaşayamam, Bir Çocuk Sevdim, Böyle Bitmesin, Osmanlı Tokadı, Kara Ekmek dizilerinde rol aldı.
Hercai Dizisi Macit Sonkan Kimdir Hangi Rolde Oynayacak? Hercai dizisinde Nasuh Ağa sert kişiliği ile dikkat çekiyor. Reyyan için gelen kısmeti yani Miran’ı Yaren’le evlendirmek istese de bunu başaramaz. Çünkü onun için Miran Aslanbey iyi bir kısmettir ve öz torunu bu kısmetle evlensin ister.
Mardinli iki ailenin etkileyici hikâyesini konu alan dizide Şadoğlu sülalesinin lideri Nasuh Ağa’yı ise Macit Sonkan canlandıracak. Macit Sonkan Kimdir? 1953 İstanbul doğumlu. Güzel Sanatlar Tiyatro Oyunculuk bölümü mezunudur. 1978 yılında hem tiyatrolarda hem sinema televizyonlarda rol almaya başlamıştır. Macit Sonkan bu zaman kadar tiyatro oyunculuğunun yanı sıra 40 ı aşkın dizi ve filmde rol aldı.
Hercai Dizisi İlay Erkök Kimdir Hangi Rolde Oynayacak? Hercai dizisinde Yaren karakterini canlandıracak. Yaren Miran’a aşıktır ve kendisinin olacağı gelinliğin içinde Reyyan’ı görmek onun Reyyandan nefret etmesine sebep olmuştur. Yaren onun ihanete uğradığını ilk gecenin ardından geri gönderileceğini bilmesine rağmen susar ve intikamını bu şekilde almıştır. Annesi onun her yanlışını ört bas ettiği için Yaren her seferinde daha büyük yanlışlar yapmaktadır.
Hercai dizisinde İlay Erkök Yaren karakterini canlandıracak. İlay Erkök Kimdir? 1993 yılında İstanbulda rol almıştır. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı tiyatro bölümü mezunudur. 2013 yılında Güneşi Beklerken dizisi ile oyunculuğa adım atmıştır. Bir süre Tolga Çevik’in asistanı olarak çalıştı. İnadına Aşk ve Hayatımın Aşkı dizilerinde rol aldı. Şimdi de Hercai dizisinde Yaren karakterinde rol alacak.
Hercai Dizisi Oya Unustası Kimdir Hangi Rolde Oynayacak? Hercai dizisinde Gönül karakterini canlandıran Oya Unustası dizi de Miran’ın amcasının kızıdır. Onunla evlenmek zorunda bırakılmıştır ancak Gönül onu sevmektedir. Miran ise içindeki kin ve intikam duygusundan dolayı kimseyi sevmeyi düşünmemiştir. Gönül Miran’ın bir gün kendini sevme ihtimaliyle yaşarken onun Reyyan ile düğününe katılmak zorunda bırakılır.
1988 yılında İstanbulda dünyaya geldi. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Flüt Bölümü mezunudur. Ayla Algan’dan oyunculuk ve sahne sanatları eğitimi aldı. Kaybedenler Kulübü, Diriliş Ertuğrul, Kalbim Ege de Kaldı dizilerinde rol aldı.
Oya Unustası Kaybedenler Kulübü, İzmir Çetesi, Sevdaluk, Beyaz Karanfil, Kalbim Egede Kaldı, Masum Değiliz ve Diriliş Ertuğrul dizilerinde rol aldı. Oya Unustası dizisi yeni dizisi Hercai dizisinde Gönül karakterini canlandıracaktır. Gönül Miran’ın Şadoğlu ailesinden Reyyan ile olmasını hiç istemez. Ancak engel olamaz.
Hercai dizisi Azat Şadoğlu Kimdir? Tansu Taşanlar Bilgileri Tansu Taşanlar Hercai dizisinde Azat rolünü canlandırıyor. Azad Reyyan’a aşıktır. Reyyan ile evlenme planları kurarken bir gün Miran’ın gelip Reyyanı istemesi üzerine tüm hayalleri yıkılır. Reyyan’ı Miran’dan ayırmak için çabalasa da bunu başaramaz. Reyyan’ın aşkıyla yanmaktadır.
Hercai dizisinde Azat rolünü canlandıran Tansu Taşanlar 1984 yılında Ankara’da doğmuştur. Selçuk Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nde okumuştur. 2008 yılında ilk kez Küçük Kadınlar dizisinde rol almıştır. Vatanım Sensin, Analar ve Anneler, Kara Para Aşk, Veda,Muhteşem Yüzyıl, Yalancı Bahar, İzmit Çetesi ve Bir Bulut Olsam dizilerinde rol almıştır.
Hercai dizisi çocuk oyuncusu olan Gül Şadoğlu kimdir kim canlandırıyor TIKLA…
Hercai Azize Aslanbey Kimdir Ayda Aksel Bilgileri Azize Hanım Hercai dizisinde Aslanbey ailesinin en büyüğüdür. 3 oğlunu 2 gelinini toprağa vermiştir. Onların intikamını almak için tam 27 yıl önce intikam yemini etmiştir. Bu intikamı almak için Miran’ı küçüklükten beri intikam hırsı ile büyütür. Azize Hanım yıllar sonra Miran’ın Reyyan ile evlenmesi sonucu intikamını alacağını düşünür.
Hercai dizisinde Azize Hanım’ı canlandıran Ayda Aksel 1962 İstanbul doğumludur. Mimar Sinan Üniversitesi Tiyatro Bölümü mezunudur. Ayda Aksel’in rol aldığı yapımlar; Üç İstanbul, Yaprak Dökümü, Yıldızlar Gece Büyük, Kurtuluş, Kıvılcım, Çekirdek Aile, Halk Düşmanı, Adı Aşk Olsun, Hatırla Sevgili, Esir Kalpler, Ev Alma Komşu Al, Kördüğüm, Zengin Kız Fakir Oğlan, Bir Erkeğin Anatomisi, Cumhuriyet, Kaçıklık Diploması, Sınav, Behzat Ç. Seni Kalbime Gömdüm, Bir Avuç Deniz, Mandıra Filozofu, Gönülçelen ve Poyraz Karayel gibi bir çok projede rol almıştır. Son olarak Tutsak dizisinde rol aldı.
Hercai Hazar Şadoğlu Kimdir Serhat Tutumluer Bilgileri Hercai dizisinin Hazar Bey’i Şadoğlu Ailesi’nin en büyük erkek evladıdır. Hazar Şadoğlu babasının üzerine söz edemez. Hercai dizisinde babasından sonra sözü geçen isimdir. Dürüst, çalışkan, sevilen, sayılan, güven duyulan bir insandır.
Hercai dizisinde Hazar Bey’i canlandıran Serhat Tutumluer 1972 yılında Eskişehir’de doğdu. Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro bölümünde okudu. 1995-1997 yılları arasında Ankara Devlet Tiyatrosu’nda çalıştı. İstanbul’da kurucularından biri olduğu Talimhane Tiyatrosu’nda oyunlar oynamaktadır. Başarılı tiyatrocunun rol aldığı diziler; Çaylak, Esir Kalpler, Ezo Gelin, Ay Işığı, Kül ve Ateş, Umutsuz Ev Kadınları, Filinta, Oyunbozan, Vatanım Sensin dizilerinde rol aldı.
Hercai Handan Şadoğlu Kimdir Gülçin Hatıhan Bilgileri Hercai dizisinde Handan rolünü canlandıran oyuncu Gülçin Hatıhan ilk tiyatro eğitimini M.S.M.’de aldı. Gülçin Hatıhan Kocaman Ailem, İstanbullu Gelin, Poyraz Karayel, Suskunlar, Avrupa Avrupa Bir Günah gibi son yıllarda oynadığı dizilerdir.
Handan Şadoğlu kendini şu şekilde tanıtıyor. ” Hem ağa kızıyım hem ağa gelini. Şanıma yakışır bir erkek doğurdum bu konağa. Şadoğlu soyu benim oğlumun üzerinden yürüyecek. Eksiğim yok belki fazlayım bile bu konağa. Kendi tahtımı yaptığım gibi kendi bahtımı da bırakmam şansa.”
Hercai Zehra Şadoğlu Kimdir Feride Çetin Bilgileri Hercai dizisi Zehra Şadoğlunu canlandıran oyuncu Feride Çetin. Feride Çetin 1980 doğumludur. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo TV Sinema Bölümü’nden mezun oldu. İngilizce, Almanca ve İspanyolca dillerini bilen Feride Çetin oyuncu, çevirmenlik, gazetecilik yaparken, yönetmenliğini üstlendiği 15 kısa filmi de bulunmaktadır. 13. Uluslararası Altın Koza Film Festivali’nde En iyi Kadın Oyuncu ve 17. Ankara Film Festivali’nde Umut Veren Genç Kadın Oyuncu ödüllerini almıştır.
Hercai dizisi Zehra Şadoğlu kendini şöyle tanıtıyor. Parada mülkte gözüm olmadı benim. Geç oldu ama yüzüm güldü Çok şükür. Bir eş verdi bana iki de kız. Mutluyum ama içimde inceden bir sızı var. Korkuyorum diyor. Önce küçük kızının vurulması sonra da Reyyanın konaktan gidişi ile yüreği parçalanan Zehra hanım dizinin en hüzün dolu karakteri..
Hercai Cihan Şadoğlu Kimdir Serdar Özer Bilgileri Hercai dizisinde Cihan karakterini canlandıran oyuncu Serdar Özer. Serdar Özer Kimdir? 1980 İstanbul doğumludur. Oyunculuk kariyerine Hekimoğlu dizisi ile başladı. Küçük Kadınlar, Emret Komutanım, Kaderimin Yazıldığı Gün, Bana Sevmeyi Anlat, Cesur ve Güzel, Kızlarım İçin dizilerinde oynadı.
Cihan Şadoğlu Yaren ve Azat’ın babasıdır. Nasuh’un oğlu Hazar’ın kardeşidir. Cihan Ağa olmak için hırsı var içinde.
fragmantv seslisohbet fragmanlar seslichat
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2019.01.17 20:24 fragmanlife Ezra Dizisi Hikayesi ve Oyunculari

Ezra Dizisi Hikayesi ve Oyunculari Dizide; Ezra, Gazzeli dünyalar güzeli bir kız. Çocukken yetimhaneden çalınan küçük kız kardeşinin izini İtalya'da bulunca, onun yanına gitmek için Gazze'den kaçıyor. Ancak, bindiği mülteci teknesi Kıbrıs açıklarında batınca, teknedeki bütün mülteciler ölüyor ve bir tek Ezra kurtuluyor. Ezra'yı kurtaran dünyanın en zengin işadamlarından Çahangir Hüseyinov, daha ilk görüşte bu dünya güzeli deniz kızı Ezra'ya aşık oluyor.
Aynı anda, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi'nde başkomiser olan “Tek Tabanca” lakaplı Mustafa ve yardımcısı Ömer, kaçak altın kuryesi kılığında Çahangir ile görüşmeye gidiyorlar. İşte tam orada, Gazze’li Ezra ile Tek Tabanca Mustafa'nın yolları kesişiyor. Mustafa'nın polis kimliği, Çahangir karşısında deşifre olunca, mekandan kaçmak zorunda kalıyor. Ezra’da, Çahangir'den korkunca, Ezra'nın kaçıp sığınabileceği tek yer Mustafa'nın yanı oluyor.
Yönetmenliği ve senaryosu Tayfun Güneyer’e ait olan Ezra’nın oyuncu kadrosunda; Rüveyda Öksüz, Yusuf Çim, İsmail Filiz, Nurana Bagieva, Serkan Şenalp, Zeynep Koltuk, Gökhan Bekletenler, Doğukan Polat, Umut Özkan, Abdurrahman Yunusoğlu ve Asuman Dabak yer alıyor.
Rüveyda Öksüz Cesur Yürek / Berrin(Rüveyda Öksüz) Genç ve idealist bir avukat olan Berrin, hayatını hukuk mücadelesine adamıştır. Adaletin ancak hukuk devleti ilkeleriyle sağlanabileceğine inanır. Hukuk sistemi dışında kalan hak arayışlarının zorbalığa ve adaletsizliğe yol açacağına bütün kalbiyle inanan Berrin için, aşık olduğu adamın adaleti kendi elleriyle dağıtmaya karar vermiş bir kabadayı olması yaşayacağı en büyük ikilemdir.
Rüveyda Öksüz Kimdir, Kaç Yaşında? Miss Turkey 2013 birincisi olan Ruveyda Öksüz 24 Mayıs 1994 İstanbul doğumludur. Aslen Rizeli olan Ruveyda Öksüz, İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay bilimleri öğrencisidir. Türkiye'yi Miss World 2013'te Endenozya'nın Bali Adası'nda yapılan yarışmada temsil etti. 2014 yılında Tayfun Güneyer'in yazıp yönettiği, Yusuf Çim ve İsmail Filiz ile birlikte başrolü paylaştığı Ezra dizisinde Gazzeli tıp öğrencisi Ezra karakterini canlandırmıştır.
Rüveyda Öksüz’ün Oynadığı Diziler Ezra / Ezra / 2014
Sen Benimsin / Nağme / 2015
Cesur Yürek / Berrin / 2016
Yusuf Çim YUSUF ÇİM (CAN YİĞİT) Kudret Fettah’ın evladı gibi büyütüp şirketini emanet ettiği, adil ve güvenilir biridir. Fettah ailesine sarsılmaz bir sadakatle bağlı olan Can, ailenin biricik kızı Hande’yle evlilik yolunda ilerlerken, Ferah’ın hayatına girmesiyle gerçek aşkla tanışır.
Yusuf Çim Kimdir, Kaç Yaşında? Akademi 35.5 Sanat Evinde oyunculuk eğitimi almıştır. 2009 yılından itibaren birçok markanın ve derginin katalog çekimlerinde yer almıştır. 2011 Best Model of Turkey öncesi ve sonrası birçok defile de boy göstermiştir. Müzik kariyeri 2013 Ağustos'da çıkardığı "Olsun Bi Kere" EP Albümüyle başlamıştır. Yer aldığı bazı diziler: Çilek Kokusu, Hanım Köylü, İçimdeki Fırtına, Seven Ne Yapmaz’dır.
izinin senaryosunda seyirci adeta yeni bir serüvenin içerisine sürüklenecek. Dizide; Ezra, Gazzeli dünyalar güzeli bir kız. Çocukken yetimhaneden çalınan küçük kız kardeşinin izini İtalya'da bulunca, onun yanına gitmek için Gazze'den kaçıyor. Ancak, bindiği mülteci teknesi Kıbrıs açıklarında batınca, teknedeki bütün mülteciler ölüyor ve bir tek Ezra kurtuluyor. Ezra'yı kurtaran dünyanın en zengin işadamlarından Çahangir Hüseyinov, daha ilk görüşte bu dünya güzeli deniz kızı Ezra'ya aşık oluyor.
Aynı anda, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi'nde başkomiser olan “Tek Tabanca” lakaplı Mustafa ve yardımcısı Ömer, kaçak altın kuryesi kılığında Çahangir ile görüşmeye gidiyorlar. İşte tam orada, Gazze’li Ezra ile Tek Tabanca Mustafa'nın yolları kesişiyor. Mustafa'nın polis kimliği, Çahangir karşısında deşifre olunca, mekandan kaçmak zorunda kalıyor. Ezra’da, Çahangir'den korkunca, Ezra'nın kaçıp sığınabileceği tek yer Mustafa'nın yanı oluyor.
2013 Miss Turkey birincisi Rüveyda Öksüz, çekimleri devam eden ve yakında SHOW TV ekranında izleyicilerle buluşacak olan 'Ezra' dizisi için iddialı konuştu. Yarışmadan sonra bir çok oyunculuk teklifi aldığını söyleyen Öksüz, 'Muhteşem bir projeyle oyunculuk hayatına girdim. Uzun soluklu bir dizi olacağına inanıyorum' dedi
RÖPORTAJ: Neziha KARTAL
SHOW TV'nin fragmanı yayınlandığından beri merakla beklenen yeni dizisi 'Ezra'nın çekimleri sürüyor. Yakında izleyicilerle buluşacak dizide Ezra karakterini, 2013 Miss Turkey birincisi olan Rüveyda Öksüz canlandırıyor. İlk oyunculuk deneyimi olan deneyimini yaşayacak olan Öksüz ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Hem kendisini çok heyecanlandıran diziyi hem de hakkında merak edilenleri konuştuk...
2013 Miss Turkey birincisi, seçildikten sonra hayatınız değişti. Yarışmaya katılmaya nasıl karar verdiniz?
Benim çocukluk hayalim Türkiye güzeli olmaktı. Yarışmaya hayallerimi gerçekleştirmek için girdim ve ikinci hayalim gerçek oldu.
Birinci hayaliniz neydi?
Üniveristeyi kazanmaktı. Onu da başarmıştım. Astronomi ve Uzay Bilimleri bölümünde okuyorum.
Okula devam ediyor musunuz yoksa bitti mi?
Üçüncü sınıfım ama not ortalamam düşmesin diye bu yıl okulu dondurdum. Sonrasında devam edeceğim. Okulum benim için ayrı bir kültür. Bundan sonra oyunculuk yapacağım. Okulu zaten kültür için okuyordum.
Oyuncu olmak var mıydı aklınızda?
Yarışmaya girerken böyle bir düşüncem yoktu, yarışmadan sonra teklifler gelmeye başlayınca oluştu. Bundan sonra mesleğim oyunculuk. Şu an olmak istediğim yerdeyim. Muhteşem bir projeyle oyunculuk hayatına girdim.
Daha önce oyunculuk eğitimi aldınız mı?
Önceden aldığım bir eğitim yoktu ancak dizi öncesinde Betül Alganatay'dan kısa bir oyunculuk eğitimi aldım.
'Ezra' sizin ilk oyunculuk deneyiminiz. Kabul etme sebebiniz nedir?
Birçok teklif geldi ancak bu projeyi kaçırmak istemedik. "Tamamdır" dedik ve girdik.
Çok uzun ömürlü olacağına inıyorum. Benim için hem oyunculuk adına önemli bir adım hem de gerçekten inandığım bir proje. 'Ezra' geldiğinde "Ben Ezra olmalıyım" dedim.
Ezra nasıl biri, dizide ne anlatacaksınız?
Ezra Filistinli bir tıp öğrencisi. Bütün ailesini İsrail saldırılarında kaybediyor. Küçük kız kardeşiyle yetimhanede büyüyorlar. Ancak kızkardeşi başka bir aileye satılıyor. Kaçmaya karşı ancak sırf kardeşini bulabilmek için Gazze'den arkadaşlarıyle birlikte İstanbul'a geliyor.
Gazzeli bir kızı canlandıracaksınız, rolünüze nasıl hazılanıyorsunuz?
Bu konuda yönetmenimizin çok büyük yardımları oluyor. Çekimler başlamadan önce konuşuyoruz, ne yapmam gerektiğini nasıl hissetmem gerektiğini anlatıyor.
Filistin konusunu daha önce hiç araştırmış mıydınız?
Çok güncel bir olay olduğu için haberleri takip eden herkes bilir. Herkes kadar konuyla ilgli bilgim vardı ancak detaylı bir araştırma yapmamıştım. 'Ezra' sayesinde araştırma ve okuma fırsatı buldum.
Ezra karakterinin tepki almasından korkuyor musunuz?
Dizimizin konusu İsrail-Gazze konusu değil. Ezra Gazzeli bir kız ancak hikâye İstanbul'da geçiyor. Dizinin içinde çok farklı konular var. Komedi de var, aşk da var. Sadece Gazzey'i konu alan bir dizi olmayacak. Bu dizinin uzun ömürlü olacağına inanıyorum.
Siz gibi başrolü paylaştığınız Yusuf Çim'in de ilk oyunculuk deneyimi. Kimyanız tuttu mu?
Yusuf'la olan çekimlerim henüz başlamadı. 1-2 tane tanıtım çektik o kadar. Çekimler yeni başladığı için şuan Ezra'nın Gazze'deki hayatıyla ilgili çekimler yaptık. Ama iyi anlaştık, güzel bir uyum yakalayacağımıza inanıyorum.
Oyunculukla ilgili hayalleriniz neler?
Ben hayallerimi gerçekleştirerek ilerliyorum. Okulu kazandım, Türkiye güzeli oldum şimdide harika bir dizide, birbirinden değerli oyuncularla başrol oynuyorum. Başarısız olmak istemem.
Miss Turkey 2014 güzeli Amine Gülşe'ye tacınızı devrettiniz. Amine Gülşe'yi beğeniyor musunuz?
Tabii ki beğeniyorum. Zaten Miss Turkey'in çirkin kız çıkarttığı olmamıştur. Geçmişten günümüze kadar olan bütün Miss Turkey birincilerini çok beğeniyorum. Türkiye'de çok göz önünde olan insanlar da var aralarında ve hepsi çok güzel. Genel olarak Türk kadınlarını beğeniyorum.
Türkiye güzelisiniz ve birçok erkeğin hayal ettiği kişisiniz. Peki, sizin hayalindeki erkek nasıl biri?
Dürüst olması çok önemli. Hayatta en değer verdiğim şey dürüstlüktür.. Güçlü olmalı, ayakları yere sağlam basmalı. Aslında her kızın istediği şeyleri istiyorum diyebilirm. Tabiki duygu daha ön planda ama dış görünüş de önemli. Erkeğin yapılı olmasını tercih ederim. Her kadın, göbekli bir erkek yerine spor yapan, formda olan bir erkek ister.
Beğendiğiniz bir erkek var mı?
Biraz klişe olacak belki ama David Beckham'ı çok beğeniyorum.
Boş zamanlarınızda neler yaparsınız?
Okulumdan dolayı uzay gözlemini çok seviyorum ve yüzmeye bayılıyorum. Suyun beni rahatlattığına inanıyorum.
Formunuzu korumak için nelere dikkat ediyorsunuz?
Dürüst olmak gerekirse sadece geceleri yemek yemiyorum. Kilo aldığım zamanlar dışında diyet yapmıyorum ve gün içinde canım ne isterse yiyorum. Zaten gece yemek yemediğim için pek fazla kilo almıyorum.
En sevdiğiniz ve sizi anlattığına inandığınız renk nedir?
İkizler burcu olduğum için ruh halim çok değişkendir. Bir gün en sevdiğim renk siyahken diğer gün beni pembenin anlattığını düşünebilirim. O yüzden kesin bir şey söyleyemem. Her rengi içimde barındırıyorum.
fragmantv seslisohbet fragmanlar seslichat
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2019.01.15 20:36 fragmanlife 4N1K ilk Ask dizisi konusu ve oyunculari

4N1K ilk Ask dizisi konusu ve oyunculari Yaprak, çocukluktan beri kızlar dünyasından uzak, yanı başındaki dört adamdan oluşan rengarenk bir dünya kurmuştur kendine. Bir gün bu dünya, gizemli bir biçimde hayatına giren Barış’ın oyunlarıyla değişir. Bu değişim, onu kendisine ve kızlar dünyasına doğru bir keşfe çıkarır. Artık bir seçim yapmak zorundadır; ya bir ‘masal prensi’ni ya da ‘gamzeli kahraman’ı seçecektir…
Aşktan, okuldan, ailelerinden yana tam manasıyla bela mıknatısı olan; her zorluğu birbirlerine tutunarak aşan bu beş gencin; çocukken verdikleri o söz, her arıza durumda yineledikleri o cümle, hikayemizi en iyi şekilde özetlemektedir aslında:
Gözde Mutluer kimdir? Yaprak Ayvaz Gözde Mutluer Gözde Mutluer Yaprak Ayvaz Etrafındaki kızlara pek benzemiyor. Topuklu ayakkabıyla yıldızı barışmayanlardan, converse'lerim olmadan asla kafasında. Annesi, yani onun deyimiyle ''anakraliçesi'' Oya'nın, babası Taner'in bu hayattaki ağır imtihanı... Okulda da rahat durmuyor. Kınama ve uzaklaştırma koleksiyonu var. Ali'nin yıllardır aşık olduğu ama açılamadığı kız. Etek, eyeliner ve pembe renk gibi ömründen ömür götüren bir yığın sözcüğe bugünlerde bir yenisini ekledi; sırık, yani Barış.
Gözde Mutluer Kimdir?
1991 yılında doğan Gözde Mutluer Marmara Üniversitesi’ne Sinema TV bölümünde okudu. 2008 yılından bu yana Biskrem, Ülker Çikolata, Avea, Algida, Rocca, Turkcell gibi pek çok önemli markanın reklamlarında oynadı. Dizi çalışmalarına 2009 yılında Show TV’de yayınlanan Melekler Korusun'la başladı. Tövbeler Tövbesi, Lale Devri, Bebek İşi, Not Defteri, Aşkın Kanunu, Bana Baba Dedi, Asla Vazgeçmem ve Kördüğüm dizileriyle televizyondaki çalışmalarına devam etti. Beyaz perdede ise Mert Baykal’ın yönetmenliğini yaptığı Kardeşim Benim filmiyle ilk kez sinema seyircisiyle buluştu. 2017 yılında 4N1K’nın Yaprak’ı olarak izleyici karşısına çıktı. Yaprak karakteriyle seyircinin büyük ilgisini toplayan oyuncu, 4N1K’nın ikinci filmi ve dizisinde de başrolünü üstlendi. Gözde Mutluer aynı zamanda kadın portreleri ve manzaralar üzerine yaptığı illüstrasyonlarla resim çalışmaları da yapıyor. Sıla’nın albüm kapakları için çizimler yapan oyuncu, şarkıcının bir klibinin de yönetmenliğini üstlendi.
Gözde Mutluer'in Oynadığı Diziler 4N1K / Yaprak / 2018 Kördüğüm / 2016 Asla Vazgeçmem / Yağmur / 2015-16 Bana Baba Dedi / 2015 Aşkın Kanunu / 2014 Not Defteri / 2014 Bebek İşi / 2013 Lale Devri / 2012 Tövbeler Tövbesi / Songül / 2011 Melekler Korusun / Işıl / 2009
Gözde Mutluer'in Oynadığı Filmler 4N1K 2 / Yaprak / 2018 4N1K / Yaprak / 2017 Kardeşim Benim / Ayşe / 2015 Benimle Oynar Mısın? / Sıla /2013 Dağ / Pelin / 2012
Atakan Hoşgören kimdir? Ali Tekelioğlu Atakan Hoşgören Atakan Hoşgören Ali Tekelioğlu Yaprak’ı, her durumda, şartlar ne olursa olsun, koruyan kollayan gamzeli kahraman. Çocukluktan beri hislerini Yaprak’a ne anlatabilmiş ne de Yaprak anlayabilmiş. Okulun basket takımının yıldız oyuncusu ve kaptanı. Barış burda da Ali’nin tadını fena kaçırıyor. Babası Tekin’le yıldızları asla barışmamış. Aralarında derin bir baba ve oğul çatışması var. Devasa bir gizemin ortasında yaşıyor yıllardır ve henüz bunun farkında değil. Okuduğun okulun rehber hocası, her belada kapısını çaldığı Ela Hoca, onun gerçek annesi ve Ali henüz bunu bilmiyor.
Atakan Hoşgören Kimdir?
1999 yılında İstanbul’da doğan Arnavut kökenli, 4 Kardeş’in en küçüğü olan Atakan HOŞGÖREN, Kolej eğitiminden sonra Doğuş Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümüne devam etmektedir.
Oyuncuk hayatına 7 yıl önce başlamıştır. Onun üzerinde reklam filminde oynan Atakan HOŞGÖREN, Yıldızlar Şahidim adındaki dizide de kısa bir süre rol almıştır. Tiyatro deneyimini bulunan Atakan HOŞGÖREN aynı zamanda 5 yıl kadar Beşiktaş altyapısında basketbol oynamıştır.
Oyunculuk eğitimini, çeşitli oyuncu koçlarıyla çalışarak edinmiş, en son oyunculuk eğitimini “4N1K” ekibinin oyuncu koçu Celal Eldeniz’den almıştır.
Menajerliğini Best Model Kordinatörü ve Menajer Emrah YILDIZ yapmaktadır. Kısa bir süre önce 4N1K – 2 filmdeki ALİ TEKELİOĞLU karakterini canlandırmıştır. 4N1K filminden sonra Fox TV ‘de yayınlanacak 4N1K dizisinde de rol alacaktır. Hobileri arasında Kitap, Sinema, Tiyatro, Basketbol, Müzik, Kısa Film ve Spor, Klasik Araba tutkusu bulunmaktadır.
Atakan Hoşgören'in Oynadığı Diziler Yıldızlar Şahidim / 2017
Atakan Hoşgören'in Oynadığı Filmler 4N1K 2 / Ali / 2018
Burak Yörük kimdir? Barış Ozansoy Burak Yörük Burak Yörük Barış Ozansoy Nam-ı diğer Sırık. Özgüveni battal beden. Şayet bir ''Ozansoy''sanız, hayata bir adım önde başlarsınız. Barış, Ozansoy ailesinin tatlı serseri veliahtı. Hayat onun için bir oyun alanı… İlgi odağı olmaya bayılıyor. Rekabet, onun vazgeçilmezi. Hayatta hiçbir şeyi elde etmek için ekstra bir çaba sarf etmediği için, ona meydan okuyan biri varsa, artık tek gündemi o kişi oluyor. Motosiklet ve basketbol onun vazgeçilmezi. Anne ve babasını küçük yaşta kaybetmiş, disiplin kumkuması babaannesi tarafından büyütülmüş.
Burak Yörük Kimdir?
26 Mayıs 1995 yılında İstanbul’da doğan Burak Yörük, kariyerine 2002'de "çocuk oyuncu" olarak başladı. Beykent Üniversitesi'nin "Tiyatro bölümünde" eğitimini sürdüren Burak Yörük; Ben Onu Çok Sevdim, 20 dakika ve Biz Boşanıyoruz adlı dizilerde oynadı.Genç oyuncu, geçtiğimiz yıllarda vizyona giren "4N1K" filminde Barış Ozansoy karakteri ile kariyerine büyük bir adım atarak sinema dünyasına "Merhaba" dedi. Yörük ayrıca, aynı filmin devamı olan "4N1K-2"de rol aldı.
Burak Yörük'ün Oynadığı Diziler 4N1K / Barış / 2018 Ben Onu Çok Sevdim / Aydın Menderes / 2013 20 Dakika / Tayfu 2013 Biz Boşanıyoruz / Cancan / 2004
Burak Yörük'ün Oynadığı Filmler 4N1K 2 / Barış / 2018 4N1K / Barış / 2017
Bülent Alkış kimdir? Müdür Bülent Alkış Bülent Alkış Müdür Öğrencileri tavrıyla, her lafıyla darlamayı iyi biliyor. İleri derecede bir “arıza”, full performans bir “kıl”. “İstatistik” konusunda duayen. Bu da fena halde diline vurmuş durumda. Yeri geldiğinde, garip bir istatistiksel bilgiyle içinde bulunduğu durumu özetleyebiliyor ya da karşılıklı konuşurken çeşitli istatistiklerden örnekler vererek lafı gediğine koyuyor. Kendisi gibi eşinden uzun süre önce boşanmış velilerden Melike’ye gönlünü kaptırmış durumda. Melike oğlu Sinan’a, Müdür de kızı Ece’ye henüz durumu açık edememişken, bir dizi karışıklık yüzünden Rüştü kendini olmaz komik durumların içinde buluyor.
Bülent Alkış Kimdir?
Bülent Alkış, 1974 yılında İzmir‘de doğdu. Lise öğrenimini bitirdikten sonra Şiirce ve Tiyatro Merdive'de görev aldı. 1992 yılında Konak Belediye Tiyatrosu ile İzmir’de tiyatro çalışmalarına başladı. Tiyatroya “Alamanya’dan Bir Yar Gelir Bizlere” oyununda postacı rolü ile merhaba dedi. 9 Eylül Üniversitesi Konservatuarından oyunculuk eğitimi alarak mezun oldu. Daha sonra İstanbul‘a geldi. İstanbul’daki oyunculuk serüveni Pınar Çocuk Tiyatrosu ile başladı. Profesyonelliğe ilk adımını Levent Kırca ve Oya Başar Tiyatrosu’nun “Hangi Yüzle” adlı oyunuyla attı. Sonraki yıllarda Masal Gerçek Tiyatrosu, Hadi Çaman Yeditepe Oyuncuları, Kukla Çocuk Tiyatrosu, Üsküdar Çocuk Tiyatrosu gibi tiyatrolarda oyunculuğa devam etti. 1998 yılında “Aynalı Tahir” dizisinde Murat karakterini canlandırdı. Bülent Alkış, 2004 yılında yayınlanan Çağan Irmak‘ın yönetmenliğini yaptığı “Çemberimde Gül Oya” adlı dizide oynadı. Sonrasında Bu Kalp Seni Unutur mu?, Bir Çocuk Sevdim, Herşey Yolunda Merkez, Filinta” adlı dizilerde rol aldı. 2011 yılında kahkaha dolu tiyatro oyunu “Cam”da rol aldı. 2014 yılında Levent Kazak‘ın yazdığı “Kurusıkı” adlı tiyatro oyununda rol aldı.
Bülent Alkış'ın Oynadığı Diziler 4N1K / 2018 / Müdür İsimsizler / Hasan / 2017 Dayan Yüreğim / Tahir / 2017 Filinta / Padişah / 2014-2016 Herşey Yolunda Merkez / Sami Yavuz / 2013 Umutsuz Ev Kadınları / 2012–2013 İffet / 2011 Kayıp Aranıyor / 2011 Bir Çocuk Sevdim / Kerem / 2011 Umut Yolcuları / Ünal Çalışkan / 2010 Bu Kalp Seni Unutur mu? / Hüseyin Akay / 2009 Babam Adam Olacak / Tuncay / 2008 Arka Sokaklar 3. Sezon / Savcı / 2008 Tatlı Bela Fadime / Vedat / 2007 – Sev Kardeşim / Erdal Kalabık / 2006 Bebeğim / Selim / 2006 Misi / Hasan / 2005 Köpek / Salih / 2005 Çemberimde Gül Oya / Salih / 2004 Kurşun Yarası / Hamit / 2003 Hadi Uç Bakalım / Çağlar / 2003 Biz Size Aşık Olduk / Kamuran / 2002 Aynalı Tahir / Murat / 1998
Bülent Alkış'ın Oynadığı Filmler 4N1K 2 / Müdür /2018 4N1K / Müdür / 2017 Aşkın 5 Hali 2016 Kırımlı / Mustafa / 2014 Çanakkale 1915 / Binbaşı Mahmut Sabri / 2012 İstanbul’da Aşk / 2010 Çoğunluk / 2010
Cihan Şimşek kimdir? Sinan Yorulmaz Cihan Şimşek Cihan Şimşek Sinan Yorulmaz Aşk formülleri ondan sorulmakta; hayatın anlamını erkek dergilerindeki tüyolarda, ezber ettiği romantik komedilerde bulmuş. Gelgelelim sert kayaya, yani bildik aşk formüllerinin işlemediği bir kıza tosluyor, Ece’ye. Hoşlandığı Ece’nin, okulun ömür törpüsü Müdür’ün kızı olduğunu bilmiyor henüz. Anne ve babası yıllar önce boşanmış. Annesi Melike onun her şeyi… Bekar annesine, bir başka bekar, okulun Müdür’ü gönlünü kaptırmış. Onlar çocuklarından, çocukları onlardan saklar durur aşklarını, çarşı pazar karışmasın diye...
Cihan Şimşek Kimdir?
Cihan Şimşek, 06 Ağustos 1992’de Almanya’nın Bad Säckingen şehrinde doğdu. İlk oyunculuk deneyimi 2009 yılında ekrana gelen ‘Bez Bebek’ dizisiyle oldu. 2012 yılında Disney Channel Türkiye’de yayınlanan ‘Zil Çalınca’ dizisinde ilk başrolünü oynadı. Birçok önemli markanın reklam filmlerinde de yer alan Cihan Şimşek, dizi kariyerine ‘Bir Yastıkta’, ‘Beni Böyle Sev’, ‘MedCezir’, ‘Hanım Köylü’ gibi başarılı yapımlarda oynayarak devam etti. 2017 yılının Mayıs ayında vizyona giren, Büşra Yılmaz’ın aynı adlı romanından sinemaya uyarlanan ‘4N1K’ filminde canlandırdığı Sinan karakteriyle ilk kez sinemaseverlerle buluştu. ‘4N1K 2’ filmi ile 4 Mayıs’ta yeniden izleyici karşısına çıkmaya hazırlanıyor.
Cihan Şimşek'in Oynadığı Diziler 4N1K 2 / Sinan / 2018 4N1K / Sinan / 2017 Hanım Köylü / 2016 Medcezir / Ali / 2015 Beni Böyle Sev/ Deniz / 2014 Bir Yastıkta / Poyraz / 2013 Zil Çalınca / Metehan / 2012-2013 Bez Bebek / Selim / 2008-2009
Cihan Şimşek'in Oynadığı Filmler 4N1K 2 / Sinan / 2018 4N1K / Sinan / 2017
fragmantv seslisohbet fragmanlar seslichat
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2019.01.15 18:43 fragmanlife Seven Ne Yapmaz dizisi konusu ve oyunculari

Seven Ne Yapmaz dizisi konusu ve oyunculari Genel Hikaye Safranbolu'dan İstanbul'a uzanan romantik bir aşk hikayesi… Yapımcılığını MF Yapım'ın üstlendiği, başrollerini Yusuf Çim ve Seren Şirince'nin paylaştığı, Safranbolu'dan İstanbul'a uzanan eğlenceli, zaman zaman da dramatik bir aşk hikayesinin anlatıldığı dizide Yusuf Çim ve Seren Şirince'ye; Ecem Çalık, Serhat Parıl, Şeyla Halis, Sertan Erkaçan, Ferzan Hekimoğlu, Ahmet Olgun Sünear ve Merve Altınkaya eşlik ediyor.
Yönetmenliğini Bora Onur'nun yaptığı dizi atv ekranlarında Çarşamba günleri izleyicileriyle buluşuyor.
Genel Hikaye:
Uçarı, çapkın, yakışıklı Ozan Ekinsoy, Türkiye'nin büyük holdinglerinden Ekinsoy Holding'in veliahtıdır. Fakat yaptığı büyük bir hata nedeniyle babası Orhan tarafından köye gönderilerek cezalandırılır. Ozan memlekette, o güne kadar tanık olmadığı saf bir yüreğe ve güzelliğe sahip Nazlı'yla karşılaşır. Annesiz ve babasız büyüdüğü halde yaşadığı köyün gözbebeği olan Nazlı, kendi ayakları üstünde durmayı başarabilen, cesur ve güzel bir genç kadındır. Ozan Nazlı'nın bu sahiciliğinden çok etkilenir ve Nazlı'ya karşı kendisinden hiç beklemediği duygular beslemeye başlar; Nazlı'ya bir anda aşık oluvermiştir. Nazlı da ona... Hayli heyecanlı başlayan tanışmaları giderek eğlenceli bir kovalamacaya dönüşür. Beraber çok güzel zaman geçirirler, ama Ozan'ın aklında elbette Nazlı'yla evlenmek yoktur. Fakat çocukluğundan bu yana Nazlı'yı büyüten Fatma ana ve bölgenin bir numaralı dedikoducusu Hatice bir yanlış anlama sonucu iki aşığı yakalar, Nazlı'yla Ozan'ın hiç zaman kaybetmeden evlenmeleri gerekiyordur. Ozan kendini birdenbire hiç hayal etmediği bir hayatın içinde bulur. Ve birden büyük bir paniğe kapılır. Acaba bu evliliğe hazır mıdır? Ozan ne yapacağını bilemez bir haldeyken İstanbul'dan bir telefon alır, acil geri dönmesi gerekmektedir. Böylece Ozan nikahın olduğu gece Nazlı'yı bırakır ve kimseye söylemeden İstanbul'a döner. Nazlı, Ozan'ın gittiğini fark ettiğinde kahrolur ve çileden çıkar. Bütün köyün gözünde yerin dibine geçmiştir. Bunu Ozan'ın yanına bırakmayacaktır; Ozan'dan intikam almak için soluğu İstanbul'da alır. Fakat hayat her zamanki gibi oyununu oynar. Nazlı'nın alacağı intikam, bilinen yöntemlerden çok farklı olacaktır. Öldü kabul ettiği babası Yaşar ve var olduğunu yeni öğrendiği kardeşi Arzu'nun yardımıyla Ozan'ın hayatına yeniden girer. Üstelik bambaşka şekilde. Ozan işte o andan itibaren kendisini büyük bir oyunun içinde bulacaktır.
Seven Ne Yapmaz
Yusuf Çim Ozan Ekinsoy Ozan, yakışıklı, havalı, sorumsuz ve çapkın genç bir adamdır. Hayatı boyunca hiç yokluk görmemiş, hiç sıkıntı yaşamamıştır. Tatlı dilli, şeytan tüyü olan zeki biridir ama zekasını bugüne kadar hep çapkınlığa ve haytalığa kullanmıştır. Ta ki bu tavrıyla aile şirketinin sonunu hazırlayana kadar... Babasının verdiği ceza, Ozan'ın tüm hayatını değiştirecektir.
Seren Şirince Nazlı Aycı Güzeller güzeli köylü kızımız Nazlı, Fatma ananın çiftliğinde büyümüş, çalışkan, herkesin yardımına koşan melek gibi bir kızdır. Annesini bebek yaşta kaybetmiş, köyden gitmek zorunda kalan babasını ise hiç tanımamıştır. Annesi yerine koyduğu Fatma'nın kanatları altında, doğal bir ortamda, çiftlikte büyümüştür. Bu güzel, iyi yürekli kızımız için hayat Fatma ana' nın yeğeni Ozan'ın köye gelmesiyle değişir.
Ecem Çalık Arzu Aycı Arzu, iyi eğitim görmüş, genç yaşına rağmen babasıyla birlikte çalışmaya başlamış ve çok başarılı olmuş genç bir kızdır. Her daim güzel, şık ve ciddi bir görünümü vardır. Birden hayatına varlığını bildiği ama hiç tanışmadığı ablası Nazlı girer. Arzu'nun yaşamı ablasını tanıdıktan sonra çok değişecektir.
Sertan Erkaçan Recep Karaman Köye göre hallice bir ailenin biricik oğludur ve Nazlı'ya çok aşıktır. Öyle ki, Nazlı' yı görünce heyecandan kekeler. Nazlı' nın gönlü olmamasına rağmen, sevgisini göstermekten hiç vazgeçmez. Recep hayatımıza çok renkli bir kişilik olarak dahil olacak, hatta günün birinde Ozan'a rakip bile olabilecektir.
Serhat Parıl Mehmet Eğilmez Ozan'ın çocukluk arkadaşı olan Mehmet, Ekinci Holding'in mobilya fabrikasının temel direklerinden biri, baş ustasıdır. Babası Ozan'ın babası Orhan beyin sağ kolu gibidir. Ozan ne kadar hayta, sorumsuz, işe yaramazsa Mehmet tam tersidir. Aklıyla düşünür, kalbiyle karar verir. Ta ki Arzu'yla tanışana kadar.
Ahmet Olgun Sünear Serdar Serdar zengin, yakışıklı ve aynı zamanda çalışkan biri...
Merve Altınkaya Ebru Ebru... Zengin ve başarılı ama kalbi kırık.
Seven Ne Yapmaz 11. Bölüm özeti Nazlı benim olacak!
Ozan'ı kıskandırmak için başladığı oyun, Nazlı'nın başına iş açmıştır. Serdar'dan da yüreğindeki kalabalığını bir türlü eksiltemediği Ozan'dan da kaçar. Serdar yıkılmıştır. Yine de Ebru'nun sözünü dinleyip beklemeye karar verir. Ozan ise, en azından evet demediği için mutludur. Bu mutluluğu, tek dert ortağı Mehmet'in, nedenini anlayamadığı şekilde ona çok sert bir tepki göstermesi ve kendisini bir daha aramamasını söylemesiyle sekteye uğrar. Nazlı'nın kreminin test için laboratuvara gönderildiğini öğrenen Arzu, onu bir kez daha gaza getirir ve iş yerine gönderir. Nazlı gider ama kafası fazlasıyla karışık durumdadır. Bütün gece Ozan'ı düşünmüştür. Belki de Ozan'ın gerçekten iyi bir açıklaması vardır. Belki her şeyi boş verip ona inanmalı ve elini tutmalıdır. Serdar'ın durumunu gören Ebru, Nazlı'yla baş başa konuşmaya karar verir. Bu yüzden onu yemeğe çıkartır. Burada öğrendiği bir şey, Nazlı'nın son kalan umudunu da parça parça eder. İki müzmin aşık, birbirinden tamamen kopmak üzeredir. Ama Ozan'ın, hayatının aşkından, diğer yarısından vazgeçmeye niyeti yoktur. Ne olursa olsun, dünya başına yıkılsa da aşkının peşinden gidecektir.
fragmantv seslisohbet fragmanlar seslichat
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2019.01.15 02:27 fragmanlife Yasak Elma Dizisi Konusu ve oyunculari

Yasak Elma Dizi Konusu; Zeynep (Sevda Erginci) ve Yıldız (Eda Ece) birbirine çok düşkün ama hayalleri birbirinden tamamen farklı olan iki kardeştirler. Yıldızın hayatı sosyetenin kraliçesi Ender Argunla (Şevval Sam) tanışınca değişir. Ender, Yıldızı kocası Halit Argundan (Talat Bulut) kurtulmak için kullanmaya karar vermiş ve Yıldıza hayatının teklifini sunmuştur.
Yıldızın hayatında bunlar olurken, Zeynepin çalıştığı firma Alihan Taşdemir (Onur Tuna) tarafından satın alınır. Alihan son derece kibirli, ukala, zengin bir iş adamıdır. Zeynep ve Alihanın zıtlıkları kısa zamanda bir etkileşime dönüşür. Zeynepin bilmediği şey ise Alihanın Halitin ortağı ve ikinci karısının kardeşi olmasıdır.
Yıldızın vereceği karar sadece kendini değil Zeynepi de etkileyecektir.
Yasak Elma dizidi oyuncuları;
Halit Argun (Talat Bulut) Ender Argun (Şevval Sam) Alihan Taşdemir (Onur Tuna) Yıldız Yılmaz (Eda Ece) Zeynep Yılmaz (Sevda Erginci) Zehra Argun (Şafak Pekdemir) Caner Çelebi (Barış Aytaç) Şengül Doğan (İrem Kahyaoğlu) Sinan (Kıvanç Kasabalı) Zerrin Taşdemir (Nilgün Türksever) Erim Argun (İlber Kaboğlu) Lila Argun (Ayşegül Çınar) Lal Uzun (Tuğçe Koçak)
Talat Bulut kimdir? Halit Argun Talat Bulut Talat Bulut Halit Argun Türkiye’nin en zengin adamlarından biridir. İyi, çalışkan ve saygın bir iş adamıdır. Tek sorunu çapkınlığıdır. Güzele, gençliğe çok meraklıdır. Yanında hep bakımlı ve güzel bir kadın görmeye alışmıştır. Evli olduğu kadınlara boşanırken tek kuruş vermeyen, mücevherleri bile kendi özel kasasında korumaya alan garantici biridir. Kadınların ilgisi olmadan yaşayamaz ve kadınlar tarafından ilgi görmek ve sevilmek ister.
Talat Bulut Kimdir?
Tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu, seslendirme sanatçısı Talat Bulut, 23 Mart 1956 yılında Kars’ın Sarıkamış ilçesinde doğdu. Eğitimini, Hacettepe Üniversitesi, Elektronik Mühendisliği bölümünde sürdürürken 2. sınıfta yarıda bırakan Talat Bulut, sanat yaşamına 1975 yılında Ankara Sanat Tiyatrosu'nda Dimitrov adlı oyunda sahneye çıkarak başladı. Uzun süre AST bünyesinde çalışan sanatçı, Türkân Şoray'ın teşvikiyle kamera karşısına geçerek Hazal filmiyle sinemaya adım attı. Bir dönem Türk sinemasının üretkenliğinin azaldığı süreçte etkinliklerine ara verdi. Kaliteli filmlerde oynamayı tercih eden Talat Bulut; halen sinema ve dizi filmlerde rol almanın yanı sıra seslendirme çalışmaları da yapmaktadır. Geniş izleyici kitlesiyle tanışmasına neden olan film Manisa Tarzanı'dir.
Talat Bulut'un Oynadigi Diziler Yasak Elma / Halit / 2018 Göç Zamanı / Yılmaz / 2015 Göç / Yılmaz / 2012 Kasaba / Mümtaz / 2009 Annem / Musa / 2007-2008 Saklambaç / Coşkun / 2005 Aşk Olsun / Timur / 2003
Talat Bulut'un Oynadigi Filmler Vezir Parmağı / 2016 Mucize / Mahir / 2014 Mutluluk / İrfan / 2007 Melekler Evi / Ahmet / 2000 Abuzer Kadayıf / Abdo / 2000 Cemile / 1996 Manisa Tarzanı / Ahmet Bedevi / 1994 Herşeye Rağmen / Hasan / 1988 Buralı Olmayan Biri / 1988 Kurtar Beni / Salih / 1987 Yunus Emre / Yunus Emre / 1986 Yapayanlız / 1986 Su / Merdan / 1986 Son Urfalı / Şehmuz / 1986 Prenses / Talat / 1986 Kuyucaklı Yusuf / Yusuf / 1985 Kurbğgalar / Ali / 1985 Karanfilli Naciye / Tarık / 1984 Firar / Mahmut / 1984 Fidan / Engin / 1984 Derman / Tahsin / 1983 Çayda Çıra / Yusuf / 1982 Yaşamak Seninle Güzel / Aydın / 1982 Göl / Hasan / 1982 Yılani Öldürseler / Ali / 1981 Takas / 1980 Beni Böyle Sev / Murat / 1980 Hazal / 1979
Şevval Sam kimdir? Ender Argun Şevval Sam Şevval Sam Ender Argun Sosyetik tanımının sözlükteki gerçek karşılığı ve tam bir cemiyet kadınıdır. Güzelliğinin doruğundayken de Halit Argun gibi çapkın, evli ve milyarder iş adamının yanına sekreter olarak girmeyi başarmıştır. Enerjisi, becerisi, çalışkanlığı ve kadınlığıyla da yıllardır hayalini kurduğu hayata Halit’ten hamile kalarak ve bunu bir süre gizleyerek kavuşmuştur. Paraya ve güce aşıktır.
Şevval Sam Kimdir?
11 Kasım 1973 tarihinde İstanbul'da doğmuştur. Annesi şarkıcı Leman Sam, babası Selim Sam'dır. İlk ve ortaokulu Etiler’deki Hasan Ali Yücel İlkögretim Okulu'nda okumuştur. Zincirlikuyu İnşaat Teknik ve Yapı Meslek Lisesi Restorasyon bölümünden mezun olmustur. Üniversiteyi, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik bölümünde okuyarak bitirmiştir. 1993 – 1998 yilları arasında oynayan "Süper Baba" adlı dizideki rolüyle büyük beğeni toplamıştır. Şevval Sam 2006 yılında yayınladığı "Sek" adlı stüdyo albümüyle müzik kariyerine adım attı. 2007 yılında "Istanbul's Secrets" adlı 2. albümünü, 2008 yılında "Karadeniz" adlı 3. stüdyo albümünü çıkarmıştır. Sam, 2010 senesinde 70'lerin arabesk sarkılarını kendine has tarzıyla, yorumladığı "Has Arabesk" albümünü çıkardı. Arabesk müziğinin karakterine uygun olarak hiçbir elektronik enstrümanın kullanılmadığı albümde, Orhan Gencebay'dan, Ferdi Tayfur'a, Gülden Karaböcek'ten, Esengül ve Müslüm Gürses'e kadar dönemin ikon haline gelmiş arabesk sanatçılarının, arabesk tarihinde iz bırakmış, şarkılarına yer verilir. Birçok dizide rol alan Şevval Sam, ayrıca reklam filmlerinde de rol aldı.
Şevval Sam'ın Oynadığı Diziler Yasak Elma / Ender / 2018 Bodrum Masalı / Yıldız / 2016 Kara Kutu / Adalet / 2015 Acayip Hikayeler / 2012 Yalan Dünya / 2011 Derman / Derman / 2008 Yaşanmış Şehir Hikayeleri / Ece / 2006 Çocuğun Var Derdin Var / Zeynep / 2004 Müjgan Bey / Müjgan / 2004 Yıldızların Altında / Türkan / 2002 Karaoğlan / 2002 Gülbeyaz / Gülbeyaz / 2002 Aşkın Dağlarda Gezer / Kajal / 1999 Feride / Feride / 1996 Süper Baba / Deniz / 1993
Şevval Sam'ın Oynadığı Filmler Black Horse Memories / 2015 Yüreğine Sor / 2009 Siyah Beyaz / Ayten / 2009 Yaşamın Kıyısında / 2007 Martılar ve Istanbul / Pınar / 2000
Onur Tuna kimdir? Alihan Taşdemir Onur Tuna Onur Tuna Alihan Taşdemir İstanbul’un en gözde ve en yakışıklı bekarıdır. Gittiği her yerde dikkatleri üzerine toplar. Kadınlar etrafında pervanedir. Mükemmeliyetçidir, asla hata kabul etmez. İşinde acımasızdır, ikinci bir şansı asla vermez. Hayatta değer verdiği ve güvendiği kişiler azdır. Acımasız görünmekten hoşlanır. İnsanların ondan çekinmesini ister.
Onur Tuna Kimdir?
Onur Tuna, 16 Temmuz 1988 tarihinde Çanakkale’de doğmuştur. 9 Eylül Üniversitesi Iktisat Fakültesi'nde lisans eğitimini tamamlamıştır. Ege Üniversitesi Konservatuvar'ında Sanat Müziği ses eğitimi de almıştır. Gitar çalmasını bilen Onur Tuna’nın "Acın Verdi" ve "Tıpkı Sen" şarkıları dışında 70'e yakın şarkısı vardır. 1,95 boyunda olan Onur Tuna, ortaokul yıllarından itibaren lisanslı voleybol ve basketbol oynamıştır. Ortaokul ve lise yıllarında tiyatro oyunlarında yer almaya başlayan Tuna, İzmir’de üniversite okurken 4 yıl profosyonel mankenlik yaptı. İzmir Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde oyunculuk eğitimi aldı. Senaryosunu Mahsun Kırmızıgül’ün yazdığı 2011 yılında yayınlanan “Hayat Devam Ediyor” adlı dizide Sıraç Bakırcı karakterini canlandırdı. 2014 yılında başrolleri Farah Zeynep Abdullah ve Engin Akyürek’in paylaştığı “Bir Küçük Eylül Meselesi” adlı sinema filminde rol aldı. 23 Aralık 2014 tarihinde yayınına başlayan Bir Osmanlı Polisiyesi olan “Filinta” adlı dizide "Filinta Mustafa" karakterini canlandırmıştır.
Onur Tuna'nın Oynadığı Diziler Yasak Elma / Alihan / 2018 Cesur Yürek / Ömer / 2016 Filinta "Bin Yılın Şafağında" / Mustafa / 2015 Filinta " Bir Osmanlı Polisiyesi" / Mustafa / 2014 Hayat Devam Ediyor / Sıraç / 2011-2012
Onur Tuna'nın Oynadığı Filmler Bir Küçük Eylül Meselesi / Atıl / 2014
Eda Ece kimdir? Yıldız Yılmaz Eda Ece Eda Ece Yıldız Yılmaz Gencecik yaşına rağmen hayatından sıkılmıştır. Ona göre mutluluğun anahtarı zengin bir koca bulup evlenmek ve lüks içinde bir hayat yaşamaktır. Sosyeteye ve lüks insanlara hayranlık duyar. Yıllar sonra Ender’in teklifiyle hayatının değişebileceğini anlayıp, aklını Halit’i tavlamak ve onun karısı olabilmek için kullanacaktır.
Eda Ece Kimdir?
20 Haziran 1990'da İstanbul'da doğmuştur. Şişli Terakki Lisesi ve ardından İstanbul Bilgi Üniversitesi Psikoloji Bölümünü bitirdikten sonra, Sanat Tarihi üzerine ders aldı ve bir galeride çalışmaya başladı. Ayrıca okul yıllarında tiyatro kollarına üye olan ve oyunlarda görev alan Eda Ece, bir gün oynamış olduğu bir tiyatro oyununda menajer Tümay Özokur'un dikkati çekerek oyunculuk teklifleri almıştır.
Eda Ece'nin Oynadığı Diziler Yasak Elma / Yıldız / 2018 Ali Ekber Cevahir / Eda / 2017 İlişki Durumu: Karışık / Elif / 2015 Beni Böyle Sev / Zeyno / 2013-2014 Pis Yedili / Günçiçek / 2011-2013 Aşkın Mucizeleri / 2004 Mihriban / 2002
Eda Ece'nin Oynadığı Filmler Deliha 2 / 2018 Yol Arkadaşım / Aysun / 2017 Salur Kazan: Zoraki Kahraman / 2017 Mahrumlar / Ela / 2016 Kocan Kadar Konuş: Diriliş / Ceren / 2016 Görümce / Deniz / 2016 Deli Dumrul / 2016 Kocan Kadar Konuş / Ceren / 2015 Kızım İçin / Tuba / 2013 Mahpeyker Kösem Sultan / 2010
Sevda Erginci kimdir? Zeynep Yılmaz Sevda Erginci Sevda Erginci Zeynep Yılmaz Yıldız’ın iki yaş küçük kız kardeşidir. Yıldız kadar gösterişli ve süslü değildir. Daha doğal, yaşının gerektirdiği gibi olan bir kızdır. Zeynep’te insanları etkilen şey karakteridir. Dürüst, çalışkan, akıllı, idealisttir. Haksızlığa gelemez. Karşısında patronu da olsa, ortada bir haksızlık varsa bunu söyler. Lafını esirgemez, korkmaz. Çok akıllı ve beceriklidir.
Sevda Erginci Kimdir?
Sevda Erginci, 3 Ekim 1993 tarihinde İstanbul'da doğmuştur. 15 yaşından itibaren oyunculuk ve tiyatro ile ilgilenen Sevda Erginci'nin tiyatro ile ilk buluşması Semaver Kumpanya'da çocuk tiyatrosunda "Paki ve Sevgi Çiçekleri" oyunu ile olmuştur. 1,5 yıl oyunculuk eğitimi almıştır.
Sevda Erginci'nin Oynadığı Diziler Yasak Elma / Zeynep / 2018 Ver Elini Aşk / Ayperi / 2017 Hayat Bazen Tatlıdır / Sevda / 2016 Karagül / Ayşe / 2013-2015 Veda / Lamia / 2012 Koyu Kırmızı / Ayşe / 2012
Sevda Erginci'nin Oynadığı Filmler Uzaklarda Arama / Nazlı / 2015
fragmantv seslisohbet fragmanlar seslichat
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2019.01.03 16:03 fragmanlife Bizim Hikaye Dizisi Konusu ve Oyunculari

Medyapım’ın yapımcılığını üstlendiği Bizim Hikaye dizisinin jenerik müziği de Çağatay Akman tarafından yapıldı. Dizinin başlamasıyla bu müzikte dijital ortamda aynı gün hizmete sunulacak. Hazal Kaya, Burak Deniz, Reha Özcan, Nejat Uygur, Nesrin Cevadzade, Yağızcan Konyalı gibi oyuncuların rol alacağı dizi annesi tarafından terk edilmiş beş kardeş ve alkolik bir babayla hayat mücadelesi veren ve hayatın zorluklarına karşı dimdik duran Filiz’in hikayesidir. İstanbul’un kenar mahallerinde beş kardeşin sorumluluğu alan Filiz oldukça metanetlidir. Kardeşleri de yaşadıklarından ötürü olsa gerek problemlerini kendi başlarına çözmek zorunda kalmıştır.
Her şeye rağmen yüzlerinden gülümsemeyi eksik etmeyen Filiz günlük işlere giderek evin geçimini sağlamaktadır. Filiz’in hayatına oldukça yakışıklı olan Barış girerek hem Filiz’in gönlünü kazanmaya çalışır hem de ailenin bir ferdi olarak o aileye katılmaya çabalar. Barış oldukça ketumdur ve bu durum bu ilişki açısından problemler yaratmaktadır. Uzun süredir Filiz’e gönlünü kaptırmış polis Cengiz de işin içine eklenince Barış’ın Filiz’in gönlünü kazanması zorlaştırmıştır.
Bizim Hikaye Dizisi Karakterleri ve Oyuncuları
Hazal KAYA (FİLİZ)
1990 Gaziantep doğumlu olan ünlü oyuncun tam adı Leyla Hazal Kaya’dır. İstanbul’da büyüyen Hazal Hukukçu bir aileden gelmektedir. Anne ve babası Avukattır. Ümit Çırak Modern oyunculuk teknikleri atölyesinde oyunculuk eğitimini aldı. Hafızalarımıza Aşk-ı Memnu adlı dizide Hazal karakteri ile yer etmiştir. Bir çok sinema, dizi ve reklam filmlerinde rol almıştır. Bunlardan bazılarını yazacak olursak; 2006 yılında Sıla Acemi Cadı Taşların Sırrı 2008 Aşk-ı Memnu 2010 Behsat Ç. ile dizilerde, 2011 yılı yapımı Çalgı Çengi 2012 Bu Son Olsun ile Otostop adlı sinema filmlerinde rol almıştır.
Burak DENİZ (BARIŞ)
1989 yılı İstanbul doğumlu olan yakışıklı oyuncu 18 Mart Çanakkale Üniversitesi mezunudur. İlk oyunculuk tecrübesini Kolej günlüğü adlı dizi ile ekran karşısına çıkmıştır. Daha sonra yıldızı parlayan Burak 2012 yılında Sultan adlı dizide 2013 kaçak adlı dizde 2015 yılında Tatlı Küçük Yalancılar 2016 yılında Aşk Laftan Anlamaz adlı dizilerde rol almıştır.
Reha ÖZCAN (FİKRİ)
1965 yılında Bingöl’de dünyaya geldi. Liseyi Kartal Anadolu Lisesi’de okudu. Üniversite eğitimi olarak Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesini 1987 yılında tamamladı. İlk ekranların karşısına “Naciye Kimi Sevmez” adlı dizi ile çıkmıştır. Bir çok tiyatro da oynamıştır. Antalya, İstanbul ve Trabzon Devlet Tiyatrolarında görev yapmıştır.
Nesrin CEVADZADE (TÜLAY)
1982 Azerbaycan doğumludur. 1993 yılında annesi ile beraber İstanbul’a gelerek yerleşmiştir.Özel Bilgi Koleji’nde liseyi okurken tiyatroya yöneldi. Marmara Üniversitesi Sinema ve Televizyon bölümünden mezun olan oyuncu, üniversitede okurken pek çok kısa film çekerek başarılı adımlarla ilerlemiştir. Dört dil bilen oyuncu, Yersiz Yurtsuz dizisinde başrol oyuncusu olarak rol almıştır. Dilberi’in Sekiz Günü adlı sinema filmiyle En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazandı. Samanyolu, Alınyazım , Ağır Roman Yeni Dünya, Küçük Ağa dizilerinde Yangın Var, Güzel Günler Göreceğiz, Kuzu, Annemin Şarkısı, Son Mektup filmlerinde rol alan oyuncu, en son Kış Güneşi dizisinde rol almıştır.
Yağızcan Konyalı (Rahmet)
1991 yılında İstanbul’da dünyaya gelen oyuncu Mimar Sina Üniversitesi Devlet Konservatuvar mezunudur. Öyle Bir Geçer Zaman Ki dizisinde Aydın olarak izleyiciyle buluşan oyuncu Adı Mutluluk dizisinde de rol almıştır.
Alp Akar (Fikret)
2006 İstanbul doğumlu olan Alp, Canım Ailem, Ezel, Geniş Aile, Umutsuz Ev Kadınları, Hayat Dediğin, Kertenkele, Çifte Saadet dizilerinde rol almıştır. En son olarak ise Show tv’nin Güldüy Güldüy Show adlı programında seyirciyle buluşmuştur.
Zeynep Selimoğlu (Kiraz)
2007 doğumlu olan Zeynep Doğa Koleji öğrencisidir. Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde eğitim alan Zeynep dans eğitimi de almıştır. İlk deneyimi bu dizi olacaktır. Dizide duyarlı kendini savunan bir karakter olan Kiraz’ı canlandırmaktadır.
2015 senesinde İstanbul’da dünyaya gelen Ömer Sevgi, sahnelere bu dizi ile merhaba demiştir. Dizide de evin en küçük yaramaz çocuğunu canlandırmaktadır.
fragmantv seslisohbet fragmanlar seslichat
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2014.12.30 01:51 lgbtifm LGBTİ FM Gelecekten Gelmeyen Adam 6- Bir Ayrımcılık Hikayesi

Ayrımcılık...
Artık bu bir suç değil hak haline geldi… Evet, evet hak haline geldi.
Hatta son moda bir çanta gibi herkesin omzunda, kolunda, cebinde taşıdığı bir aksesuar haline geldi. Sokakta, tvde, evde, iş yerinde her yerde, her alanda ayrımcılık bir aksesuar oldu. Bu durum geçmişte daha azdı, şimdi arttı, gelecekte ise bir çok konu gibi bu durumda b.ka sarıyor.
Gelecekte ayrımcılık öyle bir boyuta varıyor ki çok zeki adamlar çok aptal adamların güdümüne “ayrımcılık” yüzünden sokulup, o çok aptal adamlar pis ve sarı dişlerinin arasından sırıtarak, çok zeki adamları bir b.ka saatlerce baktırıp mavi boncuk arattırıyor.
İşte gelecekte ki ayrımcılık yüzünden bürokrasi, özel sektör ve resmi daireler bu noktaya geliyor.
Ben nereden mi biliyorum ben bilmiyorum ancak garip bir gelecekten gelmeyen adam olarak tahmin ediyorum.
Peki bu diplomatik, çıkar ilişkilerinin ayrımcılığı peki ya kişiye tercihleri yüzünden, yapılan diretilen ayrımcılığa ne demeli?
İşte bu ayrımcılık giderek büyüyor ve önü alınmazsa çığ gibi de büyümeye devam edecek demeyi o kadar çok isterdim ki maalesef diyorum çünkü artık önü alınamayacak yani önünde durulamayacak kadar büyüdü. Her önüne geleni içine katıp giderek de büyümeye daha fazlasını içine çekip tutmaya devam ediyor.
Artık kendine göre mavi saç yanlışsa bu duruma medeni bir platformda konuşarak değil de hemen 4 kişilik koalisyon kurup onu saf dışı etmeye çalışıyoruz.
Bu durum saygıyı işler diyorsunuz ama evet saygı sokağından geçiyor ama saygısızlık fiilini ayrımcılık kavramıyla kişiler bir başka kişinin üzerinde uyguluyor.
Şöyle ki; Bunu bizzat yaşadığım bir olay üzerinden konu içerisinde mavi saç olmasa da yakınlığı olan bir konu ile örnekleyeceğim. Her zaman ki gibi bir yerden bir yere giderken eğer arkadaşlarımın veya çalıştığım kurumun aracı yoksa şahsi aracımda olmadığı için toplu taşımayla giderim. Genelde de garip bir kaç komik olay yaşarım. Otobüste Bidbox yapan çocuklar ve bunu anlamayıp kriz geçirdiğini sanan otobüs şoförü yada metroda break dans yapanlara sessizce öğütler bir tonda yaklaşıp “tepene kan iner yavrum ne yapıyorsun” diyen teyzeler veya durak ta sokak tiyatrosunu yaşatan sanatçılara anlamsız ve alakasız sözcüklerle bağırıp onu hain ve hırsız ilan edip gerçek hırsızları alkışlayan amcalar vb, vb, ama bu sefer otobüste ki hiçte hoş olmayan güldürmeyen, sinirlendirip küplere bindiren bir ayrımcılık garipliği yaşandı.
İki çift bindi otobüse önce. Benim hemen 2 sıra arkamdan ve çaprazımda ki ters giden koltuklara oturdular. İzmirliler bilirler (gerçi bir çok kentte öyle artık ama otobüste 4 lü karşılıklı koltuklar var ve bazıları tersli düzlü koltuk düzeni) neyse bir durak sonrada iki erkek genç birey bindi. Yüzümde tebessümle birlikte bir fikir oluştu aklımda ve derken çat diye tam karşımda ki 2 li ters koltuklara oturdular.
Biraz ilerledik çaprazımda ki kızlı erkekli çiftimiz aşk dolu dakikalara başlayıp ufak tefek hoş ve yüzde gülümseme bırakacak el şakalarıyla erkek arkadaşla şakalaşarak yolculuğa devam ediyor. Karşımda ki 2li de öle kendi aralarında neredeyse kendilerinin bile zor duydukları bir desibelde kimselere dokunmadan konuşuyorlar ve fikrim giderek doğru yönde şekillenip onları göz ucuyla izliyorum derken biraz daha ilerledik çaprazımda ki çift biraz daha aşka gelecek oldular ki ufak tefek öpücükler konduruyorlar ve karşımda kiler de şakalaşıp omuz el ısırıp hafif hafif gülümsüyorlar. Ve dedim Burak düşündüğün şey sanırım doğru bir kaç durak ilerledik toplam da bu olay 15-20 dk içerinde gelişti ve karşımda ki çift artık biraz daha yüksek sesle konuşur birbirlerinin omuzuna yatıp gülüşür oldular çaprazımda ki çift ise birazdan evlenecek gibiler. Derken bir hışımla koridorda ayakta ki amca önce homurdanarak sonra da bağırışlar içerisinde “ayıp oluyor gençler hiç yakışıyor mu size? Burada çoluk çocuk var” dedi.
Bende sanırım yanda ki çifte diyor diye düşünüp acaba kim dedi dercesine öyle afaki amcanın önün de ki tüm herkesin pür dikkat baktığı koridor aralığından bende baktım. Tabi çaprazımda ki çift topladı kendi. Benim karşımda kiler ise halen durak isimleriyle dalga geçip çok düşük bir desibelde şakalaşıyorlar.
Derken sanırım amcam bu tüm koridor bana baktı şimdi seçim konuşması yapmalıyım gazını alıp devam etti bu sefer daha insanlık çıkan bir ses tonuyla “hey size diyorum utanmazlar. Çocuk var be tövbe hiç iki erkek tövbe tövbe ısırmalar kıkırdamalar insanda edep olmalı. Baban binse ne diyeceksin.” Şimdi jeton düştü! O amcam da tıpkı benim gibi karşımda ki ikiliyi çaprazımda ki gibi çift sanmış ve izlemiş ama hoş olmayan tiksinen bakışlarla. Ve düşüncem doğruydu karşımda iki tane çift vardı.
Sadece aşık, masum iki çift. Peki neden ayrımcılık yapılıp biri daha masumken o masuma bağırılıp, hor görülüyordu. Acaba bilimde ki isimleri farklı diye mi? Ona “homo” ona “hetero” dedikleri için mi?
Hemen karşımda ki gariplerim toplandı. Önlerine başlarını eğdi.Görseniz kıpkırmızı kesildiler. Azıcıkta göz altında birbirlerine bakıyorlar. Yanda ki çift biraz sinirlendi. Fark ettim çünkü erkek olan elini kız arkadaşından çekmişti. Maço bir tipi vardı. Eh be amca sana yanlış olabilir ama saygı ne oldu neden açık hedef haline getirip milleti birbirine kırdırdın.
İçimden bunlar geçerken amcam devam etti… “Ayıp ayıp, sözde bu moderinlik oluyor. Tövbe gavur söylüyor o televizyonda bunlarda iyi birşey sanıyorlar. Biz sizin yaşınızda askerdik vatanı korurduk sen şimdi git desem gidemezsin. Zaten gitsen de bu halde bizi nasıl koruyacaksın”
Derken çaprazda ki maço abimiz ayağa kalktı daha da sinirlendiği kesin, otobüs homurtular, çocuk pısmaları ve suçsuz masum karşımda küçülmüş iki kişi, ayağa kalkan abimiz bir hışımla hafif boğazını temizleyip bizim masumcukların yanına doğruldu tabi bende biraz dikeldim korktuğum olursa elimden ne gelirse müdahale edeyim derken abimiz elini masumun omuzuna atıp “bey amca ayıp oluyor yaşından utan ne yaptılar da sana sen böyle terbiyeden yoksun konuşuyorsun” gibisinden sadece güzel siyah beyaz Türk filmlerin de göreceğimiz türden şairane bir şekilde edebi replikler attı.
Şok bir şekilde gözlerim büyürken renkli masumlarımız da kafalarını yerden kaldırıp hafif gözleri dolu şekilde birbirlerine bakıyorlar.
Amcamız altta kalır mı bir anda namus tipsali kesilip tek doğrunun kendisi olduğunu düşündüğü o meşhur ve içinden anlam çıkarılmayacak kendince anlamlı sözlerini yine terbiyesi yerlerde bir şekilde sıraladı.
“sana birşey diyen olmadı delikanlı sen otur oturduğun yerde. devam et. onların yüzünden başımıza taş yağacak bu ne ben onları görmek zorundamıyım”
O an kafamı filmler deki yavaş bir şekilde çekilmiş sahne gibi çevirip arkamda ki “duracak” düğmesine basıp “o zaman rahatsızsanız buyurun inin, biz anormal ve nahoş bir durum göremiyoruz sizin dışınızda buyurun sizde inin bu durum bitsin“.
O ana kadar susmuştum. Ne kadar cahile laf anlatırsın ki e malum kaba kuvvete olmaz şu anlık sözlü atışma var Dur Burak gibisinden derken ne olduysa Sanırım o Maço abimiz gaz verdi söyledim.
Neyse amcamız belki diğer otobüs sakinlerinin karışmamasından yalnız hissedip indi belkide evine geldi indi belkide tüm otobüsün cehenlemlik olduğunu :) düşünüp indi ama indi.
İşte sonuç mu?
Sonuç şu ki ayrımcılık o kadar farklı bir boyuta vardı ki öpüşmek tuhaf karşılanırken sana göre daha uçuk, günah, saygısız, kötü vs sayılan bir olayın karşısında normal oldu. Ve ayrımcılık yapıp sen iyisin, normalsin sen anormal ve kötüsün oldu.
Herkes çift her zaman bu kadar şanslı ve mutlu hikayelere sahip olmuyor.
Nice insan ayrımcılık, saygısızlık, hedef gösterilip yafta yapıştırmalar ve dahası yüzünden ölüme sürükleniyor yada öldürülüyor.
Üstelik bu ayrımcılık konusu sadece cinsel tercihler yüzünden insanlara yapılmıyor giderek her konuda, her yerde farklı şekilde yapılıyor. Salata gibi çeşitlerini arttırıp rant için, en ucuz yoluyla ayrımcılığı sunup insanlara birer “protein çubuğuymuş*” gibi ikram ediyorlar…
Kimse masum değil...
O zaman herkes az da olsa temiz olan elinin ucuyla bir zeytin dalı tutsun…Belki gelecek daha oksijeni bol bir dünya olur.
Bilim dergisi yazıyordu oksijenin arttığı yerlerde insanlar daha çok düşünüyormuş çünkü…
Azıcıkta olsa belki sağlıklı düşünürüz diye…
Daima Renkli ve Güzel Düşleriniz olsun…
Not 1 : Seçimler dün gece sonuçlandı. Haftaya da gündem derlemesiyle “Gelecekten Gelmeyen Adam 7- Seçim Sonrası” yazısında görüşmek dileğiyle… Not 2: *”protein çubuğuymuş” mükemmel bir film olan “Snowpiercer” dan bir terim… İzlemenizi tavsiye ederim…
submitted by lgbtifm to lgbtifm [link] [comments]


Baha Aşk Yemini - YouTube Rana Ilahi - Helalim  Official Video - YouTube Muhteşem Dans Şarkısı - YouTube İLK DANS ŞARKILARI  Aşk Eşittir Biz - İrem Derici - YouTube Tarkan - Beni Çok Sev - YouTube Zülfikar Özer - Cok Seviyorum (Senol Music Records) - YouTube kırbahçesi 2 - gelin damat muhteşem ilk dans Can Bonomo - Tastamam (Official Video) - YouTube Aglatan Dans / 'Aşk Sandığın Kadar Değil, Yandığın Kadardır.. Aydilge - Sonsuz Sevgilim (Official Video) - YouTube

Olsun Electrics Corporation LinkedIn

  1. Baha Aşk Yemini - YouTube
  2. Rana Ilahi - Helalim Official Video - YouTube
  3. Muhteşem Dans Şarkısı - YouTube
  4. İLK DANS ŞARKILARI Aşk Eşittir Biz - İrem Derici - YouTube
  5. Tarkan - Beni Çok Sev - YouTube
  6. Zülfikar Özer - Cok Seviyorum (Senol Music Records) - YouTube
  7. kırbahçesi 2 - gelin damat muhteşem ilk dans
  8. Can Bonomo - Tastamam (Official Video) - YouTube
  9. Aglatan Dans / 'Aşk Sandığın Kadar Değil, Yandığın Kadardır..
  10. Aydilge - Sonsuz Sevgilim (Official Video) - YouTube

Follow us on Social Media: IG: https://www.instagram.com/mucahidbk https://www.instagram.com/s.simsek1905 https://www.instagram.com/rana.ilahi FB: https://ww... Tarkan'ın, DMC etiketiyle yayınlanan '10' albümünde yer alan 'Beni Çok Sev' isimli şarkısı, video klibiyle ve şarkı sözüyle netd müzik'te. Hemen dinle! Beni ... Açıklama: Hayatınızın belki de en önemli anlarından biri olan düğünün de belki en önemli anı, hayatınızı birleştirmeye karar verdiğiniz kişi ile yapacağınız ... Can Bonomo'nun, Avrupa Müzik etiketiyle yayımlanan 'Tastamam' isimli şarkısı, video klibiyle MuzikPlay kanalında! Kanala Abone Olmak için: http://bit.ly/Muzi... Aydilge'nin ‘Kendi Yoluma Gidiyorum’ albümü dijital platformlarda ve tüm müzik marketlerde! Apple Music: https://apple.co/2JwMfnP iTunes:https://apple.co/2Jw... Zülfikar Özer - Cok Seviyorum Yillarin en Hit Dans Parcasi Ask Sarkisi SÖZ / MÜZIK : ZÜLFIKAR ÖZER ARANJE / PRODUCER: SENOL UZMAN STUDIO : Senol Music Record... This video is unavailable. Watch Queue Queue. Watch Queue Queue Enjoy the videos and music you love, upload original content, and share it all with friends, family, and the world on YouTube. Söz: Murat Baytekin Müzik: Murat Baytekin Mp3 olarak indir : http://www.webrexa.com/muhtesem-dans-sarkisi-mutlu-son/ İletişim : 0536 893 93 86 Şarkı ismi: Mu... AŞK OLSUN DÜĞÜN SALONLARI. Category People & Blogs; Song ... İlk Dans düğün ilk dans şarkı buika salon giriş Seda&Seray wedding 08.08.2015 - Duration: 4:14.